Nepal

13 Mart of 2011 by

Nepal’e vardığımızda seçimler henüz bitmişti ve yeni başbakan belli olmuştu. Fakat Maoistler bu sefer kaybeden taraf olduğu için devamlı olay çıkarmaktaydılar. Biz gerçi tüm bunlardan uzakta, göl kenarında, Kathmandu’ya 125 km uzaklıktaki Pokhara’da bir güzel dinlenmekteydik.

Ta ki yine içimizde hareket etme kıvılcımları yükselinceye kadar. Dolayısıyla, birden kendimizi outdoor sporlarının cenneti olan Pokhara’nın azgın dalgalarında boğuşurken bulduk. Trisuli Nehri’nde rafting yaparak bir güzel deşarj olduk. Daha önce de Ladahk’ta ve Türkiye’de de yapmıştım fakat hiç birinde bu kadar azgın ve yüksek dalgalar görmedim. Yalnız, organizasyon oldukça başarısızdı. İki saatlik rafting için toplam da 7 saatimizi yolda geçirmiş, artık tahammül sınırlarını aşacak derecede sarsıcı ve rahatsız edici olan lokal otobüslerde seyir ederken heba olmuştuk.

Öğle yemeğinde de 35 dolar karşılığı alt tarafı bir kepekli sandviç bir de yumurta verilmişti. Siz siz olun sakın kendi halindeki bireylerden tur almayın. Her zaman çok bilinen outdoor sporları üstüne çalışan organizasyonlardan ayarlayın. Bizim turumuzdaki saçmalıkları saymakla bitiremeyiz! Neyse ki şansımız tekrar dönmüş, Tanrı bize harika bir dağ rehberi yollamıştı. Adı Tilak, Nepal’ın çiftçi kastından geliyor, Gurung ırkından. Sabahları kahvaltı etmiyor sadece siyah çay içiyor.

11’de dal vat zamanı (Yine Hintlilerdeki gibi kocaman bir tabak pilav ve üzerine mercimek sevdası) ardından 5 civarı ikinci dal vat’ da akşam yemeği niyetine yeniyor. Bu arada Tilak, 25 yaşında ve Annapurna Dağları alanında çıkmadığı dağ kalmamış. Ama şu an ki esas amacı Nepal’ın pop starı olmak, çok güzel bir sesi var ve besteleri de hiç fena sayılmaz!

Biz, yine bütçe kısıklığı yüzünden meşhur Annapurna trekkingine çıkamıyoruz ama onun yerine Pokhara’ya 8 km uzaklıkta olan bir vadiye tırmanmaya karar veriyoruz. Orada Nepallıların gündelik yaşantısını gözlemleyip doğayla iç içe olma niyetindeyiz. Bunun üzerine, Dhampus diye bir köye yaklaşık 5 saat yokuş yukarı tırmanıyoruz. Yol boyunca yemyeşil parlayan pirinç tarlaları ve yeni doğmuş koyunlarla kızgın bakışlı bufalolar dikkatimizi çekiyor…

Bu arada Tilak’da yanık sesiyle bize güzel bir fon müziği oluşturuyor. Hayat ne kadar da güzel! Bu arada en sonunda kaldığımız ‘guest house’da momo yapmayı öğreniyorum! Tibetlilerin vazgeçilmez spesiyali Momo, Banu’yla ikimizin en favori travelling yemeği! Önce eski usul ekmek yapar gibi sadece unla suyu karıştırıp hamur elde ediyorsunuz. Kıvama gelince oklavayla çok da inceltmeden açıp bardakla yuvarlaklar acıyorsunuz. İçini istediğiniz çeşit sebzeyle doldurduktan sonra da manti gibi kapatıp buharda pişiriyorsunuz. Bizim en sevdiğimiz: peynirli ıspanaklı olanı, içine momo masala, soya sosu ve Himalaya tuzu da ekleyebilirseniz ne ala! Buharda piştikten sonra yanında tako sosunu andıran domates salatasından da ekleyebilirsiniz ya da cacıkla da güzel gider!

Bu arada haşlanmışa alternatif olarak kızartma momo da mümkündür ki şiddetle tavsiye ederiz! Dhampus’da iki gün geçirdikten sonra Pokhara’ya geri donduk ve bir haftanın sonunda Kathmandu’ya doğru yol aldık. Kathmandu’da, 70’lerin rock yıldızlarının etkilendiği kadar ne varmış o kadar çok anlayamadım ama büyük ihtimalle o zaman çok başkaydı… Şu anda trafikten ötürü oldukça pis ve kirli bir havası var, insanlar bez maskelerle dolanıyor. Thamel hariç, burası turist mekânı, Biraz Bodrum’u anımsatıyor. Bir sürü dükkân ve bar, her yerden başka bir ses yükseliyor. İlaveten de her yer dağ malzemeleri satan dükkânlarla dolu, bir ara girip friction fiyatlarını sorayım dedim aslında hiç de fena değildi ama yine de parayı ona harcamaktansa belki yine değişik bir aktiviteye yatırmak daha mantıklı olur diye düşündüm.

Bu arada, İsviçre’den eski bir arkadaşla karsılaştık! Ne tesadüf ama iki sene sonra, adi Marius Nepal’da skateboard üretimi yapıyor. Ahşap üstüne custom made işlemelerle çok minimalist bir tarz benimsemiş. Skaterboyların tarzının aksine oldukça zarif ve artistik diyebilirim. Burada üretip İsviçre’de satıyormuş, şimdide bir dükkân acıyormuş hatta açılış da hemen ertesi gün. Markasının adı Arniko. Katmandu’da yapılacak çok bir şey yok aslına bakarsanız, burası daha çok alışveriş için birde dağlardan önce veya sonrası için bir hazırlık ve dinlenme durağı. Neyse, biz yine Everest flight yapamayacak kadar fakir olduğumuz için, Nagpur diye yüksek bir vadiye çıkıp oradan tüm Himalayaları seyretmeye karar verdik.

İki saat yolculuğun ardından bulutların üstünde iki gün geçirdik, Fakat sezon olmadığı için devamlı yağmur yağıyordu ve hava oldukça sisliydi, neyse ki Allah dualarımızı duymuş bir kaç saatliğine de olsa havadaki tüm bulutları süpürmüş ve bizi dünyanın belki de en eşsiz manzarandan biriyle kendine bir kez daha hayran bırakmıştı. En yüksek dağlar olduğu gibi gözümüzün önündeydi. Özellikle Dorje’nin ihtişamı Everest’i bile geri de bırakacak güzellikteydi! Bu arada öğreniyoruz ki bir iki saat önce yeni bir Guinness rekoru kırılmış. Tekerlek sandalyeli bir dağcı Everest’e çıkmayı basarmış! Vay be, su insanlara bak! Onlara da hayran olmamak mümkün değil!

Gerçi Everest’in turizm dağcılığıyla ilgili epey bir diyeceğimiz var ama neyse! Önemli olan Sherpaların mutluluğu! Geçim kaynakları, 50 bin dolar verip dağa tırmanmak isteyen zenginlerin elindeyse yapacak bir şey yok senirim! Ama ben bu saçmalığın biran evvel durdurulup Everest’in çevresinin kalkındırılması için geliştirme projeleri üzerinde çalışılması taraftarıyım. Böylelikle gereksiz yere insanlar ölmez ve Sherpaların da dağ rehberliği dışında yapacak başka is imkânları olabilir! Bir insanın ömür boyu kötü hava koşullarında insanüstü büyük zorluklara katlanarak yaşamaya mahkûm edilmesi kadar gaddarca bir şey olamaz! Everest’e giden bir yol bile yapılmamış. Oraya gitmenin sadece iki yolu var: ya uçmak ya da yürümek. Yürümek tam 12 gün sürüyor! Nepal’ın ulaşım sistemi korkunç ötesi! Hele o local otobusleri yok mu?

Her bindiğimizde fark ediyorum ki, insanlarda hiç hoşnut değil, birde aksi gibi hepsinin midesi çok hassas. Etrafta plastik poşetler her an acil durum için uçuşur vaziyette! En iyisi o yüzden otobüs tepesinde gitmek, hem havadar hem daha rahat! Vazgeçilmez de bir deneyim, bağımlılık yaratıyor. Nagpur’dan sonar Katmandu’ya geri dönmeye çalıştık fakat Maoistler yine protesto halinde olduğu için hiç bir otobüs çalışmıyordu. Neyse ki motosikletli iyi kalpli iki Nepallı genç bizi bir sonraki şehre kadar götürmeyi kabul etti. Yoksa iki saat yürüyüşün üstüne dört saatimiz daha vardı!

Bhaktapur’a 14. yüzyıldan kalma çok egzantirik eski bir şehre geldik. Katmandu’da ki olayları ve benim nezle vaziyetimi bahane ederek kapıdaki bekçiyi kafaladık ve 750 rupi ödemekten kurtulduk. Bu güne kadar kaldığımız en güzel guest house da dinlenmeye başladık. Aksam kendimize geldiğimizde Newari kültürünün dibini boyladık! Çok ama çok değişikti. Videoları yükleyene kadar bekleyin! Artık Nepal’dan gitme vakti geldi dedik kendi kendimize! Bir şekilde Hindistan bizi geri çağırıyordu. İnsani kendine bu kadar bağlayan daha başka bir ülke var mıdır bilmiyorum! Güle oynaya büyük bir sevinçle Gorakhpur’a geri donduk fakat Hindistan bizi oldukça sıcak karşıladı! Tam 48 derece! Hayatımda bu kadar sıcak bir havaya daha maruz kalmamıştım. Kafamda yumurta kırsalar saniyede pişerdi…

Bin bir güçlükle ağır yükümüz sırtımızda düz yol şerpaları olarak tam yorgunluktan ve bitkinlikten çökecektik ki sonunda doğru treni bulup hemen yerimize yerleştik. Yine de bir türlü rahatlayamamıştık. Çünkü gökyüzünde bir gidim esinti yoktu. Sanki evrendeki tüm hava kaybolmuş nemli bir boşluk bizi içine çekiyordu. Durduğumuz yerde kilolarca ter akıttık, en sonunda bu böyle olmaz deyip koşa koşa bir bakkal buldum. Tren kalkmadan soğuk su bulmayı umut ediyordum. 4 – 5 şişe suyu yüklendiğim gibi hemen trene geri koştum. Tüm şişeleri basımızdan aşağıya boşaltmaya başladık. Ama faydasız, 5 dakika içinde hepsi buharlaşmış yine vıcık vıcık olmuştuk. Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde hayatımızın en kötü tren yolculuğunu geçirdik. Pervaneler çalışmıyor, tren bir türlü gitmek bilmiyordu. Her saat başı kırmızı ışıkta başka bir trenin geçmesini bekledik! Sabah 11 sularında Varanasi’ye vardığımızda tamamen çökmüş ve bitmiş haldeydik. Neyse ki Varanasi’nin enteresan ortamı ve insanları tüm bu çektiklerimize değmişti!

Previous:

Nepal’e Doğru

Next:

Varanasi: Sonsuz İnanç

You may also like

Post a new comment