Mevlana Şekeri Sesi Açarmış…

13 Ekim of 2011 by

Konya sokaklarında uzun uzun yürüyorum… Bu arada bilmeden merkezi bir yere gelmiş olmalıyım ki etraf hediyelik eşya dükkânları, lokantalar ve otellerle süslenmeye başladı… Birden karnımın acıktığını fark edip gözüme kestirdiğim bir lokantaya giriyorum… Bu yörenin meşhur etli ekmeği ve yanında ayranını söylüyorum…

Garson da aynen ‘şoför – dede’ gibi konuşkan çıkıyor… “Abla” diyor “sana etli ekmeğin tarifini vereyim mi?” “E hadi ver bari” diyorum… “Şimdi” diyor “koyun etini, soğanı, domatesi ve biberi iyice karıştırıyorsun… Uzunlamasına açılan hamurun üzerine bunları yayıp ekmek fırınında pişiriyorsun… Fakat işin püf noktası” diyor “bu hamurun uzunluğu 20 cm’i geçmeyecek… Eğer geçerse bil ki o ustada iş yok diyor…” Sonra mezurayla beraber sipariş ettiğim etli ekmeği yanıma getiriyor… Beraber ölçüyoruz… Tamı tamına 20 cm çıkıyor… “Gördün mü abla” diyor… “Sen en doğru ustaya geldin…” Garson o kadar şirin anlatıyor ki bu sefer beni bir gülmedir alıyor… Keyifle bu güzel yemeği mideme indirip etrafı dolaşmak üzere dışarı çıkıyorum…

Hediyelik eşya dükkânları Hz. Mevlana motifli bardaklar, tablolar, kalemler, anahtarlıklarla süslenmiş… Üzerinde Hz. Mevlana’nın yedi öğüdünün olduğu bir bardak alıyorum… Şu anda da o bardaktan çayımı içerek size bu yazıyı yazıyorum…

Neyse konuyu dağıtmayayım… Arkasından kuruyemiş dükkânlarını gezmeye başlıyorum… Her yerde Mevlana şekeri ve hurma var… Hurmaya zaten bayılırım… İrili, ufaklı bir dolu hurma… Hangisini alacağıma karar veremiyorum… Satıcı “istediğin kadar tat abla” diyor… Bi ondan, bi bundan zevkle yiyorum… O kadar yiyorum ki almaya iştahım kalmıyor… Ama satıcıya da ayıp olmasın diye bir şey almak lazım… Mevlana şekerini daha önce hiç görmemiştim… Bu şekere peynir şekeri de deniyormuş… Satıcı onları kurcaladığımı görünce “abla bunlar ağıza atıldığında erir gider… Nefistir” diyor… Çekine çekine onu da deniyorum… Şeker bembeyaz ve sert bir görüntüsü var… Ama ağıza atılınca çok hoş gerçekten de dağılıp gidiyor… Bunlardan hediye veririm diye düşünüp 3 – 4 paket alıyorum… Satıcı abla bunlar ses de açar diye ekliyor… Zamanında bu şekerler en çok İstanbul’a gönderilirmiş… Sebebi ise, İstanbul’daki hanedan mensuplarının ve önde gelen ailelerin seslerini açmak için bu şekeri ceplerinde taşımaları ve bu nedenle de çok ihtiyaç duyulan bir şeker olmasıymış. O zaman tahta sandıklarla İstanbul’a gönderilen peynir şekerinin, ses açıcı bir özelliği olduğu Anadolu’da bilinmiyormuş…

Elim kolum yavaş yavaş dolarak diğer dükkânları da gezmeye koyuluyorum… Keçe, halı ve kilim dükkânlarına girip çıkıyorum… Arkasından Konya peynirinin satıldığı ufak bir dükkâna giriyorum. Yağı alınmış koyun sütünden yapılan bu özel peynir çok güzel gözüküyor ama İstanbul’a kadar taşımayı gözüm yemediği için peyniri almadan dükkândan çıkıyorum…

Yavaş yavaş akşamki gösterinin saati geldiği için sora sora, yürüye koştura Mevlana Kültür Merkezi’ne varıyorum… Burası inanılmaz kalabalık… Hemen salona yürüyüp yerime oturuyorum… Yerim çok güzel… Çok seviniyorum… Biraz sonra sema gösterisi başlıyor… Barkovizyonda semanın tarihini ve bölümlerin anlamlarını anlatmaya başlıyorlar… Sema sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip İnsan-ı Kamil’e doğru yönelişini ifade ediyormuş… Belirli bir ritüel ve ahenkle yapılan sema gösterisini neredeyse soluk almadan izliyorum… Daha sonra İstanbul’da da bir sema gösterisine gidiyorum ama burada aldığım lezzeti bulamıyorum… Gecenin sonunda sema gösterisine ait bir cd alıp mutlu mesut otelime dönüyorum…

Şimdiye kadar diyorum gün harika geçti… Konya’da bir günüm daha var. Ve ertesi gün ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok… Televizyonu açıp kanallar arasında gezinirken Nasrettin Hoca’dan bahsedildiğini duyup kanalı dinlemeye başlıyorum… Ve Nasreddin Hoca’nın yeri olan Akşehir’in bana sadece iki saat uzaklıkta olduğunu öğrenince ertesi günün programı da kafamda belirlenmiş oluyor… Huzurlu bir uykuya dalıyorum… Bir sonraki yazım tabii ki Akşehir’de geçecek…

Sağlıcakla,

Previous:

Ruhsal Arayışlarımın Peşinde Konya’da

Next:

Dünyanın Ortası Burasıdır

You may also like

Post a new comment