Merhaba Nepal

17 Haziran of 2011 by

Gorakhpur, 3 Aralık’06

Akşam karanlığı çöktüğünde bir uyku bastırdı. Sırt çantamı başucuma koyup uzandım. Yanımdaki yataklı ranzayı bir tel ayırıyor benimkinden. Diğer tarafla selamlaşıyoruz. Hemen karşı ranzayla da komşuyum. Onunla da selamlaşıyoruz. Satıcıların son sürat koridordan ellerinde sepetleriyle geçişine anlam veremiyorum, bu aceleleri neden diye düşünürken bir başka satıcı sepetiyle görünüyor…

Ne zaman uykuya geçtiğimi hatırlamıyorum ama bir ara uyandığımda hala daha uyumak istediğimi hatırlıyorum. Saate bakıyorum, gece yarısına doğru ilerliyor. Bileti alırken bilet gişesindeki adamın 17 saat dediğine yemin edebilirim ama trendekiler yarın öğleye doğru Gorakhpur’da olacağımı ısrarla söyleyince doğrusu kimin doğru söylediği konusunda tereddütte kalmış durumdayım. Bastıran uyku umarım yarın öğlen doğrudur derken, hadi gece yarısı doğruysa diyen yanım beni dürtüyor. Uyumamam lazım ama uyku öyle tatlı geliyor ki kapanan gözkapaklarıma karşı gelemiyorum. Derken ayağıma dokunan bir el ile sıçradım. Böyle de uyandırılmaz ki! Kalktım, ne olduğunu anlamaya çalışırken baktım ki ışıklar yanmış, yolcular hareketli, beni uyandıran adam da bileti gösteriyor. O sırada herhalde tam uyanamamış olacağım ki adamın gösterdiği biletin yanlış olduğuna emin hissediyorum kendimi. Bu benim yerim ve uyumaya devam etmek istiyorum. Sanki bir rüyada gibiyim. Adama şöyle kızgınca bakıyorum. Karşımdaki ranzadaki adam ısrarla ‘Gorakhpur, Gorakhpur’ diye bağırıyor. Hâlbuki trenin yarın öğleden sonra orada olacağını söyleyen adam da aynı adamdı. Saate bakıyorum; tam gece yarısı…

Yanımdaki ranzada uyuyan genç Hintli de uyanıyor ve etrafındakilere soruyor. Burası neresi diye. Hakikaten trenin Gorakhpur istasyonunda olduğu kesinlik kazanıyor, yine de içimden bir ses emin olmak istiyor, ya yanlış yerde inersem kaygısı başlıyor bende. Yanımdaki çocuk benim bu düşüncelerimden habersiz iniyor, şaşkın bakışlarım arasında çantamı almak üzere elini uzatıyor, ben de etrafa dağılan eşyalarımı toparlamaya çalışıyorum. Olur ki tren ben inmeden kalkar da olur mu olur. Acele etmeye çalışıyorum bir yandan, bir yandan da bir gece yarısı hiç bilmediğim bir yere inmenin beynimde zonklamasını hissediyorum…

Çantamı dışarıya çıkardığı için genç Hintliye teşekkür edip bir yandan da elimdeki haritayı gösteriyorum oradan gelip geçmekte olan birilerine. Gorakhpur diyorum, evet diyorlar. Sonunda ikna olup istasyondan şehre çıkan merdivenin basamaklarını tırmanmaya başlıyorum. Yukarıya çıktığımda önüme çıkan bir caddeden karşıya geçtiğimde sırayla ‘guest house’ yazan bir sürü otel görünce rahatlıyorum. Hemen birkaçına bakıp birinde karar kılmaya niyetliyim ama ne mümkün. Hiç birinde yer yok. Buna inanmakta güçlük çekiyorum. O sırada ne yapacağımı kara kara düşünürken önümden motoruyla geçen bir polis memuru yanımda duruyor. Ona durumu anlatıyorum ve beni biraz ilerde bir otele yönlendiriyor. Oraya gider gitmez de ardımdan gelip bana mutlaka bir oda vermeleri konusunda yetkili kişiyi uyarıyor. Nihayet bir oda buldum diye sevinirken bol sinekli ve tuvaleti berbat bir odaya ister istemez yerleşiyorum ve yatağa kendi çarşafımı serip uyku tulumumun içine girerek, yarım kalan uykuma geri dönüyorum…

Sabah erkenden uyandığımda bu şehrin de üstümde bıraktığı etkinin Ambala’ya benzemesi karşısında bir an önce buradan ayrılmak kaygısı içinde buluyorum kendimi. Sırt çantamı alıp Nepal sınırına 4 saat mesafede olduğumu öğrendikten sonra bir otobüse atlıyorum. Koltukta otobüsün kalkış saatini beklerken çantamdaki meyvelerden atıştırmayı ihmal etmiyorum. Doğrusu Hindistan’ın mandalinaları hem çok büyük hem de çok tatlı. Onları yemeye hiç doyamıyorum. Ardından otobüsün kalkışıyla birlikte sallana sallana gideceğimiz belli olan yolculuğumuz başlıyor. Yol boyu tarlalarda çalışan renkli sarileriyle pek de hoş görünen Hintli kadınları görüyorum otobüs tarlaların kenarından geçip giderken…

Ve otobüs duruyor. Benimle birlikte inen grubu takip ediyorum. Yürüyerek çamurlu bir yol kenarında bir masada oturan resmi giyinmiş bir adamın önünde duruyoruz. Ve Hindistan’dan çıkış işlemleri yapılıyor. Pasaportuma vurulan damgaya bakıyorum ve yürümeye devam ediyorum. Biraz ilerde tel örgüden geçip bir binaya doğru yönlendirilen grubun arkasında kalmaya devam ediyorum. Sırayla yapılan Nepal’e giriş işlemleri sonrasında pasaportuma yapıştırılan damga ile birlikte Nepal’e ‘merhaba’ diyorum…

 

 

Previous:

Bir Başka Ülkeye Doğru

Next:

Lumbini

You may also like

Post a new comment