Masood

17 Nisan of 2011 by

29 Eylül 2006, Tebriz, Azerbaycan

Arkadaşı Süheyla’ya soyadıyla hitap ediyor. Meğer İran’da kadınlar evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanmaya devam ederlermiş. Aralarındaki konuşmayı can kulağı ile dinliyorum. Azeri Türkçesi öyle hoş geliyor ki kulağa; şiir gibi, şarkı gibi. Araya serpiştirdikleri kahkahaları da tuzu, biberi oluyor. Keyfim yerinde. Uzun zamandır görmediğim dostlarımı görmüşçesine yerinde.

Bir dönemeçte ayrıldık, arkadaşı Nuşki ile. Ardından bana dönüp az ilerde köşeyi döner dönmez “ev yakın’’ dedi Süheyla. Yakınlık ve uzaklık ne fark eder ki. Yürümek bu anda çok iyi geldi sıcak bir his tarafından kuşatılmış ‘ürkek’ kalbime.

Yüzünde kocaman bir gülümseme ile bir adam karşıladı bizi. Eşi Abdi Bey imiş. Süheyla bana dönüp ‘Tanrı misafiri’ deyince Abdi Bey Amca ‘’tamam o zaman’’ deyip içeri buyur etti. Muhabbetle, sevgiyle ve saygıyla beni evlerine, gönüllerine alışlarını izledim, içimde büyüyen bir sevinç ve şaşkınlıkla. İşte dedim kendi kendime; ‘işte doğu insanı, işte insan!’

Ardından oğulları geldi. Ayağında gri şalvarıyla Masood göründü önce, nezaketi çok aklımda kaldığı halde ‘hoş geldiniz’ deyişine takıldım kaldım, hafif yere eğilerek söyleyişine.

Hem bana hem de birbirlerine karşı öylesine nazik ve saygılılardı ki sonraki günlerde bunun ne denli oturmuş bir davranış şekli olduğunu daha iyi anlayacaktım. Masood, yaşından çok daha olgun biri. Kardeşi Sağlar karate kursundan gelmiş, üstünde kurs kıyafetleri olduğu halde o da aynı seremoni ile gelip eğilerek mahcup mahcup elimi sıktı.

Üzerinde oturduğumuz koltuklar evin Doğu tarzında döşenmiş havasında asılı kalmış gibi gelse de bana, mütevazı döşenmiş ve sıcacık bir evde olduğunu hissettim. Süheyla hemen aç olup olmadığıma aldırmadan bir yer sofrası kurdu. Hatırlıyorum İran pilavının tadına baktığım an, daha önce bu lezzette bir pilav yemediğime emindim. Üstelik pirinçler bizimkilerden daha uzun ve inceydi. Ardından çay içtik hep beraber. Bütün bir gün ve gece mutfakta hep ateşte bir semaverin çay içmek üzere hazır vaziyette bulunduğunu o gece fark ettim. Üstelik çay kararmıyordu, hep tazeydi. Arada çayı değiştirişlerini, yenileyişlerini, sürekli ona bakışlarını ve bunu seremoni haline dönüştürmüş olduklarını gördüm. Gece sabaha kadar evde birilerinin uyanık kaldığını, kimsenin kimseye müdahale etmediğini…

Süheyla bana ailesini, oğullarını, Abdi Amca’yı ve hayatını anlattı. Benim hikâyemi sordu. Bundan önce İstanbul’da beş yıla yakın yaşadıklarını söyleyince şaşırdım. Türkiye güzel, Türk insanı güzel ama her şeye rağmen kendi vatanım derken sözü Abdi Bey Amca aldı; ‘’burada kendi toprağımızdayız.’’

Masood arada sohbete katılıyor, arada bir kayboluyordu. Sonradan anladım, evin iki kattan oluştuğunu. Masood’un odası alt kattaydı. Sonraki günlerde Masood’u daha iyi tanıma imkânı bulacaktım. Evden, aileden, babasına bakkalda yardım ettiği zamanlardaki yaşamının dışında farklı, ‘kendine ait özel bir dünyası’ olduğunu görecektim. Hatta meditasyon yapışına ve saatlerce odasından çıkmadan kendi halinde, kendisi ile kalışına dek karşılaşmamızın ‘rastlantı’ olmadığını da anlayacaktım.

Süheyla arada bir dert yanıyordu; Masood’un çok fazla içine kapandığına, televizyon izlemediğine ve sürekli yalnız kalışına dair!

İçten içe biliyordum ki içimdeki ‘Ben’le burada da karşılaşmıştım. Bir insan daha. Dünya üzerinde dışarıdaki kaostan, gürültüden, karmaşadan, yönlendirmelerden, şartlanmalardan kurtulup kendi doğasını anlamaya çalışan, sessizliğin sesini duyabilmiş bir insan daha. Bir ayna gibiydi Masood; bana beni gösteren, neden burada olduğumu yansıtan bir ayna gibi!

Bulduğumuz her boşlukta sohbet ettik. Sustuk. Sustuğumuzda konuşan şeyi duyabiliyorduk. Hatta susarken daha çok birbirimizi anlayabildiğimizi ve fark edebildiğimizi biliyorduk. Bunun yaşla, cinsiyetle, farklı ülkelerden gelen insanlar olmamızla ilgisi yoktu. Ruhun cinsiyeti, ırkı, yaşı, sınırları yoktu. O anlayış her şeyin ötesindeydi ve biz de birbirimize bakarken her şeyin ötesinde bir bakışla bakabiliyorduk.

Previous:

Süheyla

Next:

Yedi Sin

You may also like

Post a new comment