Kıskançlık

05 Aralık of 2010 by

İnsanın ne denli uygar olduğunun kanıtı kıskançlık duygusunu yenmesiyle anlaşılır. Kıskançlık, ne denli gelişemediğimizin, bu yabanıl duyguya ne kadar yenildiğimizin göstergesi olmalı. İster sanatçı, aydın, isterse ticaretle uğraşan olsun bu değişmez.

Toplum olarak bu duyguyu yendiğimiz zaman, şiddetten de arınabileceğiz. Özgüvenimize kavuşabileceğiz. Bir düşünür “Sizi kıskananlar, sizin gibi olmak isteyendir” der. Öyle de olsa, bunu göstermenin yolu kıskançlık olmamalı. Çünkü kıskançlık şiddeti doğuruyor. Şiddet ise insana hiç yakışmıyor.

Her gün haberlerden eksik olmuyor, kıskançlık yüzünden işlenen cinayetler, kavgalar, yaralamalar, hırpalamalar, maddi, manevi zararlar…

İnsan olarak, şapkamızı önümüze koyup düşündüğümüzde, kıskançlık gibi bir duyguya ihtiyacımızın olmadığını anlarız.

Kıskançlığın zararı en çok da kadınlaradır. Kocalar, babalar, ağabeyler, sevgililer, kadını sevdiği için kıskanır, kıskandığında öldürür, sakat bırakır. ‘Öyle giyinme, onunla konuşma, çalışma dedim, beni dinlemedi’ gibi bahanelerle kendilerini haklı çıkarmaya da çalışırlar. Bir insanın başka birine, nasıl yaşaması gerektiğini söylemesi kadar aşağılayıcı bir şey olabilir mi?  

İneğini korumak için ahıra kapattığı, bahçesini korumak için çitle çevirdiği, parasını kasaya kilitlediği gibi, mal saydığı kadını da korumak için dört duvar arasına kapatır. Onun beynini yok saydığı, birey kabul etmediği için onun hakkında kararları vermeye kalkışır. Yaşamı hakkındaki kararları kendisine bırakmaz.

İşin en tuhaf yanı ise, kadınlarda bu konuda yanıltılmış, inandırılmışlardır. Onlar da korunmaya muhtaç olduklarını sanırlar. Hatta bunu dile getirerek, ‘Başımızda bir erkek bulunsun’ derler, sanki kendi başları yokmuş gibi. Oysa kadının gücü, erkekten daha mı az? Kadın korunmaya muhtaç olursa, erkek olmaz mı? Zayıf olan, özgüveni gelişemeyen her insan, cinsiyeti ne olursa olsun, korunmaya muhtaç olduğunu sanır. Sürekli başını koyacak bir omuz arar. Bu konuda kadınlar yanıltılıp zayıf olduklarına inandırıldıkları için, kıskanılmayı sevgi sanır, yanılır ve bu ona şiddet olarak döner. Kıskançlık, zaten bir şiddettir.

Cumartesi gün Burdur’da ‘Burçak Tarlası’ kitabının imza günü vardı. Oradaki kalabalığın içinden bir genç kıza “Erkeğini seçerken şiddet yanlısı olup olmadığını nasıl anlarsın?” diye bir soru yönelttim. “Öncelikle benim özgürlüğümü kısıtlayıp kısıtlamadığına bakarım” diyerek, benim umutlarımı arttırdı. Ne olursa olsun kadınlar uyanıyor! Şiddetin artması da bundan olabilir. ‘Karanlık ne denli koyuysa, ışık o kadar yakındır.’

Aslında kıskançlık, karşısındakine değil, kendine güvenmemek değil midir? Güvenin sevgiden daha önemli olduğunu anladığımızda, kıskançlığı yenebiliriz diye düşünüyorum. Hırsın da başarıyı arttırdığı sanılır. Oysa hırs öncelikle mutluluğu yok etmez mi? Kıskançlığın öz kardeşi değil midir?

‘Kadınlar özgürleştikçe, erkekler de özgür olacaktır. Çünkü birisini köleleştirdiğinizde, siz de köleleşmiş olursunuz.’

Previous:

Bayramın Ardından

Next:

Süt Memeleri

You may also like

Post a new comment