Ölü Yakma Törenleri

11 Ağustos of 2011 by

Varanasi, Hindistan, 20 Ocak’07

Joseph’le oda komşusuyuz. Joseph Almanya’da yaşıyor. Hindistan’a birçok kereler gidip gelmiş. Ülke o kadar büyük ki hala daha bitiremediğini söylerken gülüyordu. Onun için ne ifade ettiğini de anlattı uzun uzun, burada rahatladığının, gevşediğinin altını çizdi, hissedişlerinin her seferinde daha da zenginleştiğinin de…

Yine de insan nereye giderse gitsin algısını açmadıkça o yerin etkilerini de içine alamaz. Okunan, görülen, işitilen, tadılan şey insanla nasıl birleşiyor ve ortaya nasıl bir harmoni çıkıyor? Sanırım esas olan bu. Yoksa herkes âlim olurdu…

Joseph’le birlikte yürüdük o gün, akşama kadar. Varanasi’nin daracık sokaklarından geçtik. Ghatlar’dan Ganga’ya* indik. Ve o zaman gördüm; Ganga Nehri’nin sularının griliğini, havanın griliğine karışan kirliliğini. Hayal kırıklığıydı hissettiğim. Bu kadar önem verilen su nasıl da bu kadar yoğun bir kirlenmeden nasibini almış olabilirdi? Ben bunları düşünedurayım, ellerinde odunlardan yapılmış bir düzenek içinde ölmüş bir insanı taşıyan bir grup göründü. Merdivenlerin başındaki üstü kapalı teraslarda da bir başka insan kalabalığı etrafı izliyordu. Ve daha önce toplanmış olduğu belli olan odunlar yakında bir ölü yakma töreni olduğunun habercisiydi sanki. Joseph yukarı çıkıp izlememizi önerdi. Ve teraslardan birine çıkan merdivenleri tırmanmaya koyulduk. İçeriye adımımı atar atmaz, bağdaş kurup sessizce oturan kendi hallerinde yaşlı insanlar gördüm. Sanki hayattan kopuk gibiydiler. Ön tarafa geçmiş olanlarsa ayakta töreni izlemek üzere bekliyorlardı. Oturanların arasından biz de geçtik izlemenin mümkün olacağı bir boşluk bulmaya çalışarak. O esnada anlattı Joseph; evsiz ve kimsesi olmayan insanlar burada ölmek üzere bekliyordu, ölümlerini bekliyordu…

Önce ölüyü hazırladılar. Odunları koydular her bir yanına. Ve içlerinden biri kafasından tutuşturarak ilk ateşi verdi. Alevler yavaş yavaş büyümeye başladı. Ateşin gitgide büyüyüşünü içimde bir ürpertiyle izledim. Bir süre sonra ortaya yavaş yavaş çıkmaya başlayan yanık et kokusu daha fazla orada kalamayacağımın ilk sinyallerini verir gibiydi. Yine de bir tarafım olayı izlemek için orada kalmak istiyordu nedense. Üstümdeki şalla ağzımı, burnumu kapattım. Aradan geçen süre sonunda alevlerin sanki adamın üstünden yanmaya devam etmesine rağmen bedeninin etkilenmiyormuşçasına öylece durduğunu görünce afalladım. Joseph öyle hemen yanmayacağını, 3 saate yakın süreceğini, hatta bazı kemiklerin de hala yanmamış olarak kalabileceğini söyledi. İs ve yanık kokusunu daha fazla hissetmek istemediğim için gitmek istediğimi söyledim ve bana katıldığını söylemesi üzerine ölüm sessizliği içinde oturan grubun içinden sıyrılarak dışarıya çıktık. Doğrusu hava çok ağırdı ve adımlarımız da kendiliğinden hızlanmıştı. Aslında ölü bedenleri yakmak üzere getirilen odunların Buda ağacından elde edildiğini, buraya 3.000 km. uzaktan sandallarla taşındığını, ağacın özelliğinden dolayı kokuya ve ise neden olmadığını sonradan öğrendim ama kim ne derse desin koku da vardı, is de…

Varanasi’de yaklaşık 100 tane ghat var, ghatlar muson yağmurlarının su seviyesini yükseltmesi nedeniyle yapılmış olsalar da onlara yüklenilen anlam sadece bu olmaktan çok uzun zaman önce çıkmış, ölü yakma törenleri ve dini ritüellere dönüşmüş durumda. Ganj’ın su seviyesine göre 4 ya da 5 kat şeklinde ölü yakmak üzere yapılmış ghat ise Manikarnika ghat olarak anılıyor. Platformun en üst katı en yüksek kast mensupları için ayrılmış. Yeniden doğmak üzere ölen bedenlerin arkasından ağlamak saygısızlık kabul ediliyor ve ağlayan insanlar törene kabul edilmiyor. Zaten törende sadece erkeklerin olması kadınların ağlamasından da kaynaklanıyor olabilir.

Hintlilerin yüzyıllardır sönmeyen Şiva Ateşi’nin burada yandığına olan inançları, Ganga’nın akıp giden suları ölü yakma törenlerinin burada olması için çok önemli iki etken. Tören, sürekli yanmakta olan Şiva Ateşi’nden alınan ilk alev ile başlatılırken, ölüye ilk ateşi en büyük oğul veriyor. Ve bu işlem için kibrit, çakmak v.b. değil yalnızca Şiva Ateşi ile tutuşturulan odun parçası kullanılıyor…

Hintliler için burada ölmek ve yakılmak çok önemli. Ve ölü yakma işlemi sadece ve sadece su kenarlarında yapılıyor. Bunun Ganj Nehri gibi kutsal olarak kabul edilen bir nehir kenarında yapılması ise yüksek maliyet nedeni. Buda ağaçlarından yapılan odunlar yerine herhangi bir ırmak kenarında çalı çırpı ile yakılan bedenler ise son yolculuklarına yine değişmez olan ‘su kenarında’ gönderiliyor…

Ghatların birçoğu çamaşır yıkamak ve yıkanmak için kullanılıyor. Ganga’da yıkanmak günahlardan arınmakla eşleştiriliyor. Ve bir Hindu günahlarını suya bırakırken tıpkı ateşte yakılan ölü bedenlerin külleriyle suyu grileştirdikleri gibi, kim bilir günahlarını bırakarak suyun ruhunu da grileştiriyorlar!

Kim ne derse desin Ganj Nehri Varanasi’nin 3.500 yıllık tarihinde geçmişten bugüne dek akmaya devam ederken kim bilir rengini de ruhunu da doğadaki her şey gibi insanlığın hizmetine verirken sonucunun bu olacağını bilmiyordu. Ve insanlık ezelden beri günah denilen karanlık kavramın izini takip edeceği yerde başka izleri takip etseydi hiç şüphesiz ırmak kenarlarında dans ediyor olurdu…

*Kast sistemi: Her Hindu bir kast sistemine doğar. Kast toplumda özel bir konumu olan, bu konumu nedeniyle öteki gruplardan ayrılan insan topluluğudur. Çocuklar ailelerinin kastına bağlıdır. Ve inançlı bir Hindu’nun kastının kurallarına göre yaşamını sürdürmesi istenir. Kastlar; rahip ve bilginler, prensler ve askerler, esnaf ve çiftçiler, işçiler ve köleler ile kast sistemine dâhil olmaya bile layık olmayan en alt tabakadaki paryalardan oluşur. Ve bir Hindu ölene dek aynı kastın içinde kalmaya mahkûmdur…

*Ganga: Ganj Nehri’nin Hindu dilindeki adı.

 

Previous:

Geri Dönüş Yolu

Next:

Ganga

You may also like

Post a new comment