Pokhara Yolu

29 Haziran of 2011 by

Pokhara, 12 Aralık’06

Otobüs çok kalabalık, sarsıla sarsıla geçiyoruz, seyirlik enfes yollardan. İyi ki yolların güzelliği nereye bakacağımı şaşırtacak türden yoksa bu otobüs öyle kolay çekilecek gibi değil. Yanımda Nepalli bir kız oturuyor. Gülümsüyoruz arada birbirimize. Bir şeyler söylüyor ama onu anlayamıyorum. Başımı sallıyorum arada, gülümsüyorum cevaben. Yolun benim oturmadığım tarafı enfes. Aşağıdan bir çay akıyor, arada köprüler var. Yol çayın bir hayli üstünde. Ağaçlar, çiçekler enfes. Pokhara yolundayım…

Derken yanımdaki kız bir işaretle misafir olmak istersem onunla evine gidebileceğimi anlatmaya çalışıyor. Yakınlarda bir yerlerde inecek, hissediyorum, hazırlanıyor gibi. O arada beş erkek kardeşi olduğunu söyledi ve evlerinin bir oda olduğunu. Kızla inmek istiyorum, manzara enfes, her şeyden önce de Nepalli bir ailenin evine konuk olmak benim için çok enteresan olabilir. Ne var ki evlerinin ufak olması ve kalabalık bir aile olmaları beni durduruyor. İnip inmemek arasında kararsızım. Manzara beni çağırıyor. Öyle güzel bir yer ki anlıyorum ki karşı tarafta bir köy var; çayın diğer tarafında. O kısacık süre içinde bana uzunca gelen bir sürede kararsız kaldım. Ve o yanımdan kalkıp giderken bir yanım da onunla gitti…

Kız gitti gitmesine de ben hala ‘keşke’lerle uğraşıyorum. İnsem nasıl olurdu diye düşünüyorum hala. Otobüs ilerliyor, şimdi insem acaba yetişir miyim, bulabilir miyim onu diyorum kendi kendime. Hadi bulamazsam! Bulamazsam kalacak bir yer muhakkak vardır buralarda diyorum. Otobüs başka bir mahalleye giriyor. Burası da çok güzel. Eski tahta evler var. Acaba burada mı insem diye düşünmeye başlarken buluyorum kendimi yeniden. Bazen bu kararsızlığım beni boğuyor. İn işte ne olacaksa olsun diyorum ve kendime işkence etmeyi bırakmak niyetiyle kendi duyabileceğim şekilde kendime ‘Pokhara’ diye yineliyorum. ‘Pokhara’ya gidiyorsun…’

Hava kararmaya yakın artık. O sırada ben bunları düşünedurayım yan tarafımdaki koltukta bir yerli kadın boğazından kocaman balgamlı bir tükürük çıkarmaya çalışıyor. Benle birlikte bunu ilginç bulan birkaç kişi o tarafa bakıyor. Derken kadın pencereyi açtı, yanındaki turistin şaşkın bakışları arasında pencereye eğilme gereği bile görmeden tükürüğü uçurarak dışarıya gönderdi. İlginçti. Burada bu türden sahnelere sokaklarda çok rastlamıştım. İnsanlar durmadan tükürüyorlar. Boğazlarından uğraşa uğraşa sokaklara sıklıkla tükürüyorlar. Ama doğrusu bu türden pervasızca ve cesurca olanına daha önce hiç rastlamamıştım. Olayın kendi açımdan şokunu atlatadurayım beni bir gülme aldı. Hayat ne garipti. Utanılacak şeyler de değişebiliyordu. Oralı buralı derken insan olarak davranışsal bozuklukların altını çizmek şimdi uğraşılacak bir şey değildi. O yüzden de kısık kısık güldüm, bana neydi, ben keyfime bakıyordum…

Burada Nepalli erkekler bir kep takıyor; çizgili ve renkli. Herkesin kafasında bunlardan var. Anladım ki geleneksel bir şey bu. Kadınlar da Hintli kadınlar gibi giyiniyor ama yaşlı olanların giyim tarzı bizim eski Yörük kadınları gibi. Doğrusu Nepal’in doğası da Türkiye’ye çok benziyor. Çok dağlık ve ormanlık. Havası çok temiz, üstelik de geleneksel olarak betimlenebilecek yaşamlar çok fazla göz önünde. Bunu sevdim. Burayı sevdim.

Hava karardı. Otobüs bir yerde durup herkes inmeye başladığında sağlı sollu dükkânların olduğu bir yolda olduğumuzun ayırdına vardım. Çantamı alıp yürümeye başladım. Etrafta çok fazla konuk evi vardı. Herhangi birisinde kalabilirdim. Sorun yoktu ama hava biraz soğuktu ve dışarılarda çok fazla dolaşmaya niyetim yoktu. İçlerinden birinde karar kılıp Milenyum Guest House adında bir konuk evine yerleştim…

Previous:

Her Şey, Her Şeyin İçinde

Next:

Shambala

You may also like

Post a new comment