Nepal’de Bir Şaman Buldum

17 Temmuz of 2011 by

Nagarkot, 02 Ocak’07

Sabah erkenden soluğu Min Tamang’da aldım. Çok heyecanlıyım. Kitaplarda okuduğum, filmlerden izlediğim ve hepsinden öte içten içe bildiğim, Şaman insanının* izini sürmek üzere önümde bir Nepalli olduğu halde bir ‘jungle’ın içine girmek üzereyim.

Manzara enfes, hava serin ve kapalı. Yoğun bir sis var ve sisin arasından ara ara yemyeşil çimenler gözüküyor. Yavaş adımlarla yürüyoruz. Min Tamang ara ara konuşuyor, çatıları bambu dallarından örtülü evlerin dibinden geçiyoruz. Derken dar bir aralıktan çıkıp adımımı atar atmaz kocaman bir manda ile karşılaştım…

Görüntü sanki bir kartpostalın içine, birden adımımı atmışım gibiydi, bir masalın içindeymişim gibi. Ev de öyleydi. Küçücük bir evdi, çatısı otlardan, duvarları kerpiçtendi, etrafta kimsecikler yoktu. Min yürümeye devam ederken ben de onu izledim. Bitki örtüsü, yamaçlar, toprakla, çamurla, otla yapılmış evler, hayvanlar, aşağıya doğru inen teraslar ve içimdeki heyecan. Epey bir yürüdük, yürüdük, saatler geçti, saat neydi ki, şu anda düşündüğüm tek şey gizemli Şamanla karşılaşacağım o anın hayalinin ekseninde dönüyordu…

İncecik bir patika yoldan aşağıya indik. Bir evin önünden geçtik. Min evi geçtikten sonra geri geri geldi ve kapının önünde durdu. Ben de durdum. Kapı üzerindeki kırmızı işaretleri gösterdi. Yoğun bir sis dumanının ardından aralanan görüntü ile birlikte kapıyı gördüğümde olduğum yere çivilenmiştim. Zira sis, orman, rüzgâr ve içinde bulunduğum manzara insanı alıp götüren cinstendi. Gördüğüm derinliğine ve uzunluğuna geniş bir kapıydı. Kapıya ulaşmak için topraktan yapılmış birkaç basamak vardı. Ve kapı üzerinde kırmızı renkte koyulmuş işaretleri gördüm. Kırmızı boyalar bilindiği gibi tüm şaman kapılarında bulunan geleneksel boyalardır. Kırmızı kapıyı belirli kılıyor ve diğerlerinden ayırıyor. İşaret öyle bir işaret ki kapı `ben hem buradayım hem de değilim` diyor. Hem gösterişsiz, tahta bir kapı hem de içinde yaşayanı belirleyen kırmızı işaretleriyle de çok sıra dışı. Aslında beni götüreceği kişinin bir erkek şaman olduğunu, henüz oraya ulaşmadığımızı, daha yolumuzun olduğunu, istersem devam edebileceğimizi söyledi. “Burası” dedim, “burada kalmalıyız, devam etmek istemiyorum.” Şu anda bulunduğumuz yer bir Şaman’ın eviydi. Derken hemen arkamızda bir kadının durduğunu gördüm anlık. Kafamı çevirdim ve iyice baktım. Yörükler gibi giyinmişti. Yaşlı görünümünün ardındaki dinçlik çok net hissediliyordu. Yaşını öngöremediğimi düşündüm elimde olmadan. Göbeğinin üzerinde göğüslerine kadar çıkan kalın bir kumaş bağlamıştı. Ve üzerinde pazenden kalın bir elbise vardı.

Yavaş adımlarla yanımıza geldi, ciddi bir surat ifadesiyle Min Tamang’a, bir de bana baktı. Aralarında bir şeyler konuştular ve bana bakarak başını salladı. Tekrar konuştular, tekrar başını salladı. Az konuşup sık sık başını önüne eğişi ve gözlerindeki ifade aklımda kaldı. Anne gibi bakıyordu; cefakâr, vefakâr, korumacı ve saf…

Evin içerisine girince geniş bir oda gördüm; içinde ateş yanan bir ocak vardı. İçerisi mis gibi tütsü kokuyordu. Odanın diğer köşesinden yukarıya doğru çıkan bir merdiven başka bir kapıya bir odaya açılıyordu. Ve odada sadece uyumak için bir sedir vardı…

* Şaman: Bu dünya ve öteki dünya arasındaki aracı… Aynı zamanda da görünen benliğimizden öteki benliğimize giden bir yol olduğunu bulan kadim insan…

 

 

Previous:

Sis Yolu

Next:

Şaman’a Giden Yol

You may also like

Post a new comment