Küller ve Kar

07 Şubat of 2012 by

Tek farkı farkındalığı olan insanoğlunun, farksızlığının farkına varması gerektiğini hisseden Gregory Colbert’in eşsiz yolculuğuna, Küller ve Kar projesine katılmak için önce içimizde bir boşluk açmak zorundayız. Çünkü gereksiz şeylerle öylesine doldurduğumuz bir benliğimiz var ki; suçlamaları, kızgınlıkları, üzüntüleri, korkuları ve diğerlerini saklama alışkanlığımız, farkına varabilmek için bir engeldir. Yaşamımıza yeni şeylerin ulaşmasına izin vermek için yer açmak, boş bir alan yaratmak zorundayız.

İşte 32 yaşında farkına varan fotoğraf sanatçısı Colbert, 1992 yılında radikal bir karar vererek insanoğlu ile hayvanlar arasında ki muhteşem uyumu fotoğraflayabilmek için 10 yıl süren ve 34 ülkeyi kapsayan bir yolculuğa çıktı. Aralarında balinalar, kaplumbağalar, şahinler, kral kartalları, antiloplar, zebralar, leoparlar, filler ve kutsal Mısır turnalarının olduğu 40 türün insanlar ile ilişkilerini fotoğrafladı. Ayrıca 60 dakikalık bir belgesel çekti.

Colbert’in döndüğünde ise kendisine bir yer kiralaması gerekti ve İtalya’da deniz kuvvetlerine ait olan bir tersaneyi Japon mimar Shigeru Ban ile sergi haline getirdi. Fotoğraflarını bastırdığı kağıtlar özel yapım ve sırrı açıklanmayan bir kumaştandı. Tamamen geri dönüşüm özelliğindeydi. Serginin duvarları ise tersanede ki konteynırlardan oluştu. Herşey doğal ortamın dokusuna uygun ve taşınabilir oldu. Bu yolculuğu, sergiyi ve belgeseli anlatacak bir sözcük varsa, o da ‘Uyum’ dur.

“Bu anda bana gelirsen, dakikaların saat olur, saatlerin gün ve günlerin bir ömür olur. Tam bir yıl önce kayboldum. O gün bir mektup aldım. Beni fillerle yaşamımın başladığı yere geri çağırıyordu. Lütfen aramızda bir yıldır süren sessizlik için beni bağışla. Bu mektup sessizliği kırdı. Sana yazacağım 365 mektubun ilki. Herbir sessizlik günü için bir tane. Asla bu mektuplardaki kendimden fazlası olmayacağım. Bunlar benim kuş yolu haritalarım. Ve bunlar doğru olacağını bildiklerimin hepsi. Herşeyi hatırlayacaksın. Herşey öncesi gibi olacak. Zamanın başlangıçında, gökyüzü uçan fillerle doluydu. Her gece gökyüzünde aynı yere yatıyorlardı. Ve bir gözleri açık hayal kuruyorlardı. Eğer gece yukarıdaki yıldızlara bakarsanız,  bir gözleri açık uyuyan fillerin ışıldayan gözlerini görürsünüz.

Evim yandığından beri ayı daha net görüyorum. İçime düşen tüm cennetlere bakıyorum. Ellerimle tuttuğum cennetler gördüm, fakat bıraktım. Tutamadığım sözler gördüm. Azaltamadığım acılar, iyileştiremediğim yaralar, dökemediğim gözyaşları,  kederlenemediğim ölümler gördüm.  Karşılık veremediğim dualar,  açmadığım kapılar,  kapatmadığım kapılar  ve yaşamadığım hayaller…Kabul edemediğim ama bana sunulanların hepsini gördüm. Arzu ettiğim, fakat asla almadığım mektuplar gördüm.  Olabileceklerin tümünü gördüm, fakat asla olmayacak…

Hortumunu yukarı kaldırmış bir fil yıldızlara bir mektuptur. Balinanın suda sıçraması denizin dibinden bir mektuptur. Bu imgeler hayallerime bir mektuptur. Bu mektuplar sana olan mektuplarımdır. Kalbim pencereleri yıllardır açılmamış eski bir ev gibidir. Fakat şimdi pencerelerin açıldığını duyuyorum. Turnaların, Himalayalar’ın eriyen karlarının üstünde yüzdüğünü hatırlıyorum. Deniz ayısının kuyruğunda uyumak, sakallı fokların şarkısı, zebranın havlaması, kumun çıtırdamaları, karakulakların kulakları, fillerin egemenliği, balinaların suda sıçraması ve boğa antilopunun silueti… Mirket’in ayak parmağının kıvrımını hatırlıyorum. Ganj Nehri’nde yüzmek, Nil’de gemi yolculuğu, Hatshepsut kolidorlarında dolaşmayı ve birçok kadının yüzünü hatırlıyorum. Sonsuz denizler ve binlerce mil nehirler…Babalar ile çocuklar hatırlıyorum. Ve tadı hatırlıyorum. Ve şeftalinin kabuğunu soymayı…Herşeyi hatırlıyorum. Fakat geride bırakılanları hiç hatırlamıyorum. Rüyalarını hatırla. Savanna fillerini daha uzun izledikçe, daha fazla dinledikçe, daha fazla açtıkça kim olduğumu hatırlıyorum.  Koruyucu filler, doğa orkestrasının tüm müzisyenleri ile birlikte çalışma isteğimi duyabilir mi?

Filin gözlerinden görmek istiyorum. Adımları olmayan dansa katılmak istiyorum. Dansın kendisi olmak istiyorum. Eğer daha yakına gelir veya daha uzağa gidersen söyleyemem. Yüzüne baktığımda bulduğum huzuru özlüyorum. Eğer şimdi yüzün bana dönerse, kaybolduğunu sandığım yüzü tekrar bulmam belki daha kolay olur, kendimin.

Tüy ateşe, ateş kana, kan kemiğe, kemik iliğe, ilik küllere, küller kara…Balinalar şarkı söylemiyor, çünkü bir cevapları var. Şarkı söylüyorlar, çünkü bir şarkıları var. Sayfada yazılı olan değil, önemli olan, gönülde ne yazılı olduğudur. Haydi mektupları yak ve küllerini kara ser. Nehrin kenarında, bahar geldiğinde ve kar eridiğinde ve nehir yükseldiğinde kıyısına geri dön. Ve kapalı gözlerinle mektuplarımı tekrar oku. Bırak kelimeler ve imgeler vücudunu dalgalar gibi yıkasın. Ellerinle kulaklarını kapa ve mektupları tekrar oku. Cennet müziklerini dinle. Sayfa, sonra ki sayfa, sonraki sayfa… Kuşun yolundan uç…Uç…Uç…”

 


Previous:

Gizlenen Dokuzlar

You may also like

Post a new comment