Nereden Nereye

12 Haziran of 2011 by

Agra, 26 Kasım’06

Agra’da bir yer bulup yerleşince Ankara’da Pakistan Konsolosluğu’nda tanıştığımız ve yol boyunca ara ara haberleştiğimiz Mirza ve Yavuz’a burada olduğuma dair mesaj göndermek üzere dışarıya çıktım. Hangi guest houseda olduğuma ve oda numarama dair bilgiyi mesaj geçip odaya geri döndükten bir yarım saat sonra tıklanan kapı sesini duyduğumda doğrusu şaşkındım.

Mirza gülümseyişiyle işte karşımdaydı. Yavuz sessiz görünüyordu. Güldük, sarıldık birbirimize. Benim onlara mesaj gönderdiğim internet kafeden, üstelik de aynı bilgisayarı kullanarak izimi bulduklarını, bilgisayarda en son girilen mail adresinin benimki olduğunu söylediğinde birbirimize baktık ve ‘bu kadar olur’ dedik. Kesişen yolların güzelliği işte böyle bir şeydi. Otelin terasına çıkmadan önce mutfağa uğrayıp Türk çayı yapmak istediğimizi söyledik. Çayı demleyip yukarıya çıktığımızda gün batmak üzereydi. Bulunduğumuz yerden görünen ‘Taj Mahal’i karşımıza alarak oturduk masaya. Sevimli bir teras bu. Mekânın bize verdiği his otantik. Ve başladık sohbete; ‘nereden nereye’…

Her birimizin bir hikâyesi vardır; Mirza’nın ve Yavuz’un da vardı, aynı benim olduğu gibi. Yaşamlarımızın akışı bizi bu ana taşırken nereden nereye geldiğimizi düşünmek ve aralarda ‘diğerine bakmak’; onun yaşamına bakmak kendi yaşamımıza bakmak gibiydi aynı zamanda. Benziyordu; inişler, çıkışlar, duraklar, adımlar, korku ve cesaretin bir diğerine dönüştüğü anlar ve her şeye rağmen devam etmeye, yaşamaya duyduğumuz inanç…

Mirza eczacı iken işyerini kapatıp yollara düşmüştü; birbirinin aynısı günlere kendince bir nokta koymuştu. Geleceğe duyulan kaygının, günü kurtarma telaşının ve geçmişin ağırlıklarının onun adımlarını yolculuğa doğru dönüştürmesine engel olamadığı bir anda…

Yavuz astsubay iken firar etmişti, zaten askerliğin onun ruhuna uygun olmadığını anlamıştı. Onun ruhunda müzik vardı, özgür olmak vardı. Firar ettiği gün ülkeye döndüğü an yatacağı hapis bile yollara düşmesine engel olamamıştı.

Mirza’nın elinde Afganistan’dan aldığı ‘def’, Yavuz’un elinde ‘ney’ vardı. Yavuz az konuşuyordu zaten, dinliyor ve gülümsüyordu arada bir. Biz Mirza’yla konuşurken eline ney’i çoktan almıştı bile. Ney’i üflediğinde sustuk, o nefesin dünyası ele geçirivermişti birden bizi. Def ile katıldığında Mirza bir süre sonra ben de içimden gelen bir sesle onlara eşlik edecektim. Diğer masalarda yanan mumlar da bir coşup bir azalırken gecenin karanlığında hoş titremeleriyle bize eşlik edeceklerdi…

Öylece uzun bir süre kaldık. Yavuz arada duruyor, bekliyor ve bir süre sonra tekrar başlıyor. O arada susuyoruz her birimiz. Bu buluşma içimizden gelenin peşine düştüğümüz andan bu yana bizimle olan duygunun hem hüznü hem de mutluluğu ile karışık bir suskunluğun buluşması aynı zamanda…

Ne de olsa hayatta mutluluk yoktur, mutlu anlar vardır ve işte o mutlu anlardan birini yaşadığımız çok güzel bir gecenin içindeydik.

Birlikte ve yalnız…

 

 

Previous:

İlk Yolculuk

Next:

Eşkıyalar Yolu Keserse

You may also like

Post a new comment