Sağım HES, Solum HES! PES Diyoruz Yahu! PES!

27 Ocak of 2011 by

Allah’ım sen aklımı koru! Keçileri kaçırmak üzereyim! Çok sinirleniyorum birilerine! Saçımı başımı yolmak üzereyim! Bunalıma girdim! Midem bulanıyor artık! Özel hayatım filan yüzünden değil. Bütün özel sorunlarımı bir kenara bırakarak yazıyorum bunları. Çünkü çok daha büyük problemlerimiz var! Hepimizin ortak sorunu! Ülke olarak çok büyük bir sıkıntımız var! Geleceğimiz için önemli! Yoksa sonumuz vahim!

Derelerimiz, vadilerimiz, dağlarımız, tepelerimiz elden gitti gidiyor! Yetişin a dostlar! ‘Yurda düşman mı girdi?’ diye düşünür yabancı birisine söylesek. Yooo! Yapanlar kendi içimizden! Bu memleketin kaderi midir nedir? Hep kendi bağrında beslediklerinden yiyor en ağır kazığı! En acı yönlerden biri de bu ya!

En sonunda Anadolu’nun dört bir yanından toplanıp gelen yurtsever insanımız, meclisin önünde haykırmak zorunda kaldı artık! ‘Anadolu’yu Vermeyeceğiz!’ dediler. ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Tasarısı’ denen, ama korumak değil, mahvetmek için elinden geleni yapanlara ‘kapıları sonuna kadar açan’ maddeleri engellemekti niyetleri! Yoksa her yeri amip gibi HES’ler basacak. Nükleer santraller, termik santraller kurulacak. Koca koca, dev gibi barajlar yapılacak. Eyvah eyvah!

2 binin üstünde HES projesi var gündemde ne zamandır. Bine yakın veya üstünde baraj projesi var. Bir de bunların insana, hayvana, doğaya, tarıma, tarihe, kültüre, böyle sürüp giden bir sürü şeye verdiği zararlar var. Bu zararların en kısa tanımı ‘zincirleme katliam’ olur. Çünkü sıra sıra dizilmiş domino taşlarının en başındakine bir dokunuyorlar, öbürleri de tak tak yıkılıyor! Be hey zalim insan! Be hey fani insan! Hiç mi düşünmezsin paradan, gösterişten başka şeylerin önemli olduğunu bu dünyada?

Enerjiye ihtiyacımız varmış efendim! Suyumuz boşa akıyormuş efendim! Ne kolaycı mazeretler bunlar böyle! Dereler boşuna aksaydı, israf olsaydı Yüce Yaratan onları denizlere dökülecek şekilde yaratır mıydı? Doğanın kendi düzenini bozmak kimin haddine? Hem enerji sadece HES, termik santral, nükleer santral yapılınca mı sağlanıyor yahu? Rüzgâr Enerji Santrali (RES) de üretmiyor mu enerji? Güneşten de sağlanmıyor mu enerji? Jeotermal kaynaklardan da üretilmiyor mu enerji? Türkiye ‘rüzgâr cenneti’. Türkiye ‘güneş cenneti’. Türkiye ‘jeotermal zengini’. Bizde olanın yarısı Avrupa’da olsa, zil takıp oynar oradaki insanlar. Ama onlar buna rağmen bizim gibi HES meraklısı, dev gibi baraj meraklısı değil. Nerede ‘yeşil enerji’ varsa orayı değerlendiriyorlar. Niye? Onlar aptal da biz mi akıllıyız? Be hey kendisini ‘açıkgöz’ zanneden kara cahiller! Siz kendinizi öyle zannetmeye devam edin! Bu memleketin insanı yemez böyle yanlışları!

Dünya HES’lere de büyük barajlara da ‘barbarlık’ gibi bakıyor. Tarihe gömüyorlar bunları. Doğanın ve insanlığın dengesini bozmayacak, ‘küçük çaplı barajlar’ yapıyorlar. Yeşil enerji kaynaklarının HES’lerden, büyük barajlardan yüzlerce yıl uzun ömrü. Buna rağmen ömrü sadece 50 – 60 yıl olabilen barajlar için, yüzlerce yıllık Allianoiler, Hasankeyfler gömülüyor suların altına! O yörenin insanları sürülüyor atalarının yaşadığı topraklardan! Yüzyılların birikimi ‘kültür’ denen miras çöpe atılıyor. Oradaki hayvanlar, bitkiler yok oluyor! Turizm de gidiyor elden, tarım da! Mahvoluyor! Sırf üç-beş şirket ‘Karun gibi’ zengin olacak diye yapılıyor bunlar! Saldırıyorlar memlekete dört bir yandan! Anadolu her yerinden bıçaklanıyor! Kan kaybediyor! Hasta oluyor! O kanı içen keneler de şişiyor. Ama kader mazlumun yanında ya hep. Şişen kenelerin sonu düşmek olmuyor mu?

Şu olaya bakınız. Şaşırmamak mümkün değil! Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in tespiti… Bir alanın UNESCO’nun ‘dünya mirası’ listesine alınabilmesi için 10 kriterden ‘sadece birine’ sahip olması yeterli. Hasankeyf kaç kritere sahip dersiniz? İki, üç, beş? Tam ‘dokuz’ kritere sahip! Ve dünyada bu kriterlerin dokuzunu sağlayan ikinci bir alan yok! Türkiye baraj nedeniyle Hasankeyf için UNESCO’ya başvuru yapmadı hiç. Üstelik ‘sit alanı’ olarak ilan edildiği için çivi bile çakmak yasaktı. Bu nedenle alanda turizmin gelişmesi engellendi. Yerli halk bundan yararlanamadı. Ve bütün bunlar 50-60 yıl ömrü olan bir baraj için planlandı! Vah ki vah! Bu barajın getirdiği ‘kuş kadar yarar’ için, götürdüğü ‘okkalı zararı’ nasıl görmezden gelirler? Hiç mi yoktu başka çaresi? Küçük ölçekli baraj yapılsa olmaz mıydı? Başka bir yere yapılsa olmaz mıydı?

Dereler, vadiler gidiyor ya elden. Bir de dağlara, tepelere neler oluyor; ona bakınız… Uzun yollarda otomobille ya da otobüsle seyahat edenlere önerimdir. Yollarda dağlara, tepelere dikkat ediniz. Ben bakıyorum ve baktıkça içim acıyor. Yer kabuğunu dünyaya sabitleyen o muhteşem çivileri; dağları, tepeleri sanki içini ‘kurt kemirmiş’ gibi görürsünüz. Geçen yaz İstanbul’dan Antalya’ya geçtiğimde daha da dikkatimi çekti bu durum. Yol boyunca gördüğüm onlarca dağın, tepenin içi boşalmıştı. O dev dağlardan birçoğunun yarısı yerinde yoktu. Kâbus gibi. Kaz Dağları altın arama çalışmalarıyla can çekişiyordu; yetmezmiş gibi diğer maden şirketlerinin de başka yerleri istilası başladı. Bir bu eksikti! Dağlardan düzlüklere doğru inişe geçiyoruz! Kıyamet gibi!

Yüzlerce HES’in, üç-beş termik santralin ya da nükleer santralin, yüzlerce dev barajın sağladığı enerji; alternatif yollarla elde edilenler gibi uzun ömürlü değil. Bunların getireceği ‘geçici yararlar’ yüzünden, bir daha hiç telafi edilemeyecek ‘kalıcı zararlar’ oluşacak. Asla geri dönmeyecek çok büyük değerler, zenginlikler yok olacak. Bir elin parmaklarını geçmeyen ‘o insafsız kesim’ paraya boğulurken, bu topraklar ve bu memleketin içindeki, üstündeki her şey de kötü kaderinde boğulacak…

Allah’ım! Ne olur gökten üç elma düşüp, birilerinin kucağına konmasın! Çünkü sonu mutlu bitecek bir masal değil bu! Gökten o yapılan ve yapılacak HES’ler, nükleer santraller, termik santraller ve dev barajların sayısı kadar taş yağdır! Hepsini de bunların yapımına izin verenlerin başına kondur! Kondur ki yerin derinliklerine gömülsünler! Doğal düzen bozulmaktan kurtulsun. Onlarsa orada fosilleşsinler! Ve yüzyıllar sonra o fosilleri çıkaran insanoğlu bunlardan ibret alsın! İbret alsın ki onların yapmaya çalıştığı hataları yapmasın!

Amiiiiiiiiinn!

Fotoğraf: İsmail Şahinbaş

Previous:

Osmanlı Çiçeklerinin Sultanları Laleler, Vezirleri Sümbüller ve Nergisler

Next:

Atık Yağları Dökme! ‘Alo Atık Hattı’nı Ara! Hem ‘Doğa’ Hem ‘Ekonomi’ Kazansın!

You may also like

Post a new comment