Manastır Özlemi

25 Mayıs of 2011 by

Dharamsala, 08 Kasım’06

Otobüs yukarıya doğru çıkıyor, kıvrıla kıvrıla akan ince uzun yollardan geçiyoruz. Büyük, yaşlı ağaçlar görüyorum. Etraf yemyeşil, öyle yeşil ki, çok yoğun. Manzaraya bakmaktan kendimi alamıyorum, hava kararmaya yakın…

Yukarıya çıktıkça üşümeye başlıyorum. Öyle ki dişlerim titriyor. Neyi bekliyorum bilmiyorum ama öyle bir süre üşüdüm. Hava iyice karardığında ise çorapları giyip, ayağıma botları geçirmekte buldum çareyi. Paltomu da giyince üstüme, içime işleyen soğuğun şiddetini daha az hissetmeye başladım. Otobüste çok fazla benim gibi yolcu var; farklı ülkelerden gelen insanlar. Arada şoförün otobüsü deli gibi hızlı kullanıyor oluşuna kayıyor dikkatim. Her virajda hoplaya zıplaya uyumlanıyoruz otobüsün hızına. Anlayamadığım şey ise adamın her dur kalk yapışında uzun sürelerle düdük çalıyor oluşu. Gözlerim gördüklerinden memnun, kulaklarımsa ne yazık ki işittiklerinden muzdarip…

Derken 8 saate yakın bir yolculuktan sonra otobüs durduğunda nereye gideceğimi bilmediğim bu yerde ben de diğer yolcularla indim. Oradaki bir banka oturup elimdeki notlara baktım; ne tarafa gideceğimi kestirmeye çalışarak. Elimdeki notlar Mc Load Ganj’a doğru gitmem gerektiğini söylüyordu. Tibetli göçmenler, manastırlar ve rahipler ordaydı.

Yanımdaki banka oturanların konuşmalarından taksi çağıracaklarını anlayıp birlikte hareket edip edemeyeceğimizi sormak üzere yerimden kalktım. Aynı yöne gidiyor olmamız güzeldi ve hep birlikte Mc Load Ganj’a doğru yola çıktık. Hava tertemiz, epeyce yukardayız, karanlıktan ne olduğu anlaşılamasa da hissettiğim şey yeşiller içinde dağlara yakın olduğumuz…

Bir yerde indik. İndiğimiz yere yakın bir guest house’a* girip oda fiyatlarını sorduk. 400 rupiden başlayan rakamlar bana yüksek gelince şansımı başka yerde aramak üzere oradan ayrıldım. Amritsar’da 150 Rupi’den başlayan rakamlarla kaldığıma göre, burada da buna yakın rakamlar bulabileceğimi tahmin ediyorum. Gelmeden 100 dolar daha bozdurmuştum; 4.400 Rupi yapıyor. Ve Hindistan gerçekten de çok ucuz. Yola çıktığımdan bu yana parayı düşünmüyorum. Üzerimdeki para yetecek, her zaman yetecek gibi bir his var içimde. Ne kadar param kaldığına dönüp bakmıyorum, düşünmüyorum bile. Meğer ne kadar güzelmiş bunu hissetmek. Parayı, yetip yetmeyeceğini düşünmeden yaşamak…

Yine de kalabileceğim, hem temiz ve hem de fiyatı uygun bir yer olursa orayı tercih ediyorum, zira yolculuğumun olabildiğince uzun sürmesini istiyorum. Buradan Nepal, kim bilir Tayland, Kamboçya veya Laos’a gitmek içten bile değil. O kadar yakın ki. Bunu hissetmek çok güzel…

Birkaç yere daha fiyat sordum ve 300 Rupi fiyat veren bir yerde kalmaya karar verdim. Bana odayı bir rahip gösterdi. Üzerinde bordo şalı ve bordo eteğiyle ilk defa bir rahip görüyordum. O odayı gösterirken ben de onu inceledim. Gülümseyişi, ellerini göğsünde birleştirip hafif yere eğilerek beni selamlayışı çok hoşuma gitti. Hindistan yolunu düşlemeden önce ‘aynı ve sıkıcı iş günlerinde’ hayatımı ve zamanımı geçirirken yoğun olarak her şeyden uzaklaşıp manastıra gitme ve orda bir süre kalma isteği duyduğumu hatırlıyorum ve bunu düşlediğimi. Hep düşünürdüm, rahiplerin nasıl insanlar olduklarını ve hayatlarını nasıl ve neye adadıklarını. Onlar hayallerimin sisli dünyasında hep özel bir yerde var olmuşlardı.

Dünyanın, düşüncelerin ve günlük koşturmaların bütün karmaşasından uzakta kendimi düşünebildiğim yer bir manastırdı. Ve Lobsang Rampa’nın kitapları bende bu özlemi daha da derinleştirmişti. Benim ruhsal yolculuklarım ilk kitap sayfalarında başladığında aslında bir gün böylesi bir yolculuğa çıkacağım, önüme sunulan hazır şeylere değil de kendi keşiflerime yelken açacağım daha o zamanlarda içime bir tohum gibi atılmıştı…

Ve içimde büyüyen şey engel olamadığım bir dirençle görünen yüzde hayatımı savurmuştu. Ben de içten içe emin olduğum bir hisle bunu kabullenip bu değişime izin vermiştim…

Bu anda bildiğim bir şey varsa o da tek rehberimin ‘hislerim’ olduğudur. İnsanın bildik şeylerin ötesinde, hiçbir beklenti içine girmeden ve kendisinden beklenilenlerin olmadığı bir durumda kalması… Bunu yaşamaya her şeyden çok ihtiyacım var. Nerede olduğumu biliyorum, başka bir gökyüzünün olduğunu da…

*guest house; küçük otel, konuk evleri

 

 

Previous:

Çapati

Next:

Namaste

You may also like

Post a new comment