Lumbini

19 Haziran of 2011 by

Lumbini, 4 Aralık’06

Pasaport işlemleri sırasında masada oturan memur önümdeki kıza görebileceği yerlerle ilgili tavsiye verirken, masanın üstüne açtığı Nepal haritasında gezinen parmaklarını ben de takipteydim. Şu anda bulunduğumuz yerin Lumbini’ye çok yakın olduğunu, 20 dakikalık bir mesafede bulunduğunu, keza hem Siddartha Guetama Shakyamuni Buda’nın doğduğu köy olması bakımından hem de dünyanın birçok ülkesinin bu köyde kendi adını taşıyan bir manastır yaptırmış olması bakımından bu yerin görülmeden geçilmemesi gereken bir yer olduğunu söylediğinde, yolumun Lumbini’ye doğru gittiğini anladım, bana sadece onu takip etmek düşüyordu…

Binadan çıktıktan sonra yürümeye başladım. İlerde köy minibüslerini görebiliyordum. Bir tanesi dolmuştu ve kalkmak üzereydi, ona yetiştim ve son anda bindim. Minibüsün hareketiyle birlikte bir toz dumanının da aynı anda havaya kalkması, o anın içinde bir an demirlememe neden olmuştu. Etrafta oradan oraya kaçışan tavuklar, toprak yol ve toz dumanı hoş bir his tarafından kuşatılmama yetip de artmıştı bile…

İki koltuk önümde karşı tarafta oturan büyük şapkalı bir kadın dikkatimi çekti. Kadını arkadan görebiliyordum. Minibüs doluydu ve dikkatim hem insanların kılık kıyafetlerinde hem de camdan görünen tarlalardaydı. Bir taraftan da nerede inmem gerektiği konusunda düşünüyordum. Aslında minibüste çok fazla yabancı vardı ve onlar nerede inerse ben de orada inecektim. Bu uyguladığım, sonucu en memnuniyet verici yöntemlerden biriydi. Mesele kimi takip edeceğimdeydi. Her durakta o yerin, orada bana inip inmeme hissini verişine, sevimli olup olmayışına da dikkat ediyordum…

Yol gitgide kırsallaşmaya devam etti. Her iki tarafı büyük ve sık ağaçlardan oluşan bir ormanın içinden geçen bir yolda ilerliyorduk. Bir ara biraz önce inen grubu takip etmediğimle ilgili bir pişmanlık anı da yaşadım ama iş işten geçmişti. O esnada pansiyon tabelalarını gördüğüm bir sokakta inmek isteyen yanıma uyarak aracı durdurdum. Minibüsten indiğimde geçmiş olsundu. Doğru yerde inip inmediğim konusunda hala tereddüt içinde olduğum halde dikkatimi çeken bir sokak yemek satıcısının yanında olduğumu fark ettim. Birileri aracın yanında atıştırıyordu. Acıktığımı hatırlayıp bakındım ne yiyebilirim diye. Büyük bir tencerede kaynamakta olan sürpriz yemekten bir tabak da ben istedim. Ve çapatiyle bir güzel yedim. Sulu sebze yemeği gibi bir şeydi. Bol baharatlıydı. Tadını sevdim. Tabak küçüktü ve bir tabak daha istedim. Karnım da doymuştu. Sokağa girip tek tek pansiyonların durumuna baktım. Birkaçına fiyat sorup fiyatı ve odası en şirin yere yerleşecektim. Ancak durum umduğum gibi olmadı. Rakamlar 500 Rupi’den başlıyordu ve henüz buranın parasına alışmamıştım ve Hindistan’a göre de pahalı bulmuştum, üstelik de öyle bariz bir fiyat farkı olabileceğine de ihtimal vermiyordum. Bu gibi nedenlerle sokağın sonuna dek her birini dolaştım, odalar tertemizdi, onda bir sorun yoktu ama fiyatları hiç de içime sinmemişti. Hissetmemiştim de…

Derken bir motosikletli durdu yanımda. Pansiyon arayıp aramadığımı sordu. Aradığımı söyleyince de bir pansiyonu olduğunu, istersem motoruyla beni oraya götürebileceğini, eğer beğenmezsem de orayı seçip seçmemekte özgür olduğumu söyledi. Söylediği rakam 300 Rupi’ydi ve her şey güzel görünüyordu. “Tamam” dedim. Atladım motora ve birlikte o güzelim yollardan bir 15 dakika daha devam ederek köyün içi gibi duran bir yere geldik. Motordan indiğimde cidden de bir köyde olduğumu daha iyi anladım. Evler, koyunlar, inekler, çocuklar, ağaçlar ve yollar ‘ben şirin bir köyüm’ diye gülümsüyordu sanki…

Pansiyona girip odayı da görünce büyük bir iştahla parayı ödedim ve anahtarı aldım. Bulunduğum yer iki katlı bir ev, kerpiçten ve samandan yapılmış, yatak, yorgan, her şey otantik. Bana verilen yer giriş katta. Odanın içinde banyo da var, sıcak su da. Çantamı yerleştirip üst kata da çıktım. Başka odalar vardı. En üst kata çıkan merdiveni takip edince de merdivenler beni bir dama çıkardı. Tahta masa ve sandalyelerden oluşan bu sevimli yer diğer evlerin çatılarının üstünden tarlalara bakıyordu. Biraz oturup havayı içime çektim. Ve gülümsedim…

 

 

Previous:

Merhaba Nepal

Next:

Fuji

You may also like

Post a new comment