Safranbolu’ya Komşu Olduk

29 Mayıs of 2011 by

Apartmana yeni taşınan komşularına ‘hoş geldiniz’ demeye gidecekti Kıvanç ve annesi. Aslında Kıvanç, maç yapmak için bahçeye çıkmak istiyordu, ama annesinden izin alamadı. Güneşin en tepede olduğu saatlerdi ve başına güneş geçebilirdi.


Yukarı kata çıkıp, komşularının kapısına geldiklerinde ‘hoş geldiniz’ yazılı ahşap bir kapı süsü karşıladı önce onları. Komşularının konukseverliği daha içeri girmeden gösteriyordu kendini. Kıvanç gülümseyerek: ‘Biz onlara hoş geldiniz diyoruz, onlar da bize.’ dedi annesine.  Ana oğlun gülümsemesi sürerken yeni komşuları Sevim Hanım açtı kapıyı. Güler yüzle buyur etti misafirlerini içeri.

“Senin gelmene de çok sevindim küçük bey” dedi Kıvanç’a. “Ama bayan sohbetinden sıkılma, senin için başka bir planım var” diye de ekledi gülerek. Kıvanç, merakla annesinin gözüne baktı ve biraz da çekinerek: “Planınız nedir teyzeciğim?” Diye sordu. Sevim Hanım, onları, salonun hemen yanındaki odaya götürdü. Kapıyı tık tık edip açtıklarında, Sevim Hanım’ın eşi Ahmet Bey’in, masa başında bir şeylerle uğraştığını gördüler. Ahmet Bey, konuklarını görünce yıllanmış radyosunun sesini kıstı ve onlara ‘merhaba’ dedi. Kısa bir hal hatır sorma faslının ardından yaşlı adam, Kıvanç’ın annesine: “Oğlun bana emanet, siz rahatça oturun” dedi. Kıvanç, Ahmet Bey’in yanındaki sandalyeye oturdu, diğerleri salona geçtiler.

Oldukça şaşırmıştı Kıvanç. Odanın her tarafında tahtadan yapılmış süsler, arabalar, kalemlikler, oyuncaklar vardı. “Bunlar çok güzel amca, siz mi yaptınız hepsini?” Diye sordu. Alçakgönüllülüğü her halinden belli olan yaşlı adam, başını sallayarak “ben yaptım evlat, istersen sana da öğretebilirim” dedi. Kıvanç buna çok sevindi. Zaten babasıyla maket yapmayı çok severdi. “Çok isterim” diye karşılık verdi bu teklife. Kendi kendine: “Annem iyi ki maça yollamadı beni” diye düşündü.

Ahmet Bey, emekli ağaç işleri öğretmeniydi. Yıllarca memleketin her tarafında öğrenci yetiştirmişti, ama en çok Karabük’ü sevmişti. Oranın hem havası, hem dokusu çok hoşuna gidiyordu bu emektar insanın. Karabük’ün en güzel ilçesi, dünya mirası Safranbolu’da eski ama çok şirin bir evde yaşıyorlardı. Ankara’ya yerleşmeleri ise geçici bir durumdu. Burada üniversite okuyacak torunları yalnız kalmasın, diye evlerini bir süreliğine kapatmışlardı.

Karşısında oturmuş, meraklı gözleriyle etrafına bakan Kıvanç’ı görünce, torunlarının küçüklüğü geldi aklına, yaşlı adamın. Torunlarının, Safranbolu’nun taş sokaklarında oyun oynadıkları; onlara sobada kestane patlatıp masal anlattığı günler dün gibi aklındaydı. Kıvanç’a da oraları anlatmak istedi: “Evlat, biz buraya Karabük’ten geldik. Hani şu kocaman Demir – Çelik Fabrikası’nın olduğu şehir var ya işte oradan. Orada Safranbolu İlçesi’nde oturuyorduk. Duymuş muydun burayı hiç?” diye sordu. “Babam, iş için gitmişti birkaç kez, bize de lokum getirmişti, o zaman duymuştum” diye açıkladı Kıvanç. “Safranbolu, adını o bölgeye has, safran çiçeğinden alır. O öyle bir çiçektir ki altın gibi değerlidir. Yemeklerde, ilaç yapımında kullanılır, boyama özelliği vardır.” Sonra karşı duvardaki rafa giderek, bir kaç tane süs eşyası getirdi Kıvanç’a. Hepsi ev şeklindeydi süslenir ve devam etti anlatmaya: “Safranbolu’da bu gördüğün evler gibi yüzlerce tarihi ev var. Kimi yenilenmiş, çiçek gibi olmuş; kimininse boynu bükük, yüzüne bakılmayı bekliyor. Ama inan hepsi, şu oturduğumuz apartmanlardan iyidir” dedi. “Neden daha iyi?” diye soru Kıvanç. “Çünkü evlat, o evlerde tarih var, sanat var, incelik var. Babana söyle mutlaka götürsün seni oraya.”

Ahmet Bey ve Kıvanç, sohbete devam ederken odanın kapısı yavaşça aralandı. “Ayran getirdim size” dedi Sevim Hanım. Arkasından elinde tabaklarla, annesi geldi Kıvanç’ın. Kahvaltısını erken yaptığından karnı bir hayli acıkan Kıvanç, yemek vaktinin gelmesine çok sevindi. Sevim Hanım, yaptıklarını anlattı Kıvanç’a sırayla: “Bu, pide gibi olan, Safranbolu’nun meşhur ıspanaklı bükmesidir. Kâsedekine ise zerde denir ki, sarı rengi safran çiçeğindendir. Ev baklavasını zaten bilirsin. Haydi, hepsini bitir bakalım güzel çocuk. Sende de bizim safrandan mı var ne, altın gibi sarı saçların var senin” dedi ve onu öptü. Onlar odadan çıkar çıkmaz, Kıvanç, tabaktakileri bir güzel yedi.

Sohbetle ve yemekle geçen saatlerin ardından, kalkma vakti gelmişti. Ahmet Bey, Kıvanç’a: “Bugün özlemiş olacağım ki sana geldiğim yerleri anlattım, ama bir dahaki sefere ben seni dinleyeceğim eminim senin de anlatacakların vardır. Hem oyuncak yapmayı öğreteceğime de söz verdim. İlk fırsatta bekliyorum seni” dedi. Kıvanç, sanki dedesiyle vakit geçirmişti, zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Kıvanç ve annesi, her şey için teşekkür ederek kapıya yöneldiler. “Tekrar hoş geldiniz, bize de bekliyoruz” diyerek oradan ayrıldılar.

Kıvanç, eve gittiklerinde, bütün öğrendiklerini, annesine anlattı ve ona: “Anneciğim, hem Ahmet Amcalara hem de Safranbolu’ya komşu olduk, lütfen en kısa zamanda oraya da gidelim” dedi. Güneş tepeden indiğine göre, artık maç yapmaya gidebilirdi.

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Gökyüzünde Büyüdüm

Next:

Dört Tarafım Denizlerle Çevrili

You may also like

Post a new comment