Merhaba Pakistan

05 Mayıs of 2011 by

12 Ekim 2006, Belucistan, Pakistan

‘Gizemli ve bilinmeyen yollardan geçerken önümüze çıkıveren kolaylıklar yaşam yolunda olduğunu gösteren işaretlerdir.’

Yol oldukça kurak görüntüleri vermeye devam ededursun bir çöle doğru yaklaşmakta olduğumu biliyordum. Hayatımda ilk defa ‘bir çöl’ görecektim, merakla bekliyordum. Benim ‘bilinmezlerimden’ biriydi çöl!

Derken sınıra geldik, önce İran’dan çıkış işlemleri yapıldı, ardından Pakistan’a giriş işlemleri. Mirjaveh Sınır Kapısı’ndan geçerken yanımda oturan, isminin Alauwedi olduğunu öğrendiğim kişi, güler yüzü ve yaklaşımlarıyla bana yardımcı olmak adına gideceğimiz yönü gösteriyordu. Onu takip ettim. Bir tel örgünün ayırdığı başka bir ülkeye ayaklarımı bastığım andan itibaren hava değişmişti. Kültür, yaşam şekli, kıyafetler değişmişti. İşte bunu hissetmek çok ilginçti. Benim için çok sıra dışıydı.

İşlemler kısa sürmüştü. Buradan Quetta’ya gitmem gerektiğini biliyordum ama otobüs nerden kalkacaktı onu bulmalıydım. Meraklı gözler bana bakıyordu. Ortalıkta benden başka kadın da yoktu. Yerleşim yeri de yoktu. Alauwedi’ye dönüp “Quetta” dedim. Eliyle onu takip etmemi işaret etti. Birlikte gidip bilet aldık. Saat 10.00 ve otobüs öğleden sonra 16.00’da kalkıyor. O saate kadar gözlerim bekleyecek bir yer aradı. Alauwedi’nin ağzından çıkan “sepze, meyve, tukkan” kelimeleri ile işaret ettiği yönün bana bir şey anlatmaya çalışıyor olması nedeniyle onu izledim. Birlikte arabaya bindik. Ve bir sebze-meyve dükkânının önünde indik. Sonradan anlayacağım üzere Alauwedi kardeşleriyle birlikte Taftan Çölü pazaryerinde bir sebze-meyve dükkânı işletiyordu. Ortalık sinekten geçilmiyordu ve etraf çamur içindeydi. Etrafta beyaz elbiseleri kirlenmiş uzun entarili ve bereli insanlar görüyordum. Karnım açtı ve uykusuzdum. Alauwedi arka tarafta bir oda gösterdi ve el-kol hareketleriyle önce beni, sonra kendini göstererek o candan ses tonuyla “kardaş” dedi. Güldüm, “kardaş” dedim. Elini kalbinin üzerine koydu ve oturmam için yeri işaret etti. Çantamı bıraktım, oturdum. Etrafı izlemeye koyuldum.

Arka tarafta sebze getiren bir grup ile sebzeleri temizleyen bir başka grup vardı. “Salam” dedim herkese, “salam” dediler. Sebzelerin yerlerde oluşu dikkatimi çekti. Ayakkabı kullanmıyorlardı, etrafımda Çöl Bedevileri vardı ve ben ilk defa Bedevi görüyordum. Bir ara tuvaleti kullanmak istedim. Alauwedi beni ikinci kata, dama çıkardı. Güldüm, damda tuvaletin ne işi vardı!

Farklı bir yer ve farklı insanlar. Doğrusu bu çok hoşuma gitti. Ne temizlik arıyordum, ne de konfor, farklılık arıyordum ve işte bulmuştum. Üstelik ‘bir dost’ bilmediğim yollarda bana fener oluyordu. Daha ne isterdim!

Çaylar geldi. Hep beraber çay içtik. Ardından Alauwedi, Türkçe ve Urdu dilindeki, aynı olduğunu fark ettiğimiz kelimeleri bulmak için birtakım objeleri göstererek isimlerini söylemeye başladı. Hesap kitap tamam, şeker, çay, ekmek, sebze, meyve, Bedevi, şükran, kardeş, v.s gibi ortak kelimeleri bulduk. Her bir kelimede coşkuyla gülüyor ve bir şey kazanmış olmanın edasıyla neşeleniyorduk. Düşünmeden edemiyordum, bu insanlar nasıl böyle kendi tarz ve yaşam biçimlerini kapitalizme rağmen koruyabilmişlerdi? Ya da iklim ve coğrafya insanların yaşam biçimini ne olursa olsun aynı şekilde süregelmekte olduğu gibi sürdürmelerine imkân mı veriyordu?

Gelen giden Alauwedi’ye beni soruyordu. O da anlatıyordu. Ben de gülümsüyordum. Keyfim yerindeydi. Ardından birlikte pazara çıktık. Gezdirdi beni, etrafı gösterdi. İnsanlarla tanıştırdı. En çok güldüğüm de sanki biz konuşabiliyormuşuz gibi, insanlar bir şey sorduğunda bana dönüp bir şeyler söyleyip benden cevap alarak aldığı cevabı onlara çevirmesiydi.

Biliyordum ki, biz konuşabiliyorduk, anlaşabiliyorduk. Alauwedi çok şeker ve harika biriydi. Şansım yine yaver gitmişti.

Previous:

Hoşçakal İran

Next:

Taftan Çölü’nden Peştun Köyüne

You may also like

Post a new comment