Çam Kokulu Antik Kent; Prienne

27 Aralık of 2010 by

Birkaç senedir kendimi antik kentleri gezmeye verdim… Nedendir bilmem… Belki geçmiş yaşamlarımda oralarda yaşadım diyeceğim… Ama kaç yaşam ki bu… O kadar çok gezdim ki… Herhalde başka bir açıklaması olmalı bu merakım…

Bunlardan Prienne sizlerle paylaşmak istediklerimden biri… Didim’le Söke arasında… Antik kent sırtını dağa vermiş aşağısı ise uçurum.. Düşmanlardan kendini çok iyi koruyabilecek bir konumda… Kente ancak dar bir patikadan ulaşabiliyorsunuz.

Antik kentleri geze geze öğrendim… Hepsinin olmazsa olmazı tiyatrosu var, agorası var, nekropolisi var… Bazilikası var… Bunlar Prienne’de  de var… Ama beni asıl büyüleyen o yeşil çamları… Antik kentin taşlarında  oturuyorsunuz… Dağı seyrediyorsunuz… Mis gibi çam kokusu burnunuzu gıdıklıyor… Dağın heybeti sizde ayrı bir saygı uyandırıyor…

Yüzlerce yıl önce buralarda başka insanların yaşamış olduğunu bilmek ise bambaşka bir duygu veriyor… Biraz hüzün… Biraz o anılara dokunma isteği… Ama sadece birkaç taş parçasıyla yetiniyorsunuz… O insanlarda ağlamış, gülmüş, evlenmiş, çocuk doğurmuş, kavga etmiş, barışmış, farkımız nerede bilmiyorum… Yüzyıllar ne değiştirdi bilmiyorum… Ruhumuz ilerledi mi bilmiyorum… Galiba tek ilerleyen teknoloji…

Kentin içinde dolanırken sonunda tiyatroya vardım… Tiyatrolar beni ayrıca büyülüyor… Uzunca bir süre orada kaldım… Önce seyirci oldum, sonra oynayan oldum. Ama kral koltuğundan hep uzak durdum…

Biraz daha etrafın tadını çıkarıyorum ve yeni bir yere gitme zamanı geliyor… Yavaş yavaş patikadan inip gözden kayboluyorum…

Yazı ve fotoğraflar: Anette Inselberg

Previous:

Bir Nefeslik Kaçış; Dilek Yarımadası

Next:

Küre’de Kaybolmak

You may also like

Post a new comment