Sagarmatha; Bilinen Diğer Adıyla Everest;

18 Ocak of 2011 by

Everest ‘karın evi’ demek… Dünyanın en yüksek dağı; 8.884 metre ile dünyanın çatısı; ‘kutsal ve tehlikeli…’

Nepal’de ona ‘Sagarmatha’ derler ve bu adın onun enerjisini taşıdığına inanılır.  Doğrusu da budur. Bu dağın batıdaki adı Everest, doğudaki adı da sonsuza dek Sagarmatha’dır. Büyülü çekiciliği ile aynı zamanda da ‘Tanrıların Evi’dir;  insanların yaşayamayacağı ölümcül bir yer… ‘Ccomalumba’ diyor Sherpalar* bu dağın tepesinde oturan tanrıçanın adına. Sherpalara göre insanlar dağa saygı gösterirlerse dağlardaki Tanrılar da onları korur ve ancak dağ isterse ona tırmanılabilir, tırmanan isterse değil. Bir dağcı dağa her zaman saygıyla yaklaşmalıdır.

Sagarmatha, dünyanın en yüksek sıradağları olan Himalayalar’da dır. Bu dağlar Asya’nın üzerinde 2,5 kilometrelik bir yüksekliğe ulaşır. Buzlu tepelerin çok altında yarı tropik iklimde Nepal’in başkenti Godmudu, bilinen adıyla Katmandu vardır…

Yüksek dağ… Bu iki kelime bir araya gelince bile bir ürperti ile beraber saygı ve özlem hissediyor insan. Soğuk, daha çok soğuk ve daha.  Bilinmeyendeki bilgi ve deneyim herkesin dayanamayacağı ve kabullenemeyeceği kadar soğuk ve tehlikeli.  Belki bu yüzden yükseklik baş döndürücü ve ürpertici, riskli ve ölümcül; hata affetmez. Dağ insanı çağırır derler; içsel bir çağrıdır bu. Yukarılara tırmanma isteği insanın aynı zamanda kendi yüksekliklerine tırmanma isteği ile aynıdır. Deniz seviyesindeki sıcaklık ile yükseklere çıktıkça hissedilen soğukluk arasındaki fark kim bilir insan olarak evrimimizin biricik yolunda geçirdiğimiz zamandır belki de. Hava durumu ile insanın tırmanmaya ve özgürlüğe hissettiği özlemin sıcaktan soğuya doğru bir ivme izlemesi ise rastlantı değil…

Dağlar nasıl oluşur diye düşünmeden edemiyor insan. Bilindiği gibi kıtalar sürekli hareket halindedir. İki kıta parçası üst üste geldiği zaman karanın bir yere kaçması gerekir, bu da doğal olarak yukarı doğru olur; dağlar böyle oluşur. Himalayalar’da böyle oluştu. 100 milyon yıl önce bugünkü Hindistan kuzeye Asya’ya doğru hareket etti. İki kıta birbirine çarpınca Hindistan Asya’nın altına kaydı. Bu hareket hala daha devam etmektedir. Bu nedenle Sagarmatha hala daha yılda 6,5 milimetre yükselmeyi sürdürüyor.

Derinliği bilinemeyen buz yarıkları var ve Sherpalar bu yarıklardan düşen birinin Amerika’dan bir yerden çıkabileceğini söylüyor. Bugüne dek Sagarmatha’ya tırmanan 150 kişi hayatını kaybetmiş. Buz vadilerinin kalınlığı 150 metreyi buluyor. 40 ton ağırlığında buz blokları kopuyor ve altındaki her şeyi ezip geçiyor. Üç önemli ve tehlikeli geçit var. Zirveye giden geçit ise batı ve doğu kanadı olarak ikiye ayrılır. Son 900 metre ise ‘ölüm bölgesi’ diye bilinir. Zirveden önce buz ve kayadan oluşan bir duvar;  geçiş imkânsız gibidir. Oksijen sıkıntısı doruğa çıkmıştır, vücut su kaybetmektedir ve hücrelerdeki son enerjiyi de çekiyor gibidir. O tepede pek nefes alma imkânı yok; Sagarmatha’nın en büyük tehlikesidir bu;  iyi olduğunu düşünür insan ama iyi değildir;  derinlik sarhoşluğuna yakalanmıştır. Yüksekliğe farklı bir uyum gerekir. Uyumsuzluk ölüm demektir. Uyum süreci ise yavaş olur, yavaş hareket etmek gerekir. Deniz seviyesinde yaşayan çok sağlıklı bir insanı getirip bu yüksekliğe koyarsanız eğer birkaç dakika içinde bilincini yitirir, hal böyle olunca da 8.884 metre yükseklikte hayatta kalmak çok şaşırtıcı…

Dağcıların tespiti ise çok isabetlidir;  ‘mümkün değilse mümkün değildir; tırmanıp tırmanamayacağına karar veren dağdır’

Antalya, Haziran 2009

*Sherpa: Nepal’de geçit vermez Sagarmatha’ya giden yola rehberlik eden kişi.

Fotoğraf: Mel Melahat Özşimşek

Previous:

Kızılderili Gözüyle ‘İçimdeki Apaçi’

Next:

Barış

You may also like

Post a new comment