Orman Denizinde Bir Gün

02 Ekim of 2017 by

Batı Karadeniz’in muhteşem yeşilinin ve eşsiz bitki örtüsünün içinde fark edemediğimiz gelişmeler yaşanır. Keltepe, Hodulca ve Çal Dağı’nın her mevsim ayrı olmak üzere gerçekleştirdikleri düetini duyarsınız. Bu durum bazen kuzey rüzgârlarının kamçıyı andıran sesi, bazen düşen yıldırımların bu muhteşem dağlardaki dakikalarca süren yankıları, bazen de geyiklerin hâkim zirvelerden birbirlerini çağırmaları şeklinde olur.

Kimi zaman da kuzgunların metalik sesleri bir kayalıktan diğer kayalığı dolaşır durur. Bölgedeki hâkim renk yeşili baskılayan ve tam bir kompozisyona dönen zemheri aylarında ki uçsuz bucaksız beyaz örtünün altındaki sessizliği koro halinde kurtların ulumaları; nadide yaratık vaşakların ürküten tıslamaları bozar. Her metre karede makrodan mikroya nice yaşamlar akar gider. Öyle zamanlar olur ki rüzgârın kayın ormanlarındaki çıkarttığı sesin bitmemesini arzu edersiniz.

Karaboğaz Vadisi
Karabük’ün şirin İlçesi Eskipazar’da; doyumsuz bir gün yaşamak için önünüzde sadece 12 km vardır. Ova Köyü’nün Küplü Mahallesi yol ayrımına geldiğinizde kendinizi Karaboğaz denen vadinin içinde bulursunuz. Hodulca’nın kuzey ve kuzeydoğu yönünden başlayan hava sirkülâsyonu bu coğrafi boğazdan akarken bol oksijenin gırtlağınızı yaktığını bir şeylerin değişmeye başladığını hissedersiniz. Çetiören’e çıktığınızda asırlık çam ağaçları olanca vakar ve heybetiyle sizleri karşılar. Modern hayattan kopup doğayla bütünleşmeye başlamışsınız demektir. Ağaçların arasından kopup gelen ve yüzünüzü yalayan rüzgârın sesi onlarca çeşmeden akan suyun sesiyle karışır. Çocukluğunuza döner sınırsızca ve kontrolsüzce bağırmak istersiniz. Avuçlarınızdan kayıp giden buz gibi suyun terapisiyle dinginleşirsiniz.

Güvercin Geçidi
Yürümeye başladığınızda sırt çantanızı hissetmez, yükselen rakımla birlikte doğal güzelliğin ve çeşitliliğinde arttığını hissedersiniz. Karaçamlar yerini sarıçama bırakır. Yabani fındık ağaçlarının arasında sincapların ürkek ve telaşlı koşuşturmalarını görürsünüz. Koyu yeşil örtünün içinde mercan kırmızısı kızılcıklar sizi selamlayarak ikrama hazırız mesajları verir. Böğürtenlerin bolluğundan parmaklarınız önce kırmızı sonra mora dönüşür. İsmini bilmediğimiz endemik türler son bahardan kışa geçişi anlatan haberciler gibi kompozisyonda yerlerini alırlar. Kuşburnu ağaçlarının ve meyvelerinin bolluğu çetin geçecek bir kışın şifrelerini sunar. Yürüme mesafeniz arttıkça göknar ağaçlarının ihtişamı da artar. Ağaçların ululuğundan güneş ışıkları kaybolur, ara sıra dallar arasından ışık huzmeleri belirir. Kayın ağaçları anıtsallığa dönüşür, bir tanesinin en az 40 litre oksijen ürettiğini yerinde gözlemlersiniz. Güçlü orman dokusunun uğultusu serinliğe karışarak ara sıra ürpermenize neden olur. Antik çağlardan itibaren nice insanların kullandığı ‘Güvercin Geçidi’ sapağı, doğanın gücünü tarihin sırları ile yoğurarak ayaklarınızın altına serer.

Orman Denizi
Bölgeye olan ziyaretiniz, Ekim ayı ortası ile Kasım ayı başında ise ormanın çoğu bölgesinin baktığınızda tanımı imkânsız bir renk cümbüşü içinde olduğunu görürsünüz. Sarı, turuncu, kırmızı, mor, yeşil, kahverengi ağaç ve bitki örtüsünün görselliği gök kubbenin altında hayallerinizin ötesine geçer. Anadolu’da hep duyulan ‘Orman Denizi’nin ihtişamını gözlemlemek için seyir terası alanına geldiğinizde damarlarınızdaki kan akışının hızlandığını hissedersiniz. Yenice’ye kadar uzanan Çit Dere, Bakırlı Dere ve Şimşir Dere ayaklarınızın altındadır. Nasıl bir okyanusa baktığınızda sadece engin maviliklerle dalgaların kıpırtılarını görüyorsanız, burada da yeşilin hâkim olduğu renk cümbüşü içinde hiçbir yerleşimin olmadığı orman denizinin içindesiniz demektir. Kuzeye yönüne baktığınızda elinizi uzatsanız tutacağınız hissi uyanan Keltepe’yi görürsünüz. Bu görüntü sizlere okyanusta yönünü kaybetmiş bir gemi mürettebatının aniden ıssız bir adayı görmesi hissini uyandırır. Biraz daha gözlemlediğinizde ‘Sorgun Yaylası’nın yüzyıllar öncesinden gelen duruşu ile karşılaşırsınız. ‘Kuyruk Kaya’nın devleri kıskandıran set oluşumu başlamamış olsa yaylanın tüm ormanı kaplayarak Keltepe ile bütünleşeceği görüntüsü ortaya çıkar. Dinginlik ve sessizliğin içinde kilometrelerce öteden mandaların ürkütücü sesini duyabilirsiniz.

Yalakkuz Bölgesi
Bedenen buradan ayrılmak istemeseniz de fark edemediğiniz bir güç sizi yola devam etmeye zorlar. Bağlan Tepe’ye geldiğinizde Hodulca’nın arka sırtlarında yolculuk yapacaksınız demektir. Buradan; Yalakkuz Bölgesi’ni, Koca Sivri ve Kırdoruk gibi muhteşem yükseltileri görebilirsiniz. İlerlediğinizde rotanız artık Harman Düzü denilen ormanlık alandan Yalakkuz Bölgesi, Sofular Köyü Kirazlar Mahallesi’ne doğru yönelir. Nala’nın, Sazak ismi verilen bölgesine geldiğinizde yerleşim alanlarına çok az bir yol kalır. Sincan Bölgesi’nden gelen bol oksijen ciğerlerinizi acıtırken her yerde görülemeyecek olan iki anıtsal porsuk ağacının bulunduğu kamp alanı tüm yorgunluğu alır götürür. Közde demlenmiş çay ve Yalakkuz insanının sıcaklığı zihinlerinize kazınır.

Alışılagelen yaşam perspektifinden kurtularak; yukarıda sunmaya çalıştığım bir günlük kesitinin doğaseverlerin yaşam tarzına sunulması amacıyla…

Metin ve fotoğraflar: Ahmet Bostan

Previous:

Çarşamba’dan Seben’e

You may also like

Post a new comment