Moda

30 Ekim of 2011 by

Tertemiz, sessiz bir Pazar günü. Pencereden yüzüme ılıkça vuran soğuk havanın etkisiyle gözlerim çakmak çakmak uyandım. Havada tek bir rüzgâr yoktu. Kar yağışının hemen ertesinde böle inceden üşüten ama soğukta diyemeyeceğiniz bir hava olur ya hani, aynı öyleydi hava.

Burnuma, sonbahar sarısı rengini hemen hemen almak üzere olan yaprakların arasından kar kokuları geliyordu. Daha ekim ayından onu, o kar tanelerini özlediğimi anladım. Böylesine özlem doluyken evde oturmak olmazdı. Özlemim ile daha tanışamasam da kokusuyla bir süre idare edebilirdim.

Moda, şehrin gürültüsünden ve karmaşasından kaçmak için bulunmaz bir fırsattır. İstanbul’da, sakinliği ve huzuru bulabileceğiniz birkaç yerleşim yerinden biridir. Moda’nın o dar sokaklarında yürüyüp ahşap, cumbalı evlerin arasından geçerken, o cumbalardan birinde şöyle nerden baksanız elli senelik bir koltukta oturmak isteyip acı bir Türk kahvesini yudumlamak, tarihin üzerinize yapışan kokusunu hissetmek,  eskilerin sıcaklığının farkına varmak, birbirlerinin yüzüne içten gülümsemeler gönderen insanları görmek, o sıcak mahalle kavramını tekrardan yaşamak eşsiz bir deneyim. Tam da yozlaşmaya yüz tuttuğumuz, geleneklerimizi, kendimize ve birbirimize olan saygımızı kaybetmek üzere olduğumuz şu günlerde bir nebze olsun tarihi hatırlayıp tekrar canlanabilmek gerçekten muazzam.

Sokak, beni altı senedir her gün yaşadığım gibi, aynen böyle karşılamıştı. Soğuk havada sıcacık ilerlemenin ne demek olduğunu anlamak için sessizliği dinleyip, ağaçların arasından hiçbir şey yapmadan, belki de düşünmeden ilerlemek yeterliydi. Benim için modada olmak yeterliydi…

İnsanlar… Buranın gerçek sahipleri kabul etmek gerekirse Rumlar ve Ermenilerdir. Tabi ki yüzyıllardır kardeşlik içinde yaşayan bu halklara hakkını vermek gerekir ama bir şekilde çoğu, eski zamanların baskısına dayanamamış ve kaçmış ya da kaçırtılmış. Kim bilir o dönemin tarihine bakarsak belki de evlerini terk etmek zorunda bile kalmışlardır. Her şeye rağmen Rum ve Ermeni ilkokulları, eski dükkânlar, kırık Türkçe ve Hıristiyan kiliselerinin varlığı eski güzel izleri hala canlı tutuyor. Kime sorsanız ‘buralar eskiden böyle değildi’ cevabıyla karşılaşırsınız. Yalnız bir bakıma gerçekten de değilmiş. 50’lerde yaşanan korkunç bir yangın ile o eski, ahşap konaklardan eser kalmamış. Bu büyük yangın çoğunun kül olmasına neden olmuş. Nedeni ise hala bilinmiyor. Bir gerçek var ki moda artık eski moda değil evet.  Yaşamına devam eden birkaç eski konak ise onlarca yıla inat hala o ihtişamlarıyla duruyorlar. Her yerde olduğu gibi apartmanların sardığı moda da bir sevindirici şey var ki şehir yozlaşması sınırlı kalabilmeyi başarmış. En azından öyle onlarca katlı yüksek binadan eser yok.

Yolum İSKİ’nin olduğu yoldan sahile paralel olarak Modaspor Kulübü’nün önüne düşüyor. Eskilerin ihtişamlı yeri. Tarih sayfalarında ilginç bir yeri var buranın. Modaspor basketbol takımının Türkiye de şampiyonluğu var. Bir zamanlar çok önemli sporcular yetiştirmişler. Ama dediğim gibi eskilerde kalmış.

Avcılardan Bakırköy’e, Eminönü’nden Galata’ya kadar geniş bir görüş yelpazesi olan çay bahçelerine gitmemek olmaz. Yaz – kış, görece kalabalıktır burası. Gelip saatlerce de oturursunuz, hiçbir şey yapmadan içinden geçip de gidebilirsiniz, ama gelirsiniz işte… Sevgiliyle içilen pekte güzel bir tadı olmayan çayın keyfini yaşamak,  karşıdan geçmekte olan güneşin, denizi yalayışını izlemek,  bulutların arasından süzülen ışık huzmelerinin dansına tanık olmak ve şanslıysanız o kutsal ışığın bir parçasının, yüzünüze değişini hissetmek, hepsini bir arada yaşamak için orada öylece plastik sandalyelerin üzerinde oturmak yeterlidir.

Bomonti ile Moda sahilinin birleştiği bir noktadan Fenerbahçe’ye ve Adalar’a doğru görsel bir yolculuk yapmak istiyorum. Fırça ile tuvale kondurulmuş küçük noktalar gibi karşımda duran adalar, özellikle gece yaptıkları ışık şovu ile beni hep etkilemiştir. Ne zaman dolaşmaya çıksam, ne zaman onları görmek istesem orada olduklarını ve İstanbul’da beni hiç yalnız bırakmayacaklarını bilirim.

Kısacası modada olmak sessiz bir yalnızlıktır. Ama öyle sizi buhranlara götüren bir yalnızlık değil, aksine içinizin dolu dolu olduğu bir yalnızlıktır. Öyle ki, böylesine yalnız olduğunuz için kendinizi sürekli şanslı hissedersiniz. Siz oraya aitsinizdir. Ora da size aittir…

 

Previous:

İstimbotta Özgürleşmek

Next:

Bir zamanlar Anadolu… Bir zamanlar Ankyra…

You may also like

Post a new comment