Kuğu Cenneti Zürich

16 Aralık of 2011 by

9 Kasım 2011

Uzun seneler İsviçre’nin başkentinin Zürich olduğunu zannederdim. Adını çok duyurmuş olması sanırım bunda başlıca etken. Başkent olmasa da İsviçre’nin en büyük kentine kısa bir tren yolculuğundan sonra varıyorum.

Zürich Garı gördüğüm en büyük garlardan biri. Alışveriş merkezi havasında ve dükkanlarla dolu. 60 adet perona sahip. Garı dolaştıktan sonra şehirle buluşuyorum…

İlk olarak kendimi Limnat Nehri kenarına atıyorum. Nehir kuğularla bezenmiş. Yanımda yiyecek bir şey olmadığı için çok üzüldüm. Onları beslemek hoşuma gidecekti oysa. Karşıdaki evler bir masaldan çıkmışçasına yan yana yan yana dizilmişler. Üç dört katlı evler, dik çatılarıyla çok hoş gözüküyor. Hele ki görüntülerinin suya yansımaları çok hoş. Kısa aralıklarla yapılmış küçük köprülerin hepsinin üzerinde yürümek istiyorum. Hava soğuk ama çok temiz. Gökyüzü uzun bir süreden sonra gri bulutlarla kaplanmış durumda. Sırt çantamın içinde minik bir şemsiye olduğu için seviniyorum. Yağmur yağsa da sorun olmayacak. Bu şehri baştan sona gezicem.

Nehir kenarında hevesimi aldıktan sonra Lindenhof Parkı’na doğru yukarı çıkmaya başlıyorum. Linden ‘ıhlamur’ demekmiş. Yolun iki tarafına sıralanmış ağaçlar herhalde ıhlamur ağacı diye düşünüyorum. Parka çıkan yol küçük taşlarla bezenmiş, sağlı sollu dükkânların olduğu bir patika. Aralardan şehrin saat kulesinin sivri tepesi gözüküyor. Biraz fotoğraf molasından sonra parka varıyorum. Park ağaçlarla kaplı. Şehir ise ayaklarınızın altında. Elimde harita şehrin ana noktalarını bulmaya çalışıyorum.

Parktan sonra Zürich’in en büyük katedrali olan Grossmünster’e gidiyorum. Burası halk için reform hareketinin ana kilisesi olmuş. Basamaklarla katedralin tepesine tırmandım ve bir kere daha Zürich’e tepeden baktım. Arkasından diğer bir kiliseye Framünstere’e gittim. Kilisenin içine girdiğiniz zaman Marc Chagall tarafından tasarlanan vitrayları görmeden sakın dışarı çıkmayın. Chagall bu muazzam görünümlü vitrayları 80’li yaşlarında tasarlamış.

Artık İsviçre’nin Almanya ile komşu olan tarafına geldiğim için burada her şey Almanca. Menüler, sokak isimleri, konuşmalar hep Almanca. Bu bölgede yaşayanların daha disiplinli, daha temiz ve kurallara uyma konusunda daha hassas olduğunu söylüyorlar.

Karnım acıktığı için yemek yeri bakınmaya başlıyorum. Bu yörede kremalı dana eti dilimleri yanında rösti (rendelenmiş ızgara patates) yenmesi tavsiye ediliyor. Birkaç lokanta araştırmasından sonra karar verdiğim birine girip yemeğimi sipariş ettim. İkisi de nefis geliyor. Etler ağzımda dağılıp eriyiveriyor. Tatlı olarak da yine bu yöreye özgü meyveli turta yiyorum. Pek turta meraklısı değilimdir ama tadı hiç fena değildi. Ayrıca tatlı olarak dağlarda yetişen meyveleri da çok tavsiye ediyorlar. Özellikle yaban mersini ve ahududuyu çok öneriyorlar. Aklınızda bulunsun.

Arkasından şehrin kalbi olan geniş ve uzun (1.5 km) Bahnhofstrasse Caddesi’ne girdim. Sağlı sollu şık dükkanlar göz alıyor. Yolun ortasından geçen tramvayları oturup seyrettim. Sonra cadde boyu yürümeye başladım. Çikolata dükkanları çok güzel. Buraya has çikolatalarıyla Sprüngle’ye gitmemi özellikle tavsiye etmişlerdi. Ben dükkanı aranırken karşıma çıkıverdi. İçeri girdiğimde, renk renk çikolatalar tezgahlara, raflara dizilmiş karşıladı beni. Kremalısı, çileklisi, vişnelisi, fındıklısı, deniz kabuğu şeklinde olanı derken benim alışveriş sepeti dolup taşıyor. Sonunda elim kolum dolu dükkandan çıkmayı beceriyorum.

Artık hava kararmaya başladığından hava iyiden iyiye soğuyor. Tekrar nehir kenarına inip oradaki arka sokaklarda dükkanları gezdim. Bu sefer binaların ışıklarının da suya yansımasını seyrettim. Ve nehrin gece manzarasının daha güzel olduğuna karar verdim.

Ertesi gün yolculuğum Lugano Gölü’ne olacak.  Otele gidip biraz dinlenmeli…

Sağlıcakla,

Yazı ve fotoğraflar: Anette Inselberg

Previous:

Hatay, Şanlıurfa, Mardin

Next:

Lugano’da Trekking

You may also like

  • 18 Kas

    Batum Botanik Bahçesi

    Gezi

    Son zamanlarda, ülkemizde Karadeniz ve Doğu Karadeniz turları büyük ilgi görmekte. Şayet böyle bir tura ...

  • 11 Tem

    Balıkaşıran’dan Öteye Akıllı Adam Geçmez Hemşerim

    Gezi

    Ege’den kaptıracaksın kendini aşağıya. Dünya’nın en güzel yollarından geçeceksin. Hele bir de Muğla’dan Datça’ya bağlanırken ...

  • 10 Ara

    Bodrum Bodrum…

    Gezi

    Tatil deyince birçok insan deniz, kum, güneş üçlüsünü bulabileceği ülkemizin tatil merkezi Bodrum’a mutlaka gitmiştir. ...

  • 09 May

    Kadim Şehir Palu

    Gezi

    Dönemin Palu Kaymakamı sevgili dostum Mehmet Fatih Çiçekli’nin daveti üzerine geçtiğimiz yıl (2015) Palu’da bir ...

Post a new comment