Maya

13 Ağustos of 2011 by

Varanasi, Hindistan, 22 Ocak’07

Hindu inanışı çok tanrılıdır. Şeylerin bir diğerinden ayrılan özellikleri, ondan sorumlu olan güçlerin de farklı anlam ve görevlerle iş başında olduğu anlamına gelir; çoktanrılılık. Hint mitolojisinde tanrılar günlük hayatla, dünyasal olanla birebir ilişki içindedir. Her biri bir başka şeyi simgeler. Vishnu ile birlikte yaratıcı Brahma ve yok edici Shankar bir ‘üçleme bilinci’ oluşturur. Buna ‘trimurti’ denir. Brahma yaratır, Vishnu bilgelikle destekler, farkındalığı sağlar, Shankar zamanı geldiğinde yok eder. Bu doğal bir döngü; vakti zamanı geldiğinde başka bir şeye dönüşen…

Tanrı Şiva da yok edici olarak Trimurti’nin bir parçası, Tanrı’nın bir biçimidir. Şiva arılaştıran, saflaştıran demektir. Maya’nın* üç gunasından*; -rajas, tamas ve satva- etkilenmez. Ölümü bekleyenlerin şehri olarak ün yapmış Varanasi’nin Şiva’nın şehri olarak bilinmesi Şiva’nın adı ile anılması rastlantı olmasa gerek. Onca insanın ölmek üzere Varanasi’ye akın etmesi de…

Hint mitolojisinden bir nebze haberdar olabilmek için, Mahabarata destanı içinde yer alan Ramayana ve Bhagavad Gita destanlarını okumak gerekir. Her biri dıştan içe doğru yolculuk ederken yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı sembollerle anlatan eşsiz örneklerle doludur. Ve mitolojiler hiçbir millete, ırka ya da bölünmüş, sınırlandırılmış olana ait değildirler. Onları okurken bu bilinçle okumak gerektiğine bütün yüreğimle inanırım. Joseph Champell ‘Kahraman’ın sonsuz yolculuğunda’ bunu çok güzel dile getirir; ‘Dünyanın bütün mitolojilerinde kahraman’ın yolculuğu ve dönüşümünün izi sürüldüğünde tek bir arketipik kahramanın varlığı ortaya çıkar. Mitolojilerin simgeleri ruhun kendiliğinden ürünleridir ve her biri kaynağın tohum gücünü bozulmamış olarak içinde taşır.’ İzler ve işaretler; onlar, dünyanın her yerinde. Ve her birimiz birer iz sürücüyüz aslında, kendi izinin peşinde…

Cehalet ‘en büyük gerçek bizimkidir’ deyip diğerlerine sırt çevirmekte. Hindistan’da ilgimi çeken en büyük etkenlerden biri de çok renklilikti. Bu çok renklilik, yaşamsal, düşünsel ve inançsal anlamda her yerdeydi. Dünyada bu kadar çok inancın bir arada hoşgörü, anlayış ve kabulle yaşandığı bir tek ülke daha yok. Sırf bu nedenle Hindistan görülmeye, yaşamaya, koklamaya ve hissetmeğe değer bir yer. Varoluşsal çeşitlilik orda sanki. İzlemek, katılmak, değerlendirmek ve olduğu yeri daha bir iyi görmek adına ruhsal yollar oradakilerle buluşuyor. Okyanusa giden ana damarlardan biri de oralardan geçiyor.

Joseph önden, ben arkadan geçerken Varanasi’nin dar sokaklarından, taşların üzerinde uyuyan bir adam gördüm. Çocuğuyla dilenen bir kadın gördüm. Çamaşırları ütüleyen bir adam gördüm. Ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını bir daha bir daha anlamış olmanın farkındalığındaydım. Bu bir sokaktı, neden dardı, hangi anlayışa göre yapılmıştı? Tarihte neler olmuştu ve bu enerji bu taşlarda nasıl bir iz bırakmıştı? Nasıl insanlar yaşamıştı burada? Nasıl bir yaşamları vardı? Ve bu şehir ölüme bakarken yaşama da aynı duyarlılıkla bakabiliyor muydu? İşte böyleydi. Sokakla çoktan konuşmaya başlarken buldum kendimi…

*Guna: Guna karma ile açıklanabilir. Karma nedensellik yasasıdır ve evrensel bir yasadır. Ve aynı zamanda Dharma’nın – doğru eylem – hareket halindeki şeklidir. İki yasa birbirini tamamlar. Karma Dharma’ya götürür. Buna göre her durum bir hareket, yani Guna’nın biçimidir. Hint mitolojisine göre; doğada üç guna vardır. Rajas, Tamas ve Satva. Rajas; maksimum hareketlilik demektir. Acı getirir. Rengi kırmızıdır. Tamas; tepkisizlik, donukluk, duyarsızlık ve cehalet getirir. Minimum hareketlilik demektir. Rengi mavi – siyahtır. Satva ise uyum getirir, ahenk getirir. Gerektiği kadar hareket demektir; var olmanın ideal durumu, denge hali. Bu hal bir ‘yoga’ halidir. Rengi beyazdır. Bir hareket; tamasta cehalet, rajasta acı, satvada uyum getirir. Örneğin cesaret satviktir. Korkaklık tamasta, ataklık ise rajasta yer alır. Yine de bilgeler yükselmenin üç gunadan da kurtulunca mümkün olduğundan bahseder. Zira denge halinden sonra yükselmeye başlar insan. Denge hali yükselmek için bir araçtır.

*Maya: ‘Sonsuz hayatın açık ve berrak saf suları – gerçek olan -, muson ve çamurların akıntılarına – yanılsama – karışmaz.’ Maya, yanılsamanın kendisidir. Görüntüdür, gerçek olmayan, sürekli değişendir. Maya dünyadır. Bize anlatılanlardır. İçinde kendi gerçeğimizi arayıp bulmamız için unutmayı seçtiğimiz bir araçtır. Aynadır, sadece aynadır. Mayanın içinde gerçeği ararız; içten gelen bir dürtüdür bu. Zira ‘yaşamak var oluş sebebiyle yüzleşmektir.’ Aynı anda da mayanın içinde uyanmak, uyandıktan sonra kendi benliğinden kurtulmaktır! Asıl hikâye bundan sonra başlar!

 

Previous:

Ganga

Next:

Dilencilerin Ülkesi

You may also like

Post a new comment