Özgürlük

10 Mayıs of 2011 by

17 Ekim, Quetta

‘Yaşadığın her şey seni şu ana hazırlayan bir süreçtir.’

Araba toz kaldırarak ilerliyor, benim için ‘değişik’ bir yaşamın arkasından. Aklımda en çok kalan, kadınların bakışları oldu; özlem dolu; içlerinde kalan her bir duygunun, isteğin bastırılmış halini yansıtan. Bir yaşamları yoktu. Yaşamlarının içi törelerle, olması gerekenlerle, görevlerle doldurulmuştu ve erkeğin kararlarının dümeninde akıyordu. Erkeğin dünyasında salt ‘cinsel obje’ olarak vardılar. Ve çoğu bunu fark edemeden yaşayıp gidiyordu, fark edenlerse içindeki sesi bastırıyor, duymazdan geliyordu. Ve o ses bazen bir gözyaşı ile dışa vuruyordu.

İyi olmak! Alauwedi ‘ye ve yanındakine baktım. İyiydiler. Ama bu yeterli değildi. Yaşamlarını sürdürdükleri alan, bir şeylerin kendileri için çizdiği alanın tam da içindeydi; ülke şartlarının, gelenek ve yaptırımların, kişisel egoların ve cehaletin; sorgulamadan yaşanan bir yaşamın!

Özgür olmak! Özgürsün; izin almadan, sormadan, hesap vermeden ve onay beklemeden gidebiliyorsan, kararlarını kimsenin ve hiçbir düşüncenin etkisi altında kalmadan verebiliyorsan eğer. Bu kadar keskin hatlarla özgür olamıyor, bu duyguyu hissedemiyorsa insan, yaşamı paylaştığı diğeri ya da diğerlerine bunu hissettirebilmeli; özgür kaldığı anları hissedebileceği o sınırlara hiç kimsenin kendisinden başka giremeyeceği gerçeğini!

Bu yaşamda özgür olmanın esamesi bile yoktu. İçime bir sıkıntı doldu. Kendimi düşündüm. Kuyunun dibindeki kurbağa değildim, gökyüzünde uçan bir kuştum. Bu bağlamda yaşamımda en önemli duygu da hep buydu. Beni gizliden gizliye hep çağırdı. Bu çağrı her şartta kendime ait alan yaratma isteği duymama neden oldu. Bu alanı yaratamadığım her seferinde yoğun bir sıkıntıyla doldum. Ve eğer özgür düşünceye, özgür yaşamlara, özgür devinimlere inanıyorsanız o zaman diğerleriyle olan ilişkinizde saygı ciddi anlamda vardır. Belki de hiçbir iletişimde bu denli yoğun olmaksızın. Ve saygının olduğu yer aynı zaman da özgür hissettiğim yerdi ve gerçek paylaşımı deneyimlediğim yer!

Ve bu hissedişler beni bu ana taşıdı. Bu yolculuk benim tamamıyla özgür hissederek ‘bilinmeyene’ gitme isteğimin dışa yansımasıdır. Benim için anlamı büyüktür ve deneyimlerim insana, dünyaya ve var olan tüm kurallara dışarıdan bakma isteğidir. Bu anlamda yazdıklarım, hayatın en temel gerçeğinin ‘hissediş’ olduğunu anladığım andan bu yana hissettiklerinin peşine düşen ve o ‘özgürlük’ denen büyük, yüce, acımasız, korkusuz enginliğin kenarından, kıyısından geçmiş birinin yazdıklarıdır, daha fazlası değil!

Ve yine içimdeki sesin asla susmadığının farkındayım, zihnimde dolanıp duran düşüncelere ve beni ikilemlere götüren düşüncelerin doğasına rağmen. Doğru düşüncenin, doğru bilgiyle karşılaşıp insanı deneyime yönlendirdiğini de biliyorum; sezgilerin ise asla yanılmadığını. Özgür olmak ise insanın kendi duygularına, kendi düşüncelerine, kendi hissedişlerine ve en önemlisi de kendi zamanına sahip olmasıyla başlıyor. Öyle ki, bir şeylerin artık kendinin sahibi olmaya başlayan insanı yönlendiremiyor olması lazım. İnsanın kendine bütünüyle sahip olması ise herhalde hazların en büyüğü olsa gerek! Kuşatılmışlığımızın derecesi düşündüklerimden, görebildiklerimden de fazla. Kim ne ile ne kadar kuşatılmış diye düşünürken aynı anda insanın kendi ile kuşatılmış olduğu gerçeğinin su götürmez bir biçimde farkındayım. Ve insanın kendini sağaltması belki de en öncelikli olandır.  Bu bağlamda bir şeylere tutunarak, aynı sınırlar içinde kalıp farklılığı, sınırsız olanı, özgür olanı yaşamak, düşlemek mümkün değil. Bu bir araba kullanmaya benziyor. Arabanın hıza uyumunu sağlamak için vitesi 2’den 3’e, 3’den 4’e alamazsınız. Önce boşa almanız gerekir! Yaşamlarımızda da böyle;  bir şeylerin değişmesi insanın yaşamını boşaltmasından geçiyor. Bu da bir kırılma noktası yaratıyor. Böylelikle hayat insanın karşısına hesapta olmayanı, sınırlarla çizilemeyeni çıkarıyor; alışık olmadığımız şartları. Yapılacak tek bir şey var; hazırlıklı olmak ve akıntıya dalmak!

Arabanın yol boyunca ilerleyişi beni bu andan alıp düşüncelerin içine atıyor. Bunu fark ettiğim anda arabanın içindeki ben’e ve yolculuğun dokusuna geri dönüyorum.

Gerçek olan tek an bu an. Belki de o bile gerçek değil, kim bilir belki de bir rüyadan başka bir rüyaya doğru yol alıyorum.

Ne de olsa her insanın yolculuğu farklıdır. Kendi içinde bambaşka iç yolculuklara açılır; hem acılara, bastırılmış duygulara hem de gizeme uzanır. Bu açıdan insan bir yönüyle hem kendi karanlığında boğulacak denli zavallı hem de diğer yönüyle kendi aydınlığında yıkanacak denli yücedir. Hangisinin açığa çıktığı ise kişinin bizzat kendisine bağlıdır; zira var olan potansiyel onun potansiyelidir.

 

 

 

 

 

Previous:

Dokunuş

Next:

Ali Mansoor

You may also like

Post a new comment