Pakistan’da Kamyon Olmak

13 Mayıs of 2011 by

18 Ekim 2006, Lahor Yolu

Ali onlarda misafir olmam için davet ettiyse de otele yerleşmiş olmam, yorgun olmam ve ertesi gün de Lahor’a doğru hareket edecek olmam nedeniyle onlarda kalamadım. Beni otelime kadar bırakıp ayrıldı.

Odaya geri döndüm. Yorgun hissediyordum, Alauwedi’lerde kaldığım günlerden sonra iyi dinlenememiş olduğum geldi aklıma, sessiz bir gecede uyumak için o an neler vermezdim ama şimdi buradaydım ve dışarıdan gelen gürültü sanki odanın içinde gibiydi. İçimden neden Ali’ler de kalmadığımı kendi kendime sormaya devam ettim uzunca bir süre. Kafamı yastığa koyduktan çok uzun bir süre uyumaya çabalarken dalmışım. Yoğun bir kapı vuruşu sesiyle uyandım. Ne olduğunu düşünedurayım, kapı vurulmaya devam ediyordu. Kalkıp kapıyı açmaya hiç niyetim yoktu, sonradan anladım ki kapıyı ısrarla çalan kişi beni sahura kaldırıyordu. Baktım gidecek gibi değil, kalkıp ışığı yaktım, ses kayboldu!

Bu gece de huzurlu bir uyku yoktu bana. Bölük pörçük, bir uyuyup bir uyandıktan sonra sabahı etmiştim. Kalkmaya çalıştım ama yorgundum. Kalkamadım, tekrar uyumaya çalıştım, sonrasını hatırlamıyorum. Kalktığımda vakit öğleye geliyordu. Otobüs 16.00’da Lahor’a hareket edecekti. Kapı vuruldu. Gelen Ali’ydi. Birlikte çıktık, biraz yürüdük, pazara uğradık, yol için bana bir şeyler aldık ve gitme vakti yaklaşırken geri döndük. Beni uğurladı, dönüşte onu yine arayacaktım, otobüsün camından el sallarken bir insanla daha, anlamlı bir dostluğa yelken açmıştım.

Yol bir güne yakın sürecekti. Trenle gitmek daha iyi olacaktı ama yer bulamamıştım. Otobüs tıklım tıklımdı, kapasitesinin belki iki katı kadar. Yoğun bir gürültü ve kargaşa içinde yola çıktık. Otobüste uyurum diye düşünüyordum ama bu imkânsızdı. Hava kararmaya yakın bir yerde mola verildi. Kalabalık yemek yiyecekti. Ben de indim aşağıya. Bir kenarda oturup geleni, geçeni, yoğun çamuru ve açlıktan derisi kemiğine yapışmış, kuyruğu bacaklarının arasında gezen köpekleri izledim. Hayvanların durumu pek vahimdi ve kimsenin umurunda değillerdi!

Tekrar yola koyulduk. Yol boyu yanımızdan geçen süslü kamyonları görmek ve kamyonların yol alırkenki çıkardığı zil ve çan seslerini duymak çok hoştu. Pakistan kamyonlarının bu denli süslü ve özene bezene hazırlanmış resimler ile çanlı, zilli, püsküllü halleri cidden de çok çarpıcıydı. Kamyon; yanıp sönen, pırıl pırıl parlayan renk ve desenleriyle karanlığın içinden bir ışık cümbüşü gibi çıkıyordu adeta. Gecenin sessizliğinde duyulan zil sesleri ise‘güzel bir müzik’ gibi geliyordu kulağa; yolda olan halime hitab eden bir müzik; ıssız, sessiz, derinden ve sade notalar gecenin ıssızlığına, derinliğine ve sessizliğine karışıyordu.

Aralarda adamın biri yanıma gelip nereden nereye gittiğimle başlayan sohbeti ısrarla sürdürme çabası içinde oladursun, bu durumdan fena halde sıkılmaya başladığımı anlaması için boşuna uğraştım durdum. Meğer adam Türkiye’ye gelmek istiyor ama davetiye olmadığı için gelemiyormuş. Bana bir kâğıda ismini, telefonunu ve adresini yazıp verdi. Bir şey diyemedim, aldım. Yine aralarda yanıma gelip benimle değil, kendi kendisiyle konuşmaya devam etti!

Ertesi güne bir otobüste başlamak! Yol boyunca o kadar çok yaşadığım bir şey oldu ki bu; uzun yolculuklar bu bakımdan bir yerden bir yere ulaşmaktan ziyade yol boyunca gördüklerim ve yolda olmanın verdiği büyüyü hissetmem nedeniyle rahatsız edici değildi, aksine yolcuğumun amacına hizmet etti. Üstelik bilmediğim yollardan, bilmediğim yerlere giden yanı ile aynı zamanda heyecan vericiydi.

Lahor yolu yeşil bir yoldu. Yol boyu akıp giden dereler gördüm, uzun boylu ağaçlar, inekler, su kenarlarında evler gördüm. Penceremin camından bakarken geçip gitmekte olduğum her şey bir bir geride kalıyordu ve ben devam ediyordum; yeni yerlere ve bilinmeyene doğru…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Previous:

Ali Mansoor

Next:

Aynı İnsanlar

You may also like

Post a new comment