Nehirler Aka Aka / Ey Yolcu… Yürüyelim…

27 Kasım of 2010 by

Dereler, çaylar, nehirler, yaşam döngüsü devam ettiren akan sular, göğü yer ile birbirine bağlar. Milyonlarca yıldır bu hayati döngüyü sürdüren SU, vadiler boyunca her türden canlılar için elverişli yaşam alanları oluşturur ve çevresine can verir. Derelerin, çayların, nehirlerin, sulak alanların yok edilmesi ile gezegenin yaşamsal dokuları çürümektedir.

Alakır Çayı işte bu yönü ile gezegenimiz için önemlidir. Antalya’nın, Alakır Vadisi üzerinde bulunan Alakır Çayı üzerinde, mevcut Alakır Barajı varken, ek olarak, üstelik bir de 8 adet yapılmaya başlanan hidroelektrik santralı (HES) hem vadideki yerleşim yerlerine, hem de vadinin tüm ekosistemine geri dönüşümsüz olarak zarar vermektedir. Alakır Çayı üzerinde kurulan ve kurulmaya devam eden, yenileri kurulmak istenilen HES’lere karşı mücadelemiz açtığımız davalar ve SUYUMA DOKUNMA mesajımız eylemlerle sürmektedir.

Su yaşamdır ve yaşamımız satılık olmamalıdır;

Tüm canlıların yaşam kaynağı nehirlerin elektrik üretimi bahanesiyle kaynağından sahile kadar borulara hapsedilerek özel şirketlere kırk dokuz yıllığına  verilmesine, En temel yaşam hakkı olan suyun kaynaklarının tamamının  su kullanım hakkı sözleşmeleri ile  özelleştirilmesine, bu nehirlere bağlı yaşayan binlerce köyün, yüz binlerce insanın ve milyonlarca canlının  susuz bırakılarak yok edilmesine karşı suyumuza sahip çıkalım.(**)

12 bin yıl kadar öncesine dayanan bir tarihi barındıran yüzlerce miras alanları ve bununla beraber kültürümüzün önemli bir parçası yok edildi. Bu yetmiyormuş gibi Anadolu ve Mezopotamya’da binlercesi daha sular altında bırakılması hedeflenmektedir.

Yüzyılımızın savaşı SU üzerinedir. Dünya nüfusunun dörtte biri bugün suya çok güç koşullarda ulaşmaktadır. 2025 yılında dünyada her üç kişiden ikisi kuraklıkla karşı karşıya kalabilecektir. Kapitalist sistem insan değil kâr merkezlidir. Kapitalizm, emperyalizm ve işbirlikçileri hayatının her alanında olduğu gibi sularımızı ve sağlıklı yaşam hakkımızı da elimizden alıyor.

Büyük bir kandırmacının ortasına düşmeden yalanı bozmak, gerçeği tüm nefesimizle haykırmak zorundayız. On yıllardır bu ülkenin tüm hükümetleri su kaynaklarımız konusunda da bu kandırmacayı hep yeniden üretip topraklarımızın bütün akarsularına barajlar kuruyorlar.

İnsan ve doğadan yana olmayan bir bakış açısıyla uygulanan baraj ve hidroelektrik santralleri projeleri, ekolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan büyük kayıplara neden oldu, oluyor ve daha binlerce defa olması planlanmaktadır.

Kalkınma adı altında gerçekleştirilen baraj projeleri BİR yarar getirdi, ama BİN zarara da neden oldu. Bir kaç kişi kazanırken, toplum kaybetti.

Yaşamın temelleri olan ve binlerce hayvan ve bitki türünü barındıran çok sayıda akarsu ekosistemleri yok edildi. Halen özgür akan yüzlerce sularımıza projelerle çoktan göz dikildi.

Nehirler üzerine inşa edilen büyük ölçekli ve çok sayıda barajın kısa süre içinde nehirleri kurutacak olması gerçeğidir.’Nehirler boşa denize akmasın’ sloganı ile kafalar karıştırılmakta ve nehirler ancak denize aktığında boşa akmamış olacakları gerçeği toplumdan gizlenmeye çalışılmaktadır. Gerçekten de temiz su doğal bir hidrolojik çevrimin sonucunda insan ve tüm canlı yaşamın kullanımına hazır hale gelmektedir. Gerek yer altı sularını çekmek, gerekse yer üstü su kaynaklarını kurutacak adımlar atmak hidrolojik çevrime doğa dışından yapılan müdahalelerdir ve bir süre sonra çevrimin bütün olanaklarını ortadan kaldırma riski barındırmaktadır

Hükümetin bugünlerdeki yeni planı ise ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı; Rize İkizdere’de SİT kararının ardından Doğa Katliam Projeleri olan HES’lerin İptali gündeme gelince Hükümet aceleyle Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısını Meclis’e sunmaya girişti. Yasaları değiştirip kendi yasa dışılığına kılıf hazırlamaya kalkışıp yasanın içeriğini tarafların vatandaşın tartışmasına bile fırsat tanımıyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı  yaptığı açıklamada TBMM’ne getirilen  tasarının İkizdere’de alınan SİT kararı ile ilgisi olmadığını söylüyor  ve Hükümet bu kanunu AB’ye uyum yasaları gereği olarak savunuyor. Avrupa Birliği’nden ise bunun doğru olmadığı şeklinde açıklama yapıldı.

Hükümetin tasarısı, tüm varoluş maksadını 11. maddesinde açıklıyor: Korunan Alanların Belirlenmesi başlıklı bu maddede, ‘bir alanın korunan alan niteliğine sahip olup olmadığı Bakanlıkça incelenir.  Korunan alan niteliği taşıdığına karar verilen alanlardan orman rejimine tabi olanlar Bakanlıkça, diğer alanlar ise  Bakanlar Kurulu tarafından korunan alan olarak belirlenir’ denilerek, kültür ve tabiat varlığı bilimsel ve objektif bir niteleme olmaktan çıkartılıp siyasi bir karar meselesine dönüştürülüyor. ***

Türkiye’nin enerji gereksinimine çözüm üretiyoruz bahaneleri ile esas amaçlarının su kaynaklarını ele geçirmek olan şirketlere, Alakır’da, Munzur’da, Çağlayan Deresi’nde, Uzungöl’de, Yuvarlakçay’da, Senoz’da, İkizdere’de, Aksu’da, Çamlıhemşin’de ve Hasankeyf üstünde yapılmak istenen baraj ve HES’lere, doğayı tahrip edecek ve doğal kaynakları özelleştirecek hiçbir girişime geçit vermeyerek suyumuza dokundurtmamalıyız.

Nehirler aka aka

Derim ki sana:
Nehirler boyu git
ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını
sen de bir nehirsin ey yolcu
Senin de varmak istediğin bir yer var
Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak
Engeller nasıl aşılır, öğren nehirlerden
Yarı yolda yok olup gitmek değildir amaç,
nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya
Varmaktır oraya, ey yolcu***

* http://www.alakirnehri.org

** http://www.dayanisma.net/index.php

*** Nehirler Aka Aka… – Hasan Hüseyin Korkmazgil

26 Kasım 2010 Antalya

 

You may also like

Post a new comment