Konuşmayı Bilmek

14 Aralık of 2010 by

Konuşmaktan konuşmaya fark var; kimi sözcükleri öylesine başıboş ve bol keseden sarf ederken, kimi her bir sözcüğün, her bir cümlenin yerinde ve yeterince kullanılmasından yanadır…

Konuşmak karşı tarafla kurulan çok önemli ve ciddi bir bağdır aslında; bir enerji alışverişidir. Konuşan, dinleyen ve dinleyen, konuşan derken kendimizi ya enerjik hissederiz ya da yorgun. Genellikle içimizdekileri boşaltmaya yönelik bir konuşmada karşı tarafın alıcılığını ve istekliliğini göz önünde bulundurmayız. Hal böyle olunca taraflardan biri yorulan diğeri umursamaz olur.

Konuşmak bir sanattır oysa bir ölçüdür, bir alışveriştir ve öylesine yapılan bir şey olmaktan öte geçemedikçe de kim konuşursa konuşsun cehalettir…

Bir mesel bunu pek güzel anlatır; Profesör konferans vermek üzere salona girmiş. Ön sırada oturan seyis dışında salon boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör sonunda seyise sormuş:

— Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?

Seyis cevap vermiş:

— Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.

Bu sözlere hak veren profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş.

Konferanstan sonra kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylamasını isteyerek sormuş:

— Konuşmayı nasıl buldun?’

Seyis cevap vermiş:

— Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelir biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Cehalet Mutluluktur!

Next:

Gece ve Gündüzün Çocukları; Ayışığı ve Günışığı

You may also like

Post a new comment