RSS Feed ile abone olun


Om Mani Padme Hum

[ 0 ] 18 Ocak 2011 | Yazar:

Bu şehirde Budistlerin iki önemli tapınağı var. Biri 14. yüzyıl tarihli Bodhnath. Eski şehir merkezinden uzakta, kalabalık bir caddeden giriliyor. Büyük bir avluya açılan giriş kapısının kenarı hediyelik eşya ve dua bayraklarıyla, ana tantraları olan ‘om mani padme hum’ yazan ipekli kumaşlarla donanmış.

Kapıdan girerken tam karşımda ortada kocaman yuvarlak bir kubbe üzerinde Buda’nın başı ve her yöne bakan gözleri vardı. Tepesinden bütün uçlara doğru gerilmiş uçuşan renkli dua bayrakları.

Kubbenin etrafında dönen parke taş döşeli sokakta, saat yönünde ellerinde çark döndürerek tantralarını mırıldayan halk birkaç dar geçitlerle açılmış aralar, iki, üç katlı çatılı evlerle birbirine kenetlenmiş binalar bir kale bekçileri gibi bu kubbenin etrafına sıralanmış. Binaların giriş katlarının hemen hemen tümü Tibetlilerce işletilen birkaç metrekarelik dükkânlar ile dolu. İçlerinde ise hediyelik eşya, kumaş ve dua bayrakları çeşit çeşit. Herkes gibi aynı yönde yürüyerek kubbenin ana girişine geliyorum. Tek tarafı açık odaya giren çıkan herkes aynı şeyi ‘om mani padme hum’u mırıldanarak giriyor ve çıkıyor. Beş insan boyunda kırmızı zemin üzerine altın sarısı duaları ve süslemeleri işlenmiş bir Budist çarkı sanat eseri gibi, süslemelere dokunuyorum. Döndürmeyi deniyorum da ağır çarkı döndürmek biraz güç istiyor.

Bu odadan sonra kubbenin orta bölümüne çıkıyor, rüzgârda uçuşan dua bayraklarının gölgesinde stupanın etrafını dönüyorum. Bulunduğum yüksekliğin aşağıda çember gibi dönen sokaktaki kalabalıktan gelen uğultu ve müzik dükkânından yükselen aynı tantra ‘om mani padme hum’ ezan vakti cami avlusunda, ayin vakti kilise kapısındaki çan gibi çınlıyor, ayin hissi veriyor. Bu ses, saatler sonra bile kafamda tekrar eden bir ezgiye dönüşüyor. Tapınağın çevresinde yaşayanların çoğunluğu siyasi değişimden kaçan mülteci Tibetliler. Kurdukları manastırlar, getirdikleri kültürleri, konuştukları dil, kıyafetleri ve örgülü, taşlı saçlarıyla hemen dikkati çeken bu insanlar burada küçük bir Tibet semti yapmışlar. Bugün bile değişimden memnun olmayanların Tibet ve Nepal arasındaki cefalı kaçışları devam etmekte. 

Bir diğer önemli Budist tapınak mutlaka birkaç kez soluklanarak yüzlerce basamaktan çıkılabilen şehrin ortasındaki en yüksek tepedeki Swayambhunath -Monkey temple -. Diğer adıyla ‘Maymun Tapınağı.’ Neden bu isim derseniz maymunlar tapınağın çarklarında, duvarlarında, basamaklarında evleri gibi geziniyorlar da ondan!

İlk basamakları çıkınca sizi kırmızı Buda heykelleri karşılıyor. Basamaklar boyunca kenara serili Nepalli ve Tibetli seyyar satıcılar tezgâhlar kurmuş. Tibet kilimi dokuyan kadınlar bile var. Tepenin eteğindeki yeşil alandan gelen sakince etrafı seyreden, bebeğinin bitlerini ayıklayan, emziren, ‘bir muz verse de yesem’ bakışlı maymunlar eşliğinde yüzlerce basamaktan tepeye yorgun argın varıyorsunuz. Yaşayan her şey kutsal olduğundan ve her hayvanın reenkarnasyon değeri veya tapınmada yeri olduğu için bu hayvanlar dokunulmaz. Basamakları bitirip tapınak avlusuna çıktığınız an tam karşınızda Buda’nın gözleri size bakıyor. Küçük meydanın altları çarklarla donanmış, üstlerinde o tarafa bu tarafa zıplayan maymunlar var, meydanın etrafı bir metre duvarla kaplanmış, tüm şehre tepeden bakan bir teras gibi. Bu karmaşa kenti izleyen, koruyan bir bekçi gibi…

Eteğindeki ağaçlı yeşil alan da maymunların ve kartalların evi. Avluyu dolanıyorum, köşede yarı çıplak omuzlu, kırmızı sarma kıyafetli bir Budist yine aynı tantrayı mırıldanıyor. Biri sokak köpeği ve dört yavrusuna yere serdiği gazete üstünde yemek veriyor. Hediyelik eşya dükkânlarının olduğu tarafta ilginç ve korkunç maskeler sıralanmış. Bunları geçerken kuruyan damağımı ıslatmak için tek gördüğüm kafeye giriyorum. Balkonunda yudumladığım ananas suyu ile şehri dinliyorum. Bu tepeden tüm şehre sarılmak istiyorum. Karma inanışı, fakirliği, sokakları taşıran kalabalığı ve güler yüzlü insanlarıyla bu şehri hemen anlamak kolay değil aslında. Keşfedecek çok şey var. Ve bu merak bende bu şehre karşı hayranlık uyandırıyor. Anlatacak hikâyeleri öyle çok görünüyor ki bitmez gibi. İşte bu yüzden Kathmandu’ya yüreğinizi açıp gitmeniz gerekir.

Birkaç günden sonra boğazımı kesen, ciğerlerimi dolduran kirli havayı atıp içimi temiz hava ve doğa ile doldurmak, gözümün tozunu Himalaya Dağları’yla silmek için Annapurna Bölgesi’ne bir haftalık yürüyüş yapmak üzere gerekli izin ve yolculuğa bir rehber ve taşıcı bularak hazırlanıyorum. Bu beş gün içinde tanıştığım Amerikalı bir şefe vermiş olduğum bir söz üzerine yürüyüş sonrası çalıştığı sofistike restoran olan 1905’te bir akşam konuk şef olarak Türk yemekleri yapacağım. Neler mi yaptım döndükten sonra anlatırım. Biliyorum ki bu şehre döndüğümde gözümden kaçırdığım, bakarken görmemiş olduğum yüzlerce şey beni bekliyor olacak.

-Bu yazımı sevgili Sedadi’ye ithaf ediyorum.-

Kelebek

Mel Özşimşek

The Mountain Lodge

Tlos/Fethiye/Turkey

+90252 638 25 15

SON…

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kategori: Katmandu / Mel Melahat Özşimşek

 


Bir Yorum bırak




Yorumlarınızda resminizin de görünmesi için üye olun Gravatar.