Merhaba Hindistan

26 Şubat of 2011 by

2 Mart 2009

İşte tam bir yıl aradan sonra tekrar buradayım. Nemli, sıcak, baharat ve Hindistancevizi yağı kokularıyla harmanlanmış insanların ülkesinde. Uzun bir yolculuğun ilk adımı olarak Bombay’dayım yani halkça tabir edilen; büyük düşlerin şehrinde…

Öncelikle bilmeyenleriniz için kısaca bir özet geçeyim: 2007 senesinde Haydarabad’da (Andra Pradesh Eyaleti’nin başkenti) Indian School of Business adlı MBA okulunda AIESEC stajımı yapmıştım, 8 ay. Geliştirme departmanında fundraiser olarak çalışmıştım, pek de bilmeyerek sadece macera olur düşüncesiyle çıkıp geldiğim bu yerde, inanılmaz bir hayat deneyimi edindim. Beklentilerimin ve düşlerimin de ötesinde bir dünyanın içine girmiş ve kolay kolay İstanbul’da bıraktığım hayatıma geri dönememiştim. Bu ülkede edindiğim güzel arkadaşlıkların ve günlerin anısına tekrar ikinci bir ziyareti kendime borç bildim ve işte yine buradayım. Bu sefer ne öğrenci değişimi programı ne de staj bahanesiyle, sadece kendimle ve çok sevdiğim bu insanların arasında tekrar olmak, sadece gezmek için buradayım.

Sabah 04.15’te Bombay’e vardım ve pasaport kontrolünden geçip şansıma ilk çıkan çantamı da kaptıktan sonra ilk işim bir kaç doları, rupiye State Bank of India köşesinde bozdurmak oldu (diğer exchange acentelerinde dolar daha düşük değerlendiriliyor dolayısıyla daha fazla vergi ödüyorsunuz). Biraz uzunca bir sıra oluşuyor ama beklemekte fayda var. Sonra da ilk günün keyfine kendimi kasmayıp hemen bir pre -paid taxiye atlıyorum ve 500 rupi ye (15 TL) yaklaşık 1 saatlik bir yolculuğun ardından (evet Bombay muazzam büyük bir şehir) Ayesha’nın (ISB’de beraber çalıştığım arkadaşlarımdan ) evine gidiyorum.

Ayesha ve eşi Savio beni gelir gelmez kapıda ağırlıyorlar ve hemen bir karda mumlu sütlü leziz mi leziz bir çay ikram ediyorlar. Çaydan biraz yudumlar yudumlamaz yine burada olmanın ne kadar harika bir şey olduğunu düşünüyorum ve mutluluktan dört köşe oluyorum. Savio, Goa’li bir Hıristiyan ailenin çocuğu fakat uzun yıllar Dubai’de yaşamış ve müzikle ilgilenmiş. Ayesha ise Punabili bir aileden geliyor. Soyadı onunda tüm diğer Sihler (sihizim: Hindistan’da ki dinlerden biri. Müslümanlığın ve Hinduizim’in birbiri ile buluşmuş hali gibi) gibi Singh. Her Sih, aynı soyadı taşıyor fakat Savio’yla evlendikten sonra isminin sonuna birde oldukça Portekiz olan Baretto ekleniyor. Yani kisacasi şu anda zillerinin üstünde Ayesha & Savio Singh Baretto yazılı olan genç ve eğlenceli bir ciftin evinde kalacağım, yaklaşık 1 -2 gün kadar. Ayesha ve Savio’yla hasret giderdikten sonra bir pazartesi sabahı olduğu için onlar işe gidiyorlar, bense uyumaya koyuluyorum.

Uyandığımda kahvaltı olarak buzdolabında beni leziz mi leziz bir chiken tikka (curryli bol masalali tavuk), patates yemeği ve birazda prata (pideyi andıran daha ince lavaşimsi ekmek) bekliyor. Ayesha’nın tarifi üzerine hemen mikrodalgada da ısıtıyor ve ilk Hint yemeğimi afiyetle mideye indiriyorum. Ardından biraz toparlandıktan sonra civarı gezmek üzere yürüyüşe çıkıyorum.

Bir iki saat geziyorum. Minicik sınıflarda yerde oturarak öğrenim gören çocukların, buzlu kolanın üstüne rengârenk meyve suları döken bir seyyar satıcının ve pencereleri birbirine çok yakın olan değişik binaların önünden geçtikten sonra hemen çöplüğün yanına yerleşmiş bir ailenin yanında mecburen mola veriyorum. Çünkü beni ısrarla yanlarına çağırıyorlar. Bende gidiyorum. Biraz konuşup anlaşmaya çalışıyoruz fakat onlar sadece Marathi (Maharastira Eyaleti’nde konuşulan dil) konuşuyorlar bense sadece çat pat Hindice anlıyorum. Neyse her şeye rağmen yinede  güzel oldu bu aile ile tanıştığım fotoğraflarını da çektim bir güzel derken illa da su içiyim diye ısrar etmesinler mi? İkram ettikleri bir şeyi geri çevirmekte büyük kabalık Hindistan’da. Ne yapsam derken elimi açıp, suyu biraz döktürdükten sonrada yüzüme sürdüm. Böylelikle içip hasta olma tehlikesinden yaka paça sıyırmış olup oradan anında tüyüyorum. Ne olur ne olmaz! Hindistan’da kesinlikle hastalanmanın iki yolu var. Birincisi: Çiğ yemeklerden iyice haşlanmamış veya kızarmamış yiyeceklerden, ikincisi de pis su içip yine virüs kapmak. Özellikle tifo, tetanos, hepatit A ve Hepatit B en yaygın hastalıklar arasında. O yüzden siz siz olun ve sakin ola ki benim gibi çöplüklerde gezip insanlardan su ikramı almayın.

Bu arada saat 4’e yaklaşıyordu. O yüzden anlaştığımız gibi taksiye atlayıp (Bombay’ın güneyinde olduğumuz için burada hükümet autorikshalari yasaklamış, dolayısıyla sadece taksiyle ulaşım mümkün) Savio’nun ofisine gittim. Google’da çalışıyor. O da herkes gibi ISB’deki MBA‘den sonra çok iyi maaşlı harika bir iş edindi. Onu yeni iş yerinde ziyaret etmek gerçekten güzeldi. Orda biraz bekledikten sonra Ayesha’yi da işyerinden aldık ( Lodha Group diye Hindistan’in büyük bir real estate şirketinde çalışıyor) ve Phoenix adlı alışveriş merkezine gittik. Oradan kendime Madhvi’nin (Hindistan’da ki en iyi arkadaşım: o da aynı okulda post doktorasını yapıyordu, beraber aynı evi paylaştık) düğününde giymek üzere bir şalvar kamış (uzun bir tunik üst ve altına rahat ötesi tasarım şalvar) aldım. Hem de Fab İndia’dan (Hindistan’ın bir numaralı markası, tüm kızların biricik gözdesi). Dünyanın en güzel kurtalarını (üste giyilen uzun tunik: ketenden ve ya ipekten ) ve duppartalarını (kıyafeti tamamlayan şal) ancak bu Fab İndıa’da bulabilirsiniz. Kısa süren alış verişimizden sonra hemen chad molası veriyoruz. Chad, Hintlilerin en sevdiği atıştırmalık yiyeceğidir. Çeşit çeşit kuru kurabiye ve cipsimsi baharatlı çerezler, yoğurt soğan tatlı ve acılı renk renk soslarla bir araya karıştırılarak yenir ve buna da Chad denir. Benim en sevdiğim Pani Puri. Kocaman içi oyuk çıtır bir gevrek, kase seklinde. İçinde değişik çerezler, domates, soğan ve şekerli yoğurt. İyy! bu da ne demeyin çünkü bende ilk başta öyle düşünmüştüm fakat bir kere denediniz mi, sonrasında bağımlılık yaratıyor (yinede ilk hafta bunlardan tatmanızı tavsiye etmiyorum, midenizi bozma olasılığı çok yüksek).

Genellikle yiyebileceğiniz ve çok seveceğiniz yemeklerin lisesi şöyle:

Chikken Tikka: Masalali tavuk

Palak Paneer: Hint peynirli ıspanak yemeği.

Bryani: Sebzeli ve ya etli pilav. Muhteşem lezzetli oluyor.

Dal: Sulu mercimek. Hintlilerin favori yemeği. Sabah, öğlen, aksam pilavın üstüne katarak her daim yemektedirler.

Egg curry: Curry sosunda haşlanmış yumurta

Dosa: Tafir edilemeyecek derecede lezzetli bir yemek. Favorim masala dosa: Patatesli oluyor. Sadesi, peynirlisi ve soğanlısı da mevcut.

Upma: Kahvaltıda ideal, pilavımsı değişik bir yemek.

Poha: Yine upma gibi yemesi ve hazmı kolay pilavımsı yemeklerden.

Roti: Pide

Jalebi: Kızarmış mangodan yapılan şekerleme.

Gulab Jamoon: Bizim lokmayı andırıyor.

Lassi: Meyveli mlikshake. Ananas çilek ve mango muhteşem oluyor.

Butter Milk: Bizim ayranın baharatlısını düşünün. Hazım için çok faydalı her yemekte içmenizi tavsiye ederim.

Akşamüzeri, Ayesha’lara, Bombay’de çalışmak için yerleşen tüm arkadaşlarım home party’e geldi ve beraber bu yukarıdaki yemek listesinde ne varsa hemen hepsinden yemiş bulunduk 🙂 Eski anılar ve yeni dedikodularla geçen muhteşem bir sohbetin ardından herkes evlerine dağıldı ve uykusuz gecelerin Bombay’inde ben, bebekler gibi mışıl mışıl uyudum…

 

Next:

Ujjain’e Doğru

You may also like

Post a new comment