Pushkar

06 Eylül of 2011 by

29.08.2011

“Kadehin süsleri aşk olan bir şarapla mest olmuşum. Öyle bir at üstündeyim ki onun ağzına aşk gemi vurulmuştur. Benim, ay yüzlü sevgilimin aşkı az bulunur aşklardan değil, o çok büyük bir aşktır. Fakat ben aşka köle olanın değil de, aşka hâkim olanın, aşkı kendisine köle yapanın kulu, kölesi olmuşum.” 

Nepal’den beri sürekli her gittiğimiz yerde karşımıza çıkan insanlar var. Bazen sanki onlarla yolculuk yapıyormuşum hissine bile kapılıyorum. Birbirinden alakasız yerlerde bir önceki ya da daha önceki şehirde karşılaştığımız birileriyle selamlaşıyoruz ya da sohbet ediyoruz. Yine bizim gibi yolculuk yapan bir İngiliz grupla Nepal, Chitwan’da tanışmıştık. Agra’da tekrar karşılaştık ve bize mutlaka gidin diye bir tavsiyede bulunmuşlardı. Bizde 8 saatlik bir yolculuk sonrasında Pushkar Kasabası’na geldik. Hinduizm’in mistik sayfalarında, Hindular için büyük bir öneme sahip bu kasabanın binlerce yıllık bir geçmişi var. Dünyadaki sayılı brahma tapınaklarından birinin burada olması, kutsal bir gölün etrafına kurulması ve dağlarca gizlenmiş olması Pushkar’ın en çekici özellikleri. Dinlenmek, kafa dinlemek için biçilmiş kaftan. Delhi’den sonra böyle bir yere gerçekten ihtiyacımız vardı.

Ajmer Şehri’nden yarım saate yakın, dağların arasından, geniş ormanları gören iç açıcı bir yolculuk sonrasında kendimizi direk gölün kenarına atıyoruz. Esen ılık rüzgâr burada zaman geçirmek için doğru kararı verdiğimizi bize fısıldıyor. En başta günübirlik gidilir dediğimiz Pushkar’da daha uzun kalmayı düşünüyoruz. Benim için kötü haber ise kasabanın ilginç özelliğinden kaynaklanan bir durum; burası dini gelenekleri gereği katı vejetaryen, tavuk etini geçtim yumurta dahi yok. Her yemek yenilen yerde  % 100 vejetaryen yazısını görmeniz mümkün. Manzara ve dinginlikle bu sorunun üstesinden gelebileceğimi düşünüyorum.

Delhi’deyken brezilyalı bir kadın Pushkar hakkında konuşuyordu. Sohbet etme fırsatımız olmadı ama anlattıklarına kulak misafiri olmuştuk.  70’lerde gelmiş buraya. O zamanlar elektrik bile yokmuş. Buraya gelince anladığım üzere eskiden o dönemde Hippilerin uğrak yerinden biriymiş. İnsanları yabancılara çok alışkın bu yüzden. Hiç sıkmıyorlar sizi, ısrar yok. Kolayca bir yere girip bakıp çıkabiliyorsunuz, peşinize biri takılmadan yürüyebiliyorsunuz. Sırf sizinle tanışmak için gelenler bile var. Selam vermeden yolda yürümek mümkün değil. Çok sıcaklar. Mekân isimleri de manidar; Rainbow, Funky Monkey, Pink Floyd vs… Girdiğimiz her yer göl manzaralı bir şekilde. Ayrıca kasabaya elektronik müzik hâkim.

Sokaklarda keşif turu atarken – gerçekten küçücük bir kasaba burası – yanıma gelen 8 yaşlarındaki Hintli bir çocukla muhabbete başlıyoruz. Bizim İsrailli olduğumuz konusunda ısrar ediyor. Sonradan bende anlıyorum ki burası İsrailliler tarafından işgal edilmiş. Her mekânın ayrıca İbranice menüsü var. Oteller, restoranlar, dükkânlar Yahudi amblemleri ve yazılarıyla dolu. Çocuk bana Pushkar hakkında birçok şey anlatıyor. Festivaller, yemekler, aileler… Çok düzgün İngilizcesi, baya da akıllı. Sonra iki kadın kesiyor yolumuzu, elini uzatıyor biri tanışmak istiyor. Dansçılarmış, fotoğraflarını gösteriyor. Anlıyorum ben durumu. Biri elime bir şey çizmeye çalışıyor, istemiyorum. Kumpas kokuları yayılıyor. Beni çadırlarına davet ediyorlar, danslarını izlemem için. Kurtulmak için mekânlarını sorup akşam gelirim şimdi gitmemiz gerek diyorum, arkadaşlarımı gösteriyorum. Sonra benim çocuk beni kulağına çağırıyor. “Sakın gitme oraya, eğer gidersen çadırlarına senin bütün paranı çalarlar” diyor. “Biliyorum diyorum onlar gibilerini çok gördüm, tabi ki gitmem ben,  Çingene çadırı değil mi o?” diyorum. “Evet” der gibi başını sallıyor, gülümsüyor. Sanki içi rahatladı. Sonra beraberce gidip develeri izliyoruz. Puskar’ın arka tarafı çöl. Racasthan Eyaleti’nin özelliği o, çöllerden oluşması, saraylar ve soyluların olması. Hindistan’ın masal diyarı. ‘Binbir Gece Masalları’nı aratmayacak cinsten şehirler, kasabalar var.

Buraya geldiğim için gerçekten kendimi çok huzurlu istiyorum. Yol boyunca birçok parametreyle uğraşmak zorunda kaldık. Yemek, mekân, çekim yapılacak yer, Hindular, kalabalık, trafik… Daha birçok şey sürekli planlarınızı değiştirmeniz zorunda bırakıyor sizi. Ama burada öyle değil. Her şey zaten elinizin altında. Güzel bir göl ve fonda dağ manzarasıyla hiçbir şeyle uğraşmak zorunda değiliz. Pokhora’da Himalayalar’dan beri en keyif aldığım, huzur bulduğum yer burası oldu. Gece, kaldığımız yerin püfür püfür terasında soğuk bir şeyler içerken rüya ile gerçek ayrımını kaybederek uyuyorum…

Previous:

Delhi

Next:

Pushkar

You may also like

Post a new comment