Mudanya Buluşması

18 Haziran of 2011 by

Ne zamandır iple çektikleri gün, sonunda gelmişti. Her gün, orada yapacakları hakkında senaryolar yazdıkları yolculuğa dakikalar vardı artık. Aileler, çocuklarının sıra sıra dizilmiş otobüslerden hangisine bineceğini öğrenmeye çalışıyordu. Çocuklarda ise garip bir sakinlik, etrafı inceleme durumu söz konusuydu. Yola çıkmayı bekleyen çocuklardan pek çoğu, ailelerinden ilk kez ayrılmanın tedirginliğini yaşıyordu.


Uzun süren nasihatlerin ve duygu yüklü vedalaşmaların sonunda otobüsün şoförü aracı çalıştırdı. ‘Aman Kaptan! Çocuklar size emanet, dikkatli gidin’ diye, bir nasihat de şoför almıştı. Otobüs harekete başladığında herkes, kendi çocuğunun oturduğu tarafa yöneldi. Heyecanla eller sallanırken, gözler çoktan nemlenmişti.

Didem ve Sevgi’nin de gözleri nemliydi; ama gözyaşını ilk düşüren, alay konusu olur diye çekindiklerinden, ağlamadılar. İşi şakaya vurup, başka şeylerle ilgilenmeye çalıştılar. Hem bu yolculuğa beraber çıktıklarından, şanslı sayıyorlardı kendilerini. Oysa bilmiyorlardı ki, içten bir merhaba, otobüsteki herkesi bir anda kaynaştırabilirdi.

Molalarla altı, yedi saati bulacaktı Ankara’dan Bursa Mudanya’daki kampa varış. Çocukların, ailelerinden bir süreliğine ayrılıp gittikleri yer, bir yaz kampıydı. Devreler halinde öğrencilerin kaldığı bu kamp süresince, çocuklar hem sosyal faaliyetlerde bulunmayı öğrenecekler, hem de yeni yerler göreceklerdi.

Otobüste, çocuklardan sorumlu öğretmenlerin, onları kaynaştırma çabası; çocukların radyoda çalan şarkılara eşlik ederken ki coşkusuyla hayat buluyordu. Şarkılarla ve varacakları yerle ilgili sorularla geçen yolculuğun sonunda, Marmara Denizi’ni seyreden kamp alanına ulaşılmıştı. Çocuklar otobüsten iner inmez etrafı keşfe çıktılar. Konaklayacakları bina, denizi görüyordu. Büyük sayılabilecek bir havuz, basketbol sahası ve masa tenisi vardı burada. Ayrıca diğer her ayrıntı, ailelere anlatılmak üzere hafızalara kaydedildi.

Otobüsteki sorumlu öğretmenler, şimdi de keşif halindeki çocukları alana toplamaya çalışıyorlardı. Herkes, gruplara ayrılacaktı ve odalarına yerleşecekti. İki arkadaş bu konuda da şanslıydılar çünkü aynı odaya düşmüşlerdi. Dört kişi kalacakları odalarındaki yeni arkadaşları ise Gizem ve Aslı adında, biri Bursalı diğeri Gaziantepli iki öğrenciydi. Kalacağı odayı öğrenen çocuklar, eşyalarını alıp oraya yöneldiler. ‘İşte tatil başlıyor’ dedi Sevgi, arkadaşlarına. Ailelerinden uzak, kendilerinden sorumlu bu çocuklar, büyüdüklerini ispatlarcasına, eşyalarını dolaba güzelce yerleştirdiler. Birbirlerini, sorular sorup tanımaya çalışıyorlardı. Bursalı Gizem’den buralar hakkında bilgi de alıyorlardı. Aslı: “Toplantı salonuna gecikmeyelim” diye uyardı yeni arkadaşlarını ve bunun üzerine hepsi salona doğru yöneldiler.

Duvarlarında, daha önce kampa katılmış çocukların yaptığı resimlerin olduğu, büyük bir salondu burası. Faaliyetlerin çoğu, her gün burada yapılacaktı. Herkes salonda toplandığında, öğretmenleri günlük programları anlatmaya başladı. On beş günlük kamp boyunca herkes ilgi duyduğu alanla ilgili çalışma yapacak, kampın son günü ve gecesi bu çalışmalar sergilenecekti. Didem’in sesi çok güzeldi.  Her zaman şarkılar söyleyen, taklitler yapan biriydi o. Burada da koroya girdi o yüzden. Sevgi ve Aslı ise tiyatro bölümünü istediler. Minik hikâyeleri, fıkraları canlandıracaklardı. Gizem,  resim yapmayı çok sevdiğinden burada da resim yapmak istedi. Hatta arkadaşlarına dönerek: “Belki benim resmimi de burada sergilerler” diyerek içinden geçeni paylaştı.

Çocuklar sabah uyandıklarında önce hep beraber odayı topluyorlardı. Sonra bahçede toplanıp mis gibi deniz havasında, sabah sporu yapıyorlardı. Kahvaltının ardından herkes, öğle yemeği vaktine kadar seçtiği faaliyetiyle ilgili çalışıyordu. Öğle yemeğini yiyip, güneşin yakıcı saatlerini geçirdikten sonra ise en şenlikli haliyle havuz zamanı başlıyordu. Her gün Marmara Denizi’ni seyrederek havuzda oynuyordu kampçılar. Paylaşmayı öğreten çok güzel bir yerdi burası. Hem çocuklar buraya Türkiye’nin her tarafından katıldıklarından, birbirlerine geldikleri yerleri de anlatıyorlardı.  Çocuklar, çoğu zaman ailelerinden ayrı olmanın burukluğunu hissetmiyor değillerdi. Bu burukluğu, telefon başına koşup, onların seslerini duyarak gideriyorlardı. Aslında çocukların günleri öyle doluydu ki zaman nasıl geçiyor anlamıyorlardı. Tıpkı Mudanya’yı gezdikleri o gün de anlamadıkları gibi.

Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla kazanılmasından sonra Yunanlılar ile ateşkes yapılmıştı. İşte tarihte ‘Mudanya Mütarekesi’ olarak anılan bu ateşkesin yapıldığı yalı, o gün çocukların ilk durağı olmuştu. Günümüzde ‘Mudanya Mütareke Evi Müzesi’ olarak bilinen bu yalıda çocuklar, tarihlerini bir daha unutamayacakları bir şekilde öğreniyorlardı. Ziyaretin sonunda, yenilenmiş haliyle bu tarihi yer, çocukların hatıra fotoğrafına çok güzel bir fon olmuştu.

Mudanya’daki sokakların çoğundan denizi görmek mümkündü. Her tarafta ince bir zevkin ürünü konaklar vardı. Ancak içlerinde en çok dikkat çeken konak olan ‘Tahir Paşa Konağı’nı görmeden buradan dönmek olmazdı. Öğretmenler de bu yüzden çocukları bu konağa getirdiler. Çocuklar, kabartma resimlerle, süslemelerle, vitraylarla bezeli bu konağı da çok beğenmişlerdi. Bugün kütüphane olan bu konağı meraklı ama bir o kadar da sessiz bir şekilde gezdiler.

Çocuklardan oluşan kalabalık grup, tarihi sokaklarda gezinin son anlarını yaşarken,  genci yaşlısı pek çok Mudanyalı, gülen yüzleriyle çocukları selamlıyordu. Minik adımlarıyla bugün fazlasıyla yorulmuştu çocuklar. Yolda tek düşündükleri, kahvaltıdaki çarşaf böreğiyle midelerini şenlendiren Zeki Usta’nın hazırlayacağı, Trilye’den gelen taze balıkları bir an önce yiyebilmekti.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Antik Saklambaç

Next:

Ödül Bahane, Havuç Şahane

You may also like

Post a new comment