Ödül Bahane, Havuç Şahane

23 Haziran of 2011 by

Sabah uyandığında içi kıpır kıpırdı Pınar’ın. Yatağından hızla kalktı ve pencereye yöneldi. Dışarıdaki aydınlık günü görünce: “Güneş de benim gibi mutlu ki ışıl ışıl parlıyor bugün” diye düşündü. Sonra gözü birden kanepeye ilişti. Pınar’ın annesi, geçen gün çarşıda beğendikleri kumaştan çok güzel bir şalvar dikip, sürpriz yapmıştı kızına.


Şalvarı alıp hemen giyinen kız, heyecanla annesinin yanına koştu. Ona sarılıp teşekkür ederken, balkonda kurulu sofranın başında herkesin, onları beklediğini gördü. Bunun üzerine Pınar ve annesi, masada eksik olan çaydanlığı da alarak kahvaltıya katıldılar.

O gün mutlu olan, sadece Pınar değildi. Sofranın başında iştahla kahvaltı yapan herkesin keyfi yerindeydi. Hatta uykuya düşkünlüğünden, kahvaltıları her zaman kaçıran Pınar’ın ağabeyi Emrah bile çoktan uyanmış, babasıyla şakalaşıyordu. Kahvaltı bitip, karınları doyunca, tüm aile ve dışarıda onları bekleyen işçiler arabalara binmeye başladılar. Zaman, hasat için yollara düşme zamanıydı.

Hem baharın en güzel günlerine denk geldiğinden, hem de ürünlerini festivalde sergileyeceklerinden, Pınar en çok bu hasat zamanını seviyordu. Hafta sonu olduğundan o gün okula gitmemişti. Bütün gün toprakla arkadaş olacak, onunla oyun oynayacaktı. Hele ailesinin, çocukları gibi baktığı toprakları iyi ürün verirse, o gün bayram olacaktı hepsine.

Pınar ve ailesi, Ankara’nın Beypazarı İlçesi’nde yaşıyorlardı. Eski bir Beypazarı evinin üst katında onlar, alt katında ise Pınar’ın babaannesi ve dedesi oturuyordu. Aile, geçimini havuç yetiştirerek sağlıyordu. Ürünlerini büyükşehirlere ve Beypazarı’ndaki esnafa pazarlıyorlardı. Yöredeki pek çok dükkânda onların yetiştirdiği havuçtan yapılmış lokumlar, cezeryeler hatta dönerler bile vardı. Pınar’ın ailesi havuçla ilgili başka işler de yapıyordu. Mesela dedesi tarlada toplanan havuçların bir kısmıyla, hafta sonları kalabalık olan Beypazarı’nın tarihi sokaklarında havuç suyu satardı. Ankara’dan ve çevre illerden gelen konuklar, Hasan Dede’nin havuç suyuna bayılırlardı. Annesi ise pazarda evde yaptığı tarhanaların dışında havuç da satardı. Ailedeki iş bölümü öyle güzeldi ki genci yaşlısı herkes bir emek ortaya koyardı.

O gün tarlaya vardıklarında Pınar önce havuç çiçeğinden bir tutam koparıp saçına taktı. ‘Güzel şalvarımla çok uyumlu oldu’ diye gülüşürken başladılar havuçları toplamaya. Herkes bir yandan topluyor, bir yandan toprakla sohbet ediyordu sanki. Pınar bu sessizliğe fazla dayanamadı. Başladı türkü söylemeye. Tarladakiler de bunu bekliyormuş gibi eşlik etmeye başladılar hep bir ağızdan. Şimdi herkes daha bir canlı çalışıyordu. Pınar’ın ağabeyi Emrah, semaveri işaret edene kadar da hiç durmadan çalıştılar.

Semaveri görünce yemek vaktinin geldiğini anlayan yorgun ve aç çiftçiler, yerde kurulmuş sofrada toplandılar hemen. Pek çoğu yemekten önce çayla Beypazarı kurusu yemenin derdindeydi. Pınar ise taptaze yumurtalardan yaptıkları enfes menemeni yiyordu. Pınar’ın babası: “Festivali de güzelce atlatırsak dileyin benden ne dilerseniz” derken, herkes işi bir an önce bitirmek istemenin telaşıyla işinin başına dönmeye başlamıştı. Pınar, babasının sözü üzerine: ”Babacığım o zaman bana çarşıda beğendiğim gümüş küpeleri alır mısın?” Dedi. Babasından: “İstediğin küpe olsun kızım” cevabını alınca, yüzü daha da gülerek devam etti işine.

Festival günü geldiğinde, bütün Beypazarı, günler öncesinden hazırlanmış, misafirlerini karşılıyordu. Etrafı Beypazarı kurusu fırınlarından gelen tarçın kokuları sarmıştı. Sokağın başından itibaren kurulan tezgâhlarda, herkes emeğini sergiliyordu. Yöre kadınları, tarhana, erişte, yaprak sarması, cevizli sucuk başta olmak üzere çeşit çeşit yiyecekleri ve el emeği ürünleri dizmişlerdi masalara. Lokumcular, sokakları dolduran misafirlere lokum ikram ediyorlardı. Seksen kat baklavası meşhur olan yöredeki dükkânlar, baklavalarının tadına baktırma yarışı içindeydiler. Kimi müze olan tarihi Beypazarı evlerine asılmış bayraklar, coşkusunu artırıyordu gezenlerin.

Köşe başındaki konağın önünde tezgâh açmış olan Pınar ve ailesinde de aynı coşku var. Festivalin bitmesini beklemeden, Pınar’ın Gümüşçüler Çarşısı’nda beğendiği küpeyi almıştı babası kızına. Üzerine en güzel kıyafetini giyip küpelerini takan Pınar, ailece verdikleri emeğin gururuyla ağabeyiyle satış yapıyordu. En İyi Havuç Yetiştiricisi Yarışması’nın saati geldiğinde, tezgâhı komşularına emanet ederek hepsi yarışmanın yapılacağı alana gittiler. Heyecanlı bir bekleyiş vardı orada. Tüm yetiştiriciler en iyi olduklarını ileri sürüyor, kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Bu sırada birincinin az sonra açıklanacağı duyurusu yapıldı. Herkes sunucunun ağzından çıkacak isme kulak kesilmişken, Pınar’ın ailesi birinci olarak açıklandı. Tüm aile sevinç içinde birbirleriyle kucaklaştılar. Verilen bütün emeklere değmişti.

Tezgâhlarına dönerken, Pınar ve Emrah yeni sloganlarını tekrarlıyorlardı: Ödül bahane, havuç şahane!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

 

Previous:

Mudanya Buluşması

Next:

Mudurnu’da Bayram Ettik

You may also like

Post a new comment