Perslerde Yaşam Amacı; Nirang

18 Eylül of 2011 by

17 Şubat’07, Tahran, İran

“Toprak çok derin kızıldı; taşa varıldı, taşların üzerine harç döküldü ve sonra pişmiş tuğlalarla örüldü. Bunları Babil ustaları yaptı. Lübnan Dağı’ndan keresteler getirildi. Yunan’dan keresteler getirildi. Babil’den Şuşa getirildi. Yeka ağacı Kerman’dan getirildi. Altın, Sard ve Belh’ten getirildi. Firuze ve akik Sard’dan geldi. Mısır’dan siyah ağaç getirildi. Duvardaki süsler Yunan’dan geldi. Fildişleri Etiyopya ve Belucistan’dan, kolonların değerli taşları Ebiraduş’tandı. Sard ve Yunan ustaları taş oyma işlerini yaptı. Medler ve Mısırlılar altın ve ahşap işlerini yaptı. Tuğlalar Babillilerin elinden çıkmıştı.’’

Susa Sarayı’ndan bir taş kitabede Kral Darius, Persepolis’in nasıl yapıldığını işte bu sözlerle anlatır. Ege Denizi’nden, Hindistan’da İndus Irmağı’na kadar çok geniş bir bölgede 219 yıl hüküm sürmüş Pers İmparatorluğu, iradeli, azimli ve güçlü Darius ile ilk dünya imparatorluklarından biriydi. Darius, İran’da Ahuramazda’nın, Babil’de Marduk’un, Mısır’da Ammon’un, Asya’da Kibele’nin temsilcisiydi. Darius böylesine büyük bir imparatorluğu oluştururken, medeniyetlerin kendi kültürlerini korumalarına da engel değil destekçiydi. Bir savaşta yenik düşmüş bir düşmana saygılı davranılırdı. Mahalli yönetimlerin hepsi görkemli Persepolis’ten yönetilirdi. Persepolis, Eski İran’da Ahamenian Hanedanlığı’nın başkentiydi.

Şehrin bir bölümü dağa oyulmuş, 13 hektar alana kurulmuştur. Özellikle 100 sütunlu salon ve taht salonu dönemin mimarisinin en kusursuz örneklerindendir. Kolon ve sütun sistemleri kendi türlerinde hala eşsizdir. Kanalizasyon sistemi öylesine mükemmel bir biçimde tasarlanmıştır ki, yağmur ve kar suları ile pis atık sular geniş bir şekilde yapılan yeraltı kanallarıyla çok uzaklara taşınırdı. Zekâ ve görkemin birlikte yol aldığı bir şehirdi Persepolis…

Persepolis’in hemen hemen bütün duvarlarında, ateşgahlarının giriş kapılarının üst kısmında, Zerdüşt’ün sembolü olan kanatlarını her iki yana açmış kartal bulunur. Şehirde yükselen sütunların üzerindeki çift başlı sembollerin – çift başlı boğa, çift başlı at gibi – her birinin bir anlamı vardır. Bu anlam kendi aralarında da kendi anlam bütünlüğünü yaratır.

Aklıma Zerdüşti Tapınağı’na ilk gittiğim an geldi. Kapıdan ilk görünen kanatlarını her iki yana olabildiğince açmış ‘kartal’dı. Kartal ‘güç’tü, en büyüktü, en hızlıydı, en yüksekte uçandı. Kartalın sembolik anlamı insanın doğasında olan bir etkinin izini çağırırken, o anlam da onu aynı zamanda kendinde eşleştirdiği yetkin olanla bütünleşme yolundaki niyetine çağırmıyor muydu? Semboller önemliydi. Tüm antik şehirlerin hepsinde ortak olan şey de buydu. Duvarlar vardı, devasa taş duvarlar. Kolonlar vardı, gökyüzüne doğru yükselen sütunlar vardı ama bunlara ruh katan, maddeye ruh katan şey sembollerdi. Ve o semboller antik şehirlerde arketip olanın ruhuydu.

Persepolis, İskender’in istilası ile çıkan bir yangında yanıp boşaltılana dek tüm görkemiyle eski İran’ın güneşiydi. Bu güneş, imparatorluğun kanatlı güneş bursuyla da eşleşmişti. Güneş yaşamdı, yaşam saf olandı. Perslerin ardından yürüdükleri tek bir ideal vardı. Bu ideal, tüm idealar gibi insanlığın görünmeyen göksel izleri aramasıdır. Ve Zerdüştilerin inanışı odur ki; ‘Tüm yaşam boyunca kendini saflığa adamak hepimiz için en iyi olanıdır.’*

Zerdüştilerin birçok törende ve özellikle ölüm törenlerinde arınmak ve temizlenmek amacıyla kullandıkları bir sıvı vardır; Nirang. Nirang, boğanın idrarıdır. Zerdüştilerin inancına göre, boğanın idrarı sıradan bir idrar değildir. İdrar, özel bir teknikle, ayin ve törenler eşliğinde antiseptik bir sıvıya dönüşür. Kutsanmış ‘nirang’ın kimi rahatsızlıklarda – mide ülseri, idrar yolu rahtsızlıkları gibi – tedavi edici özelliği tespit edilmiştir.

Boğanın idrarının gündelik yaşamda kullanılabilmesi için yapılan törende, bakteri eğilimli bir madde – taro – tamamen saf bakterisiz bir maddeye – Nirang – dönüştürülür. Zerdüştilerin inancında, ‘taro’nun ‘nirang’a dönüşmesi hayatın amacını simgeler; karanlıktan aydınlığa hareket etmek, doğru olmayandan doğruya, saf olmayandan saflığa geçmektir.

*Avesta’dan şiirsel bir bölüm

 

Previous:

Ahuramazda

Next:

Hepimiz Akrabayız

You may also like

Post a new comment