Kathmandu – Chitwan

15 Ağustos of 2011 by

08.08.2011

Rüyamda ona bende ‘kuşkusuz’ diyordum, bir gün yolum düşecekti izine. İşte şimdiki gibi, belki bundan daha sarhoşçasına cismim dizine yıkılacak. Ellerim tutmayacak ve kadehim elimden düşecek, işte o zaman saçının zincirlerine vurulacağım.

Sabah çok erken saatte, yine son dakikada uyanarak ağır çantalarla yakında olduğunu düşündüğümüz ama 20 dakika kadar yürüdüğümüz Chitwan otobüsüne gidiyoruz. Bu yolun güzel yanı yolda rafting heyecanını deneyecek olmamız. Otobüse bindiğimiz anda hepimiz uyuduk. Her şey çok ani oldu, gerçekten yorgun ve uykusuzduk. Bir kaç saat sonra uyandığımda karşılaştığım manzara; her yeri ağaçlarla çevrilmiş dağlar, yeşilin her tonu,  tonların arasından dökülen çağlayanlar, ilerde bulutları yaran Himalayalar onların ortasında ise orta şiddette bir nehir. Rafting yapacağımız yere ulaşıncaya kadar bu manzara hiç değişmedi.

Trisuli Nehri 141 km’lik bir doğa harikası ve onun üzerinde ilerlerken çevreyi gözlemlemek ise paha biçilemez. Özellikle muson mevsiminde daha keyifli olduğundan bahseden rehberimiz Milan, 20 senedir bu nehirde büyümüş biri olduğundan içimiz oldukça rahat. 2.5 saat süren bu haz patlamasında bazen sakin yerlerde nehirde yüzdük, bazen çok sert yerlerde düşme tehlikesi geçirdik ama her şeye rağmen gözümü ayırmadığım doğaya bizi Kathmandu’daki binalardan kurtardığı için hep teşekkür ettim.

Yolun sonunda acıkmış olan karnımız bizi oldukça sevecen karşılayan Nepalliler eşliğinde geleneksel Nepal mutfağının dal bhat yemeği güzelce ile doydu. Kendi aramızda konuştuğumuz şey insanlar şehirden uzaklaşınca o kadar sıcaklar ve içtenler ki her şey şuan istediğimiz gibiydi. Daha doğrusu buradan beklediğimiz buydu.

Yemekten sonra hepimiz ‘hoş geldin Hindistan’ dedik. Bizi Chitwan’a götürecek otobüs ağzına kadar insanla doluydu. Ya diğerini bekleyecektik ya da otobüsün üstüne binecektik. Genelde Hindistan’a özgü bu manzarayı duyduğumuz için bizde tabi ki üstüne binmeyi tercih ettik. Bizimle beraber 6 Mikronezyalı insan daha bindi (o güne kadar Mikronezya’nın nerede olduğunu bile bilmiyordum. Hemen hemen Avustralyalılar, Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesiymiş). Uçurumların kenarında, yanımızdan geçen arabaların kornalarıyla geçen 1,5 saatlik yolculuktan sonra Chitwan’a ulaştığımızda akşam olmuştu. Ve ben bu yolculuğu ıslak bir şekilde yaptığım için hasta olmuştum. Hemen iyileşmeliydim çünkü Chitwan’da gergedanlar ve leoparlarla dolu bir ormana girecek, fil üstünde seyahat edip, timsahlı nehirlerde kürek çekecektik. Vücuduma ilaç gibi bir kimyasal koymayı sevmediğim için gereken enerjiyi yemeklerde bulmaya çalıştım. Güzel bir uyku çekmek ve ertesi günü beklemek üzere kertenkeleli odama doğru yol aldım.

Doğanın içinde bulunmak, her şeyden uzak olmak, kendimle baş başa kalabilmek hem doğru yolda olduğumu gösterdi, hem de her şeye bir adım daha yaklaştığımı.

 

Previous:

Kathmandu

Next:

Chitwan

You may also like

Post a new comment