Mavi Ateş

29 Temmuz of 2011 by

Chitwan, 10 Ocak’07

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı sonrası, yanımızda iki büyük fil olduğu halde cangıla girdik. Grup rehberi, ormanda Bengal kaplanı görme olasılığımız olduğunu ve eğer kaplanı görmek istiyorsak sessiz ve yavaş adımlarla yürümemiz gerektiğini söyleyince içimizi tarif edilmez bir heyecan kapladı.


Ancak gruptan bazılarının yüksek sesle konuşmaya devam etmesi ve sessizliğin bir türlü sağlanamaması nedeniyle de ağaçlardan başka bir şey göremedik uzunca bir süre. Yine de üzerinde yürüdüğümüz patika enfesti. Bitki örtüsü el değmemiş gibiydi; yoğundu. Derken upuzun kuyruklu kocaman mavi bir kuş bir ağacın dalından ansızın havalanıverdi…

Kuşun kocaman kanatlarını aça kapata havada süzülüşü ve kuyruğuna doğru yoğunlaşan maviliği enfesti. Başka bir ağacın arkasında kaybolana dek ona bakmaktan kendimi alamadım. Kuyruğunun uzunluğu uzunca bir süre benimleydi. Yürüyüş boyunca da birkaç kere gördüm ancak fotoğraflayacak kadar hızlı davranamadım. Derken üçgen gövdeli bir ağaca dikkatim kaydı. Ağacın görünümüne bakarken orda öylece duran bir örümcek ağını fark ettim ardından. Ağ muntazamdı. Tam fotoğraflıyordum ki, ağacın arkasında tuvalet molası veren bir adam da o anda kareye giriverdi…

Yürüyüş güzeldi. Bengal kaplanı göremedik ama zaten çok nadir olarak ortaya çıkarmış. Hele de bizim gibi kalabalık bir grup için onu görme olasılığı zaten çok düşüktü. O gün fillerle beraber yürümenin keyfini yaşadım, bir Bengal kaplanı görme olasılığının heyecanını yaşadım. Ve akşamüzerine doğru kampa döndüğümüzde mutluydum. Yemeğin ardından Nepal müziği eşliğinde izlediğimiz ateş dansı ise etkileyiciydi. Nepal müziği eğlenceli, bol ritimli ve hareketliydi. Nepalli gençler ise esmer, güler yüzlü ve neşeliydiler…

Gecenin karanlığında ateşin devinimleri bir görünüp bir kayboluyordu. Dans eden çocuk çok hızlıydı. Ve her iki tarafında ateş yanan sopayı bacaklarının arasından geçiriyor, havaya kaldırıyor, yanlara savuruyor ve ateşle dans ediyordu. Doğrusu ateşle dans etme fikri enfesti ve gösteri insanı içine çekiyor gibiydi. Ateşin olduğu her yer içinden dışarıya doğru bir ‘sıcaklık’ yayıyordu. Bu hem üşütmüyor, hem de ‘duygu’ olarak insanı sarıp sarmalıyordu. Aklıma Zerdüştilerin ateşi geldi. Tapınaklarında hiç sönmeyen bir ateş yanmıyor muydu? Soğuk bir evde yanan bir sobanın keyfini düşündüm ardından; ateş, is ve odun kokusu…

Ve Cibran’ın bahsini ettiği ‘mavi ateş’* düştü aklıma. İnsanın içinde yanan ateşten bahseden ve ruhsal dönüşümünü sembolize eden mavi ateş…

* Mavi ateş; ısı vermeyen, kırmızıdan maviye dönüşen, kırmızının sıcak ve güvenli kimyasının, mavinin bilinmeyen ve soğuk doğasına doğru dönüşümünün aslında insanın bilinen, sınırlı kimyasından evrimin bilinmeyen, öngörülemeyen ve soğuk doğasına yolculuğunun sembolizmini, kendi içine doğru derinleşen yolculuğunu anlatır…

Halil Cibran yaşam yolculuğunun bir noktasında karşılaştığı ‘mavi ateş’i kutsar ve ondan bahsederken hissettiği ıssızlığı ve saygıyı anlatmaya çalışır kelimelerin derinlikten yoksun doğasında…

 

Previous:

Değnek Dansı

Next:

Ateş Dansı

You may also like

Post a new comment