Sakız Ağaçlarına Sarıl İzmir ve Hiç Bırakma

06 Ocak of 2011 by

Boşuna söylememiş Mehmet Akif ‘Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!’ diye. Bu mısrada öyle bir derinlik var ki. ‘Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.’ Bu sözlerden, sahibi olduğumuz toprakların çok değerli ve önemli olduğu sonucunu çıkarıyoruz. Peki, neden bu kadar önemli? Neden bu kadar değerli? Burada Mehmet Akif ‘Tanı!’ diyor. Dikkat! Çok önemli bir kelime bu: ‘Tanı!’

Ben bu kelimeden şunu çıkarıyorum: ‘Merak et! İrdele! Araştır! Keşfet! Öğren! Öğren ki ataların niye toprakları için kendini feda etmiş bil! Ancak onun ne kadar değerli olduğunu bildiğinde, ona tam anlamıyla sahip çıkabilirsin!’

Antika bir eşyayı alalım elimize. Mesela bir broş… İlk önce, ne kadar eski olduğunu merak ederiz değil mi? Broş 150 yaşında, minik birkaç elmasla süslenmiş ve birisine aile büyüklerinden yadigâr kalmış olsun. ‘Vaayy!’ deriz. Peki, arttıralım eskiliğini. 500 veya 800 yaşında olsun. ‘Muhteşem!’ der, daha bir dikkat kesiliriz. Eskiliği arttıkça daha da önemseriz. Broşun üstüne biraz daha büyük elmaslar, yakutlar, zümrütler eklersek? Gözümüzde önemi daha da artar. Peki, bir de bu broşa etkileyici tarihi hikâyeler yüklersek? ‘Şu kral tarafından, çok önemli bir kuyumcuya, çok sevdiği eşi için yaptırıldı. Kraliçe ölünce kızına geçti. Sonra elden ele şuna-buna geçti’ desek. Bu broşa sahip olmuş kişilerin çok ilgi çekici hayat hikâyelerini bilsek. ‘Muhteşem ötesi bir parça!’ demez miyiz? Gözümüzde her şeyiyle mükemmel bir hale gelirdi. İşte aynı şey bizim ülkemiz için de geçerli. Daha ne olsun ki? Dünyada başka hangi millet yaşıyla, sahip olduğu zenginlikleriyle ve köklü tarihiyle gurur duyduğu bir broşa sahip?

Bu değerli broşu; üzerindeki taşların değerini, yüzyılları aşan yaşını ve etkileyici tarihini bilmeyen birinin eline versek ne olur? Ona ne kadar sahip çıkar? Cevap: “Gerçek değerini bilmediği için önem de vermez. Bu broşa ‘tanı’dığı kadar değer verir.” Ve tanımak; önce merak etmek, sonra araştırmakla mümkündür.

Bu toprakların öyle bir maneviyatı var ki. Düşünsenize; yüzyıllar boyu ne kadar çok medeniyete ev sahipliği yapmış. Taaa Taş Devri’ne, mağara adamlarına uzanıyor tarihi. Dünyanın hangi yeri böyle bir ayrıcalığa sahip? Neden en eski medeniyetler Anadolu’yu vatan edinmiş? Her medeniyetin bıraktığı bir koku, bir iz var bu topraklarda. Bu maneviyatı tüm benliğiyle hisseden bir insan, bence dünyanın en zengin manevi gücüne sahip olur. Ve öyle bir maddi zenginliği var ki bu toprakların, yüzyıllar boyu milyonlarca insanı barındırdı; doyurdu; kimseye muhtaç etmedi; başka milletleri imrendirdi. Daha fazlasını da doyurabilecek ve kimseye muhtaç etmeyecek kadar zengin bu toprakları ne kadar ‘tanı’yoruz?

Bu ‘tanı’ma konusuna çok güzel bir girişim TEMA Vakfı’ndan geldi 2008’de. Bir ağaçla ‘tanı’ştık onların sayesinde: Sakız ağacı… Öyle ‘Sıradan bir ağaç işte’ denilecek türden bir ağaç değil. Akdeniz ikliminin dünyada sadece bize bahşettiği çok önemli bir zenginlik… ‘E biliyoruz sakız ağacını’ demek yeterli değil. Bilen biliyordu; ama hakkıyla ‘tanı’mıyorduk onu. Tanısaydık eğer yanından gelip geçenlere sessiz sedasız bakan ve fark edilmeyi bekleyen bir ağaç olmazdı. Yapılaşmanın verdiği çılgın zarardan etkilenmez, yok olmaya yüz tutmazdı. Binlerce yıl önce Ege ve Akdeniz kıyılarımız, özellikle Çeşme Yarımadası’nın her yeri bu ağaçlarla doluymuş. Doğanın bize hiç naz yapmadan verdiği bir mucize bu ağaç. Onu hakkıyla tanısaydık, değerini bilseydik, ona çok öncelerde sahip çıkardık.

TEMA Vakfı tanıdı Allah’tan. Bizim de hakkıyla tanıyıp, değer vermemiz ve sahip çıkmamız için uğraşıyorlar. Bu tanışıklığın hem doğamıza hem de ekonomimize fayda sağlaması için çalışıyorlar hala. Bir sakız firmasının sponsorluğuyla desteklediği ‘Sakız Ağaçlarına Sevgi Aşılıyoruz’ projesi olmasa uyumaya devam ediyorduk yoksa. Bu proje ile binlerce başıboş, sessiz sedasız canlanmayı ve değer görmeyi bekleyen sakız ağacı aşılanıp, verimli hale getirilirken, uygun yerlere de aşılı fidanların dikimi gerçekleştirildi. Çok büyük minnet duymalıyız onlara.

Bakın onlara neden minnet duymalıyız? Uzmanlar bu ağacın ülkemizde en verimli olduğu yerleri şu şekilde tespit etmişler: Çeşme’nin Sakız Adası’na bakan kısmı, Karaburun, Urla ve Seferihisar. Dünyada sakız ağaçlarının en verimli yetişebildiği çok nadir topraklar buralar. Bizim topraklarımız… Ve dikkat!

Varan 1: Dünyada sakız üretimini gerçekleştiren ve bu konuda ‘tekel’ olacak kadar çok üreten, kazanan, başka bir gelir kaynağına ihtiyaç duymayan yer ise ‘komşi’ Yunanistan’a ait Sakız Adası.

Varan 2: Çeşme’nin meşhur damla sakızlı dondurmasının sakızı bile Sakız Adası’ndan ithal ediliyor. ‘Hay söyleyenin ağzını öpeyim’ dedirtecek kadar güzel bir atasözümüz var ya; ‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ diye. Birebir uyuyor bu olaya.

Varan 3: Sakız Adası, Ege adaları içinde en zengin ada. Sakız ağaçlarına öyle bir sarılmışlar, öyle bir sahip çıkmışlar ki adada 2 milyon civarında sakız ağacı bulunuyor. Bizde ise TEMA Vakfı tanıyana kadar Allah’a emanetti bu değerli ağaçlar. 2 milyonu geçtik, 20 bin yetişkin ağacı bulsak, öpüp başımızın üstüne koyacağız. O kadar yani.

Varan 4: ‘Komşi komşi, sakizim bitti’ desek; ‘Ver kilosuna 300-370 dolari, al sakizi’ diyor. ‘Komşide pişer, hrimatayi verince bize düşer’ oluyor yani. Kilosu değerli maden gibi. Sakız ağaçlarından milyon dolarlar kazanıyorlar. İlaç, kozmetik, boya, gıda ve içki sanayi gibi geniş bir kullanım alanı var çünkü.

Komşi, sakız ağacına ‘mastik’ diyor. Aromasını sakız ağacının reçinesinden alan ‘mastika’ dedikleri bir de içkileri var. Bir tür rakı. Bunu içerken ‘Oooooo Mastika Mastika! Oooooo sigarası nokta nokta!’ türküsünü çığırdıklarını düşünsenize. Yakışır komşi! Hak ediyorlar çünkü.

Sadece ekonomik nedenlerden önem arz etmiyor bu ağaçlar. İzmir’deki bu önemli yerler eskisi gibi sakız ağaçlarıyla bezense, doğaya sağladığı katkıyı düşünebiliyor musunuz? Her mevsim yapraklarını dökmeden, yemyeşil durabilen, çok güzel ağaçlar bunlar. Yeşilliğin verdiği huzuru başka ne verebilir insana? Tarımın (tabii ki organik tarımın, ekolojik tarımın) hem ekonomi hem de doğa için ne kadar önemli ve yararlı olduğunun bir kanıtı sakız ağaçları.

İzmir’de yaşayıp çocuklarına, torunlarına gelecekte güzel bir şeyler bırakmak isteyenler. Küçük de olsa bir arsanız mı var? Ya da kocaman bahçeli bir eviniz? Yoksa kıyıda-köşede paranız var da arsa mı alacaksınız? Ne yapın edin; o arsayı aşılı sakız ağaçlarıyla donatın. Donatın ki hem gelecek kuşaklara hem de doğaya güzel bir miras bırakma olanağınız olsun. 100 yıldan fazla yaşayan bu ağaçlar için değmez mi? Sadece maddi değil, manevi olarak da onlara ve doğaya bırakabileceğiniz en güzel mirastır bu.

‘Ben miras filan bırakmak istemiyorum. Kendim faydalanmak istiyorum. Param bol; arsam var; yatırım yapmak istiyorum. Getirisini birkaç sene beklesem de olur’ diyenlerdenseniz eğer ona da bayılırız. Sakız ağaçlarına yatırım yapınız; 5 sene sonra da yatırımlarınızın karşılığını almaya başlayınız. Sonuç itibariyle ekonomi ve doğa için aynı yararı elde etmiyor muyuz?

Sakız ağaçlarına sarıl İzmir! Sarıl ki gururla taşıdığın değerli broşunu süsleyen bir ‘zümrüt parçası’ eksilmesin.

Darısı broşun üstünde pırıl pırıl parlayan, ‘tanı’nmayı bekleyen diğer değerli taşların başına! Eminim ki ‘tanı’ştığımıza çok çok memnun olacağız…

Previous:

Kaybeden Bir Şehir: Ah İstanbul! Vah İstanbul!

Next:

Kimine Sıcak, Kimine Soğuk Bir Kavram: Ölüm

You may also like

Post a new comment