Manastır Günleri

30 Mayıs of 2011 by

Dharamsala, 27 Ekim’06

Dharamsala’da Tsechokling Manastırı’ndayım… Bana verilen odaya yerleştim. Kendime göre bir düzen kurdum. Bir yatak ve bir masa var odada. Toprakla birim. Ayağımı odadan dışarı atar atmaz toprağa basıyorum. Pencerem her zaman açık, dışarıdan gelen havayı ve rüzgâr çanlarının sesini duyabiliyorum. Yan tarafta bitişik oda komşularım var; farklı ülkelerden insanlar, benim gibi…

Duyduğum uzun bir gong sesinin ardından ‘Puja’ törenlerine* katılmak üzere dik merdivenlerden çıkarak manastıra girdim. İçerdeyim. Duvara yakın bir yere oturdum, bir minderin üstüne. Yanımda benim gibi oturup izleyen birkaç insan daha var. Tam karşımda yan yana oturmuş, önlerinde sutraları* okumaya çoktan başlamış genç rahipler var. Tok seslerle mırıldanıyorlar. Her bir ses bir koro gibi bir arada, uyumlu ve değişik geliyor kulağıma. Doğru çıkarılan sesin içerde biriken enerji bloklarını sesle boşaltarak temizlediği geliyor aklıma…

Bir ara gözlerimi kapattım. Şu anda tam olarak burada mıydım? Değildim, enerjim hala geçmişe bağlıydı. Dikkatim bu anda bütünüyle kalamıyor, düşüncelerim geçmişi bu ana sürüklüyordu. Geçmişi düşünmek ve geleceği düşünmekten ziyade, gerçekten bu anda kalabilmek denen bir şeyin varlığından haberdar olduğum ilk seferinde ciddi anlamda bunun mümkün olup olmadığını düşünmüştüm. Öyle basit gibi geliyor ama hiçbirimiz gerçekten bu an denilen anın içinde tam olarak kalamıyoruz.

Derken önümdeki bir hareket gözlerimi açmama neden oldu. Önüme bir bardak çay konulmuştu. Çaya da benzemiyordu. Aldım, içtim. Tereyağı ve tuz tadı geldi ağzıma. İlk defa tattığım bir şeydi ve tadını çok beğendim. O arada rahipler ara verdiler, aralarından biri her bir arkadaşına meyve servisi yaptı. Tören arasında meyve yiyor olmaları hoşuma gitti.

Bir süre sonra tekrar başladılar. Her biri gırtlaktan kendi seslerini çıkarıyor, tonlamalar değişik, hepsi en kalından veriyor olmalarına rağmen ses renklerinin farklılığı ve biraradalığı hoş. Kendimi bu ana vermeye çalışarak gözlerimi yeniden kapattım. Ve sadece dikkatimi seslerin eşliğine vererek gevşedim yavaş yavaş. Tören bitene dek orada öylece kaldım.

İlk defa bir Puja törenine katılmış olmanın verdiği hisle beraber törenin sonunda yerimden kalktım. İçerideki renkler ilgimi çekti. Hem çok renklilik var hem de loş bir ortam. Daha ziyade koyu renkler hâkim. Uzun pencereler var, ışık pencerelerden içeriye giriyor. Duvarlar koyu yeşil ile boyanmış ve tüm bir duvarda Buda’nın hayat hikâyesinin tasvir edildiği resimler var…

Seramikten, çamurdan yapılmış simgesel objelerin yanında, dikkatimi çeken bir başka şey de içi su dolu olduğunu öğrendiğim kaplardı. Suyun içerdeki ağırlaşan enerjiyi çektiğine ve dönüştürdüğüne, havayı temizlediğine inanılıyordu. Böylelikle hep hafif kalıyordu, içerideki hava…

Rahipler tek tek yerlerinden kalkarken ben de dışarıya çıktım. Manastırdaki ilk günüm böyle geçti…

* Puja törenleri: Rahiplerin belli aralıklarla yinelediği müzikli ritüeller

* Sutra: Ritüellerde okudukları mantralardan – kutsal sözler – oluşan Budist metinler.

Previous:

Patehakuzi

Next:

Himalaya

You may also like

Post a new comment