Pushkar

07 Eylül of 2011 by

30.08.2011

“Dediler ki; gönül bizden gitti. Başka havada, başka yerin sevdasında dolaşıyor. Gönül özür dilemek için tekrar bize gelince, sözünden anladım ki böyle yapmasının amacı o gittiği yerde bizim için yemek pişirip hazırlamakmış.”

Ulaşmaya çalıştığımız güneydeki Madgaon bölgesi buradan 40 saatin üzerinde uzaklıkta. Birkaç seçenek var önümüzde; direk gitmek, Jaipur ya da Mumbai üzerinden gitmek. Benim fikrim direk gitmekten yana. Buraları bitirip artık güneyde seyahat etme fikri ağır basıyor bana ama daha karar vermiş değiliz. Açıkçası karar vermek için pekte niyetli değiliz, acele davranmıyoruz. Burasının huzurunun tadını çıkarmadan pek gitmeye niyetimiz yok. Sabah uyanıp, balkondan şehri izlerken kendi kendime, “burada 1 ay kalınır” dedim. Gerçektende kalınır. Diğer yerlere göre muazzam ucuz, bu önemli. Dağları, ormanları, gölü, çölü beraber görebileceğiniz az yerlerden biri, bu da önemli. İnsanı ise sizden benden farklı değil, en önemlisi bu.

Sabah kahvaltı yapmak için dolaşırken, bir adamın peşine takılıyoruz ve gölün çevresindeki sabah ayininde buluyoruz kendimizi. Bugün Hindular için kutsal bir günmüş. Dün bomboş olan çevrede bugün adım atacak yer yok. Herkes yıkanıyor, çiçekler sunuyor ve dualar ediyor. Göl gerçekten buradaki insanlar tarafından kutsal sayılıyor. Her yerde “göle ve Puskar’a saygı duyun” yazıları var. Küçük bir göl olmasına rağmen şehir planlamasında her sokağı göle çıkacak şekilde yapmışlar. Bu küçük yerde tam 52 adet göle açılan merdiven – ghat – var. Ghatlar kutsal yıkanma yerleri. Çevrede sigara içmek, çıplak ayaksız dolaşmak ve fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Elbette saygılı oluyoruz. Bütün yolculuk boyunca, bize garip gelse de her şeye, özellikle de dinsel kurallara gerçekten saygı göstermeye özeniyoruz.

Yanımıza yanaşan Brahman bir rahip, bugünün kutsal bir gün olduğunu bizi de kutsamak istediğini söylüyor. İstemeye istemeye, boş durmaktan iyidir mantığıyla yanaşıyorum bende göl kenarına. Hintçe söylediklerini tekrar ediyorum. Göle çiçekler sunup, Hindistan cevizini kafama götürüyorum. Koluma kutsandığımı gösteren bir bileklik takıyor. Sonrada kaçınılmaz olan yere geliyoruz. Buradaki rahiplerin doyması gerek o yüzden sizlerin rupilerine ihtiyacımız var diyorlar. Bu durumlara biz üzülüyoruz. Bu kadar kıymetli insanlarken dini parayla satıyor olmaları katlanılır gibi değil. Benim arzuma bıraksa belki ben zaten vereceğim ama miktar söyleyerek sizinle pazarlığa giren bir rahip görmek, ister istemez sizi onlardan soğutuyor. Daha öncede söylemiştim “acaba Batı’dan gelenleri aptal sanıyor olabilirler mi?” Üzücü.

Bu arada gözlemleme fırsatı buluyorum. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yıkanıyorlar. Mahremiyet anlayışları yok aslında. Bu durum başka bir şeyden kaynaklanıyor. Çünkü ayrı ayrı yıkanmalarına rağmen kadınlar üstsüz. Gayet rahat bir şekilde yarı çıplak herkesin önündeler. Bedenin doğuştan var olduğu ve kendilerine ait olduğu fikrini benimsemişler. Erkeklere karşı olan mahremiyeti onlardan sakınma, kaçma, yanlarında olmama gibi değil. Geleneksel giysileri ‘sari’ de olduğu gibi yaşlısından gencine herkes göbeği açık şekilde dolaşıyor zaten. Bu mahremiyet başka mahremiyet.

Sıcaktan bunalıp kaldığımız yere dönüp keyif yaparken. Yeni arkadaşım ‘Manzi’ elinde Barbie bebeğiyle çıkıp geldi. Sevimli mi sevimli 5 – 6 yaşlarında, buradaki çalışanlardan birinin kızı. Tek kelime İngilizce bilmiyor haliyle. Bende aynı şekilde Hintçe bilmiyorum. Baksanız öyle koyu bir sohbete girdik ki. İsmimi bir kâğıda yazıp 5 dakika boyunca anlatıp onunda adını sonunda öğreniyorum. Sonra evcilik oynattı bana. Yemekler pişirdi. Barbie’siyle oynadık baya bir süre. Öğlen sıcağını, Manzi ve Barbie bebeğiyle hiç hissetmedim. Pushkar’ın o çocuksu huzurunu burada gerçekten fiziki olarak çocukların gözünde yaşamaya devam ediyorum.

Previous:

Pushkar

Next:

Pushkar – Ajmer

You may also like

Post a new comment