Myra Destanı… Ben Bu Toprakların Sessiz Çığlığıyım

11 Ocak of 2011 by

Yolum daha önce bir kaç kere Antalya’ya düştü fakat Demre’ye gitmek kısmet olmadı. Üstelik aklımda Demre’ye gitmek olduğu halde… Bazen öyle oluyor… Aklımda bir yere gitmek var… Hedef belli… Fakat yolda biri bir şey söylüyor… Plana yeni bir yer giriyor… Eski yer kalıyor… Demre nedendir bilmem böyle bir yer değişikliğine uğradı… Hem de bir kaç kere…

Bu yaz yine Antalya programı gözükünce tamam dedim… Demre’ye gidilecek galiba… Ama pek de emin olamıyorum… Hedef gene şaşabilir… Neyse ki öyle olmadı… Demre’ye varabildim… Üstelik Demre’ye varmadan bir gazetede şöyle bir haber okudum… 2010 senesinde en çok ziyaret edilen yerlerden biri olmuş… Tamam dedim… İstatistikî bir sayı olmamın zamanı gelmiş…

Sıcak bir günde  Demre’ye giriş yapıyorum… Esas amacım olan Myra antik kentine koşturuyorum… Myra ‘Yüce Ana Tanrıçanın Yeri ‘ demekmiş… Likyalıların en önemli kentlerinden biriymiş… Kentin MÖ 5. yüzyılda kurulduğundan bahsediliyor… Şöyle bir hesap yapayım diyorum… Yapmıyorum… Ürküyorum… Burası benim kaç katı yaşım… İnanılmaz…

Şehrin ayakta kalan iki özelliği var. Birincisi kral kaya mezarları ikincisi tiyatrosu… İlk sizi karşılayan görüntü kaya mezarları…

Kayaların içine kat kat oyulmuş kral mezarlarının görüntüsü inanılmaz… Meydanda uzun bir süre durup, mezarları seyrediyorum…

Arkasından tiyatroya doğru gidiyorum. Önce tiyatroya küçük bir aralıktan bakıyorum. Arkasından da içeri giriyorum. Çok iyi korunmuş ve inanılmaz büyük bir tiyatroyla karşılaşıyorum.

Ardından tiyatronun kabartmalarını inceliyorum. Tiyatroyu seyredenlerin yüz ifadeleri mi onlar bilemiyorum ama kimisi beni ürkütüyor. Özellikle tek başına duran bir kadın yüzü var. Suratında şaşkın bir ifade ver. En çok beni o ürkütüyor. Bir de döneme ait yazıların bulunduğu taşlar var onları da inceliyorum. Kim bilir neler yazıyor diye merak ediyorum.

Bir de Demre’den ayrılırken Myra destanını görüyorum. Okuyorum onu… Ve çok etkileniyorum… Ben bu toprakların sessiz çığlığıyım diyor.  Yediveren cömert seraların  nasırlı ellerde hayat bulduğu bu durakta bir mutlu Myra taşıyım diyor… Ben bir Myra taşıyım diyor… Mutlaka gidip, tamamını okuyun derim… 

Yazı ve fotoğraflar: Anette Inselberg

Previous:

Kartepe’de Sonbahar

Next:

Karamürsel’de Gizli Bahçe

You may also like

  • 13 Ara

    Madrid 24 saat yaşayan şehir

    Gezi

    II. Dünya Savaşı’nın ardından yeniden yapılanan şehirde metro, yolcu taşımadaki yüksek kapasitesi, hızı ve dakikliği ...

  • 27 Mar

    Cincinnati

    Gezi

    Cincinnati, Orta Amerika’nın endüstriyel olarak en gelişmiş şehirlerinden biri. Batı’nın Kraliçesi olarak anılan kentte, ilk ...

  • 09 May

    Kadim Şehir Palu

    Gezi

    Dönemin Palu Kaymakamı sevgili dostum Mehmet Fatih Çiçekli’nin daveti üzerine geçtiğimiz yıl (2015) Palu’da bir ...

  • 21 May

    Wah! Wah! Wah!

    Gezi

    Cafe del Mundo ekibi olarak gerçekleştirdiğimiz keşif gezilerimizin sonuncusu olan ve İztv tarafından belgesel çekimleri ...

Post a new comment