Merhaba Azerbaycan

13 Nisan of 2011 by

26 Eylül 2006, Tebriz, Azerbaycan, İran

Gün ağarmak üzere. Otobüsün bir yerde mola vermesi ile beraber herkes iniyor. Bir buçuk saate yakın bir aradan sonra neden otobüsün hala daha gelmediği üzerine etrafta muhatap aramaya çalışırken diğer taraftan da Gürbulak Sınır Kapısı’na gelmeden önce verilen bu çok uzun molaya bir anlam veremiyorum. Bulunduğumuz yerde para değişimi de mümkün. O arada bir miktar İran parası alıyorum. Derken bu gecikmeyi hoş karşılamayan sesler arasında otobüs hareket ediyor.

Sınırdayım. Tel örgülerin dışına çıkarken ilk defa ülke sınırları dışına çıkıyor olmanın verdiği tanımsız bir his var içimde. İran sınırlarına girdikten sonra pasaport işlemlerini takiben bagaj kontrolleri yapılması ve başımı kapatmam gerekliliği konusunda uyarılmamın ardından beklemeye devam ediyorum. Çok uzun olmayan bir sürenin sonunda otobüs yola devam ediyor. İki günü aşkındır yollardayım. Uykusuzluk var, biraz da yorgunluk, yine de yola devam etme isteğimde değişen bir şey yok. Yol boyunca sık sık bariyer görüyorum ve sınırdan sonra sıklaşan asker kontrolleri oluyor. O noktalarda pasaportlar tekrar inceleniyor. Bazen bir saate yakın bekletildiğimiz de oluyor. Sağlı, sollu geniş arazilerin ortasına konumlandırılmış, uzun ince yollardan geçiyoruz. Yol boyu gördüğüm asker resimlerinin niye büyük çerçevelere konulup yol kenarlarında konduğunu düşünmeden edemiyorum. Resimlerin her biri koyu tenli, esmer ve ciddi bakan adamlardan oluşuyor.

Otobüs bir yemek molası daha veriyor. Etrafta çok kurak bir manzara var. Ve bu kuraklığın yanında çok fazla asker kontrol noktası ve bariyerlerin görüntüsü buranın bende yarattığı etkinin üzerini örtüyor. Derken yanıma biri yaklaşıyor. Nereli olduğumu soruyor, Türkçe konuşuyor ama aksanı çok farklı, yine de birbirimizi anlıyoruz.

Otobüs tekrar hareket ediyor. Şoförün ve yanındakilerin çok seri bir şekilde çekirdek yiyişlerine gözüm takılıyor. Muavin Tahran’a kadar gideceklerini, Tebriz’de görülecek çok fazla şey olmadığını ısrarla söylese de Tebriz’de inme konusunda kararlıyım. Doğrusu Azeri Türklerini atlamaya hiç mi hiç niyetim yok. Bir zamanlar İpek Yolu’nun geçtiği bu topraklardan geçiyor olmak ise ayrı bir anlam katıyor buraya.

Tebriz’de bir akşamüzeri indim. Otobüste göz göze geldiğimiz ve birbirimize gülümsediğimiz bir hanım, yakınlarının kendisini karşılamaya geleceklerini, istersem şehir merkezine kadar onlarla gidebileceğimi söyleyince sevinerek ‘’olur’’ dedim. Oğlunun benimle resepsiyona kadar gelerek “hanım misafirimizdir, gerekeni yapınız” deyişi ve herhangi bir ihtiyacım olursa diye telefon numarasını yazıp vermesi karşısında o gözden kaybolana dek ardından bakakaldım. Sözüm ona kimseyi tanımadığım, kimsenin beni tanımadığı bu yerlerde hissettiğim sıcaklık ve gördüğüm yardımsever yaklaşım karşısında şaşkındım.

Otele yerleşip içimdeki rüzgârın dinmesini umut ederek gözlerimi kapattım.

Previous:

Seyr-ü Sefer

Next:

Başka Bir Dünya

You may also like

Post a new comment