Müziğin Taşıdığı Sır

04 Ocak of 2011 by

Her şeyin bir müziği vardır, doğadaki her sesin…

Bazı insanlar bilirler, duyarlar bunu, bir kuş sesinin hangi notada seslendiğini çıkarıverirler; her sesi notaya döküverirler; her bin insandan biri böyle doğar; böyle insanlara ‘absolüt’ denir…

Ve bir ses bir notaya dönüşüverdiğinde, yaşamın boyunca tanımlayamadığın o bilinmezi kulağına fısıldayıverir…

İşte tam da bu yüzden müzik taşır; yaşanmışlıkları, yaşanıyor olanı, yaşanacak olanı, geçmişten geleceğe taşır; bu anda. Taşıdığı şey, yer ile gök arasındaki köprü gibidir; yerin dibine de batırır insanı, gökyüzüne de çıkarır. Bu nedenle de müzik insanı dönüştürür, iyileştirir, ona sırrını verir…

Ruhumu dinlendirdiği, yorduğu, beni neşelendirip hüzünlendirdiği zamanlarda da o benim hep rehberimdir, her zaman…

Gittiğim yerlerde önce onu duyarım, bana yakın olan, ruhumu okşayan bir tını yakalarsam onu hemencecik orda tanırım. Beni oraya çivileyen bir ses, bir ezgi, bir tını olabilir, fark etmez. O an benim yerim orasıdır, onu içime almadan hiçbir yere gitmez ayaklarım…

Müzik beni rayımdan çıkarır, ruhuma kanat takıp uçurur, bilinmeyen diyarlara, başka bir zamana götürür, belki de zamanın dışına atar. Bu herhangi bir dilden olabilir, önemli olan ezgidir; bilirim müzik evrenseldir. Nerden gelip nereye gittiğini anlamaya çalışan ruhuma ilaç gibi gelir. Duygularımı coşturan, karşısında pür dikkat kesildiğim, kendimi kaybedercesine salıverdiğim bir güzelliktir. Kolaylıkla diğer tarafa geçerim; kendimden ve bildik şeylerden uzağa…

Düşüncelerin ötesinde bir dünyaya beni atacak türden bir ezginin yakınımda dolaştığını hissettiğim an o müziğin beni alıp götürmesine izin verdiğim andır. Ve işte tam da bu yüzden bir balık suyu nasıl özlerse ben de öyle özlerim bir güzel sesi, bir ezgiyi…

Müzik; insanın nasıl yaşadığıyla, nasıl hissettiğiyle ilgili sağlam fikir veren yanılmaz bir rehberdir aynı zamanda. Yaşamların içinden geçerken insanların dinlediği müzikler bana o yaşamları da anlatır. Nelere güldüklerini, nelere üzüldüklerini, nelere sevindiklerini; sevinçlerini, kederlerini ve hissettiklerini nasıl anlattıklarını da…

Yol boyunca duyduğum bazı sesler ve bazı ezgilere bahsetmeden geçemeyeceğim o nedenle;

Lübnan`da Natıonal Museum’da müzeyle ilgili belgeseli izlemek üzere oturdum. Görüntüyle beraber başlayan müzik beni olduğum yere çiviledi. O sesi duyduğum anda sevdim ve hissettiğim şey beni alıp başka bir zamana götürdü. O kadın sesi kime aitti; bilemedim, henüz bulamadım ama güzel bir sesi bu denli iyi tanıyan ve birçok güzel sesi ve tınıyı bir araya getirebilmiş bu insanın kulağına saygı duydum; ZAD MOULTAKA…

Henüz çocukken bir kitap okumuştum; ‘Sihirli Şamdan’ adında. Hala daha ne zaman o kitabı hatırlasam kitabın bende bıraktığı o duygunun içine girerim. Kitapta bizim Asya ülkelerindeki gibi giyinen ve çok güzel dans eden bir kadından söz ediliyordu. Lübnan’da dinlediğim o kadın sesi beni aldı, götürdü ve o kitabın içine bıraktı. O şarkıyı duyduğum o an gözümün önünde sanki o kadın dans ediyordu; FEYROUZ…

Bscherrı’de Halil Cibran’ın müzesindeyim. Çok derinden bir ney sesi geliyor kulağıma; sanki bir kuyunun dibinden geliyormuş gibi. İlk defa duyduğum bir ezgi. Müzeye, Halil Cibran’ın ruhuna ve hissettirdiği duyguya bu denli oturmuş başka bir tını olabileceğini sanmıyorum. Müzedeki görevli müziğin sadece müze için özel bestelendiğini söyleyerek bilgi vermek istemedi. Ben yine de buldum; SAMIR SIBLINI, Sahara Reflectıons

Özcan Yurdalan’ın ‘Naure Çarkı, Suriye Yolculuğu’ kitabında Busra’yı anlatırken bahsettiği Ugarit Müziğini okumamış olsaydım Natıonal Museum’da ‘Passage to Syrıa’ adındaki albümden ve albümün içindeki onca birbirinden değerli tarihi ezgileri dinlemekten mahrum olacaktım. İçindeki müziklerin her biri çok özel; PASSAGE TO SYRIA

Nubıan, Mısırlılara ait geleneksel ortak bir çalışma; folklorik ve neşeli; THE MUSIC OF NUBIA

Mısır’da otobüste dinlediğim ve dinledikçe daha da çok dinlemek istediğim hüzünlü ve derinden gelen bir ses; NAGAT

Suriye’de müzede rastlantısal seçtiğim bir çalışma; üzerinde Arapça yazdığı için kime ait olduğunu bilemediğim ama çok beğendiğim…

Duyduğum, dinlediğim, kulağıma gelen, beni yolda, bir yerde yakalayan bu birbirinden güzel müzikleri fark edebilmiş olmaktan dolayı kendimi şanslı addediyorum…

Haleb, Suriye, 15 Şubat 2009

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Hayvan Benliği ve Ekspedisyon*

Next:

Cinsel Güdüler

You may also like

Post a new comment