Şam-ı Şerif

25 Şubat of 2011 by

24 Aralık 2008

Palmyra’dan ayrıldıktan sonra cebimde çölden izin alarak aldığım bir avuç kumla beraber akşamüzeri Damascus’a (Şam) vardım. Otogardan ‘old city’ – eski şehre – giden dolmuşlardan birine atladım ve eski şehirde bir otele yerleştim. Bir kaç ‘guest house’a baktım, her yer dolu.

‘Dometri’ diye tabir edilen diğer turistlerle birlikte kalınan ve sadece yatağı kiralamaya imkân veren bir odaya. Zaten bu tip odalarda kalmayı her zaman tercih ederim, zira yolda olan, seyahat eden insanlarla tanışma, sohbet etme imkânı daha fazladır.

Bir Japon, Avustralyalı ve ben üç kişiyiz. Kız, ta Japonya’dan motorla çıkmış, Rusya, Moğolistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Türkiye’den sonra Suriye’ye gelmiş. Benim de görmek istediğim bir rota olması bakımından ilgimi çok çekti bir taraftan, diğer taraftan da kesinlikle motorla çok zevkli olabilecek bir yolculuk yapıyor oluşu bende kalıcı bir etki bıraktı…

Eskilerin tabiri ile ‘Şam-ı Şerif’teyim… Daracık sokaklar, taş binalar, kapalı çarşılar, geleneksel ayaküstü ekmek arası atıştırmalar, zanaatkârlar derken 3 gündür buradayım. Burada kendimi doğrusu iyi hissettim. Şehrin bende bıraktığı his keyfimi yerine getirecek türden. Gidilecek çok yer var ama her zaman kendime sorduğum bir soru olmuştur; ‘sen nereye bakıyorsun?’. Ve gözüme sıradan görünmeyen şeylerin yolu benim yolumdur, dolayısıyla yolculuğun dümeni her zaman eski zamanların, geleneksel tat, doku ve yaşamların, antik şehirlerin ve zanaatkârların yaşamlarının tarafında durmaktadır. O yüzden de kendimi müzede buldum. ‘National Museum’ çok ilginçti ve doyurucuydu. Ugaritlilerle ilgili bulgular, eserler, yazılar, ilk alfabe ve 5.500 yıl öncesine uzanan bir hikâye. Busra diye de bir şehir var Şam’a 2 saat mesafede. Aynı gün gidip geldim. Ugaritler orda yaşamış. Siyah bazalttan yapıldığı için tüm evler karamsı. Eski şehir gerçekten de simsiyah. Dar sokaklar, taş yapılar, ara ara sağlam kalmış gökyüzüne uzanan sütunlar.

Bir de güzel mi güzel bir Ugarit müziği buldum. Çok eski bir aşk hikâyesini anlatan; ezgi öyle güzel ki alıp götürüyor insanı. Ugaritler denizden gelen 7 gemiden oluşan bir korsan grubunun istilasına uğrayıp tarih sahnesinden çekilmişler. Diğer alfabelere temel olan ‘ilk alfabeyi’ bulan önemli bir uygarlık. Busra’da olduğu gibi ayakta duran 10 bin kişilik bir tiyatroda gördüm. Akustik olduğu aşikâr. Aşağıdan bakınca da sadece gökyüzünü görüyorsunuz, taşlara uzanıp seyre dalmışım uzun bir süre, üşüyünce de kalkmak zorunda kaldım…

Şam malum başkent olmasından dolayı çok büyük. Zaten kendimi eski şehre attım. Acaba bir konsere denk gelir miyim diye de bakındım ama konser yerini çok zor bulmama rağmen konserin iptal edildiğini öğrenince de doğrusu hayal kırıklığına uğradım. Neyse ertesi gün müzede tanıştığım bir İranlı müzisyen dün gece operada konseri olduğunu söyleyince de içimde bir şey cızzz etti. Adamın kartını aldım. İran’a gidersem arayacağım…

Previous:

Damascus

Next:

Lübnan’dan Selam

You may also like

Post a new comment