Olympos’un, Benim Tarafımdan Keşfi (MS Mayıs 1993)

05 Aralık of 2010 by

Olympos’u ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlıyorum. 1993 yılının Mayıs ayının son haftası idi. Alanya’dan Ayvalık’a kadar tüm sahil şeridini gezmeye çıkmıştım. Harita üzerinde sarıya boyalı ne kadar yerleşim gezilecek alan varsa bir şekilde uğruyor, geziyor, not alıyordum.

Ulupınar’da yemek yedikten sonra Kaş’a doğru yola çıkmıştım ki, Olympos – Çıralı tabelasını sol tarafımda bir görüverdim. Buraya da gireyim mi derken kullandığım araç bir az yol almış bulundu ki, karşımda tekrar Olympos – Adrasan tabelası çıkıverdi. Demek ki, 1993 yılında Çıralı sapağında Olympos tabelası bulunuyordu. Şimdi nedense burada Olympos tabelası yok.

Bu gördüğüm ikinci Olympos tabelasını es geçmedim ve sola doğru çevirdim yolumu. O gün, bu gündür Olympos hiçbir zaman yaşamımın gündeminden düşmedi. Döne döne yol düz oluncaya kadar aşağıya doğru indim. Yazır’ın, yani Olympos sapağındaki marketlerin bulunduğu yerdeki derede çok su vardı, bunu da çok net hatırlıyorum. Geçtiğimiz Mayıs ayı başında buradan geçtiğimde derenin hayli kurumuş olduğunu gördüm. 1993’ten bu yana dere çok su kaybetmiş.

Vadi içine girdiğimde, burası şimdi ki gibi kalabalık değildi. Her tarafta yine turist vardı ama şimdi ki gibi asla değildi. Aracımı antik kent girişinde bıraktıktan sonra kenti incelemeye çıktım. Çok güzel bir derenin kenarına serpiştirilmiş binalar, tünel olmuş bir patika yol ve ardından yerlerden patlayan buz gibi kaynak suları, büyülendim adeta. Çok etkilenmiştim ki, bir anda karşıma bir sahil çıktı. Hiç beklemediğim anda koca bir sahil, inanılmazdı o zaman benim için.

O güne kadar, yeni gördüğüm hiçbir yerden bu kadar etkilenmemiştim. Yerden buz gibi suların patladığı bir patikadan bir anda müthiş bir koya çıkmanın şaşkınlığını uzun süre üzerimden atamadım. Hani filmlerde olur ya, korsanlar okyanusun bir köşesinde hiç bilinmeyen bir adaya çıkarlar. Zümrüt bir deniz, sarmaşıklar, korsan teknesi ve bilinmezlik…

İşte ben, bu duygular içinde Olympos ve Çıralı Plajı ile tanıştım. Çevremdeki özgür ruhlu insanlar görüyordum. O güne kadar, hiçbir yerde bu kadar rahat insanlar ve bu kadar güzel bir koy görmemiştim. Özgürce uzandım kumlara. Uzun süre öyle kaldım. Rüya gibi geldi adeta. Derenin içinden yürüdüm bir süre, sonra tekrar sahile döndüm. Evet, bu bir filmdi ya da hayal. İçinden buz gibi suların patladığı sarmaşıklar içinde bir antik kent ve inanılmaz güzellikte bir sahil.

Kapıdan aldığım giriş biletini, burasını unutmayayım diye sakladım. Canım hiç Kaş’a gitmek istemiyordu ama çok önceden plan yaptığım dostlarım bekliyordu beni. Şimdiki gibi cep telefonu yoktu. Söz vermiştim dostlara; şu gün öğleden sonra oradayım vs. Aklım Olympos’ta kalarak yola devam ettim…

Yazı ve fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Doğa ve Kültür Tutkunlarına Merhaba!

Next:

Kayıp Anadolu’nun Ezgileri

You may also like

  • 28 Eki

    Çoruh’ta Sonbahar

    Özgür Yazılar

    Her memleketin kendine özgü sonbaharı vardır. Bolu Yedigöller’in sonbaharında sarının ve kırmızının her tonu bulunur. ...

  • 05 Tem

    Hiç Varmış

    Özgür Yazılar

    Hiç varmış, hep yokmuş. Yaşama kullanan çokmuş. Kayıp zaman izinde, kabak kemani içinde. Develer hip ...

  • 30 Kas

    Resim

    Özgür Yazılar

    Bir fırça aldım elime, başladım yeryüzünü boyamaya. Önce Veysel gibi, uzun ince bir yol çizdim kendime. ...

  • 13 May

    Güvercin…

    Özgür Yazılar

    Utangaç haliyle, masanın karşına geçip oturdu. Bu haliyle aslında benim gözümde, gelip gönül penceremin pervazına ...

Post a new comment