Şansım Yaver Gitti

30 Ağustos of 2011 by

4 Şubat’07, Delhi, Hindistan

Demir kapının açılmasıyla beraber içeriye adımımı attığımda, Hindistan’dan Türkiye’ye girmişim gibiydi. Kapıdaki Hintli üniformasıyla doğrusu hoştu. Onu takip ettim. Beni ayakta karşılayan yetkilinin ‘hoş geldiniz’ deyişine ‘hoş bulduk’ derken kelimelerin kulağımdaki tınısı Türkçenin ne güzel bir dil olduğunu düşündürdü bana…

Sıcak bir karşılama, kendimi bildik bir yerde hissetmeme neden olmuştu. İlgili tavırlarıyla elini uzattığında, bana gösterilen koltuğa oturdum. Ve Mert Bey’le böyle tanıştık. Gülerek hangi rüzgârın beni buralara kadar getirdiğini sordu. Son yıllarda öyle çok Türk geliyormuş ki ‘Hindistan’da benim bilmediğim bir şey mi var’ derken ikimizde güldük. Üstelik buralara kadar karayolu ile geldiğimi öğrenince daha bir şaşırdı. İran, Pakistan gibi yerlerin tek başına yolculuk etmek için tekin yerler olmadığını söyledi. Ona, karşısında tek parça olarak oturduğumu, başıma hiçbir olumsuzluğun gelmediğini söylerken politik, genel bilgi ve korkuların yanlış olduğunu, her yerde güvenli ya da güvensiz durumların ortaya çıkabileceğine inandığımı söyledim. Ve bu ülkelerdeki kültür ve yaşanmışlıkların öyle ‘tehlikeli’ olarak geçiştirilmesinin çok büyük bir hata olacağına olan inancımı ve görüşümü aktardım. İnsanların, hele de benim ülkemden böylesi yolculuklara çıkıyor olmalarının ve sayıların günbegün artmasının da sevindirici olduğuna inandığımı da…

Ve şu an Hindistan vizemin bitmek üzere olduğunu, eğer bugün Pakistan vizesini alamazsam vizeyi gereksiz yere uzatmak zorunda kalacağımı, benim için yapabileceği bir şey olup olmadığını sordum ona. Önce konsolosluğu aradı. Aradığı kişiye ulaşamayınca, eline kalemi, kâğıdı aldı ve yazmaya başladı. Kâğıdı bana uzatırken, bu kâğıtla Pakistan Konsolosluğu’nda ilgili isme doğrudan gitmem halinde vizeyi aynı gün alabileceğimi söylediğinde çok mutlu olmuştum. Doğrusu ona nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim bir an. Bana elinden geldiğince yardımcı olmuş, sıcak bir çay ikram etmiş ve ilgili davranmıştı. Vakit kaybetmeden hemen kalktım. Sonrasında buraya tekrar gelecektim. Beni beklediğini söyledi ve uğurladı. Hemen bir atlı araba durdurup Pakistan Konsolosluğu’na gittim. Girişte söylediğim isim, beni içeriye almalarına yetmişti. Merdivenlerden hızlıca çıktım, kapıyı tıkladım. Ve doğrudan içeriye girdim. Kendimi tanıttım. Durumu anlattım ve Mert Bey’in yönlendirmesiyle burada olduğumun altını çizdim. Zarfı ve pasaportumu uzattım, gayet sakin ‘biraz bekleyin’ deyişi yine de kalbimin hızla atmasını durdurmaya yetmemişti. Ama içten içe inanıyordum ki bu iş çoktan bitmişti. Şansım yine yaver gitmişti…

Nitekim yarım saate kalmadı, vizeyi aldım. Teşekkür ettim. Merdivenlerden çocuklar gibi inerken, yolunda giden her şey için şükran doluydum. Mert Bey’e ufak bir armağan almak geldi içimden. Yakınlarda bir yerlerde bakınırken kukla satan bir Hintliye denk geldim. Hemen arkasından müzik sesi geliyordu. Öyle güzel bir müzikti ki bu, geleneksel çalgılarla çalındığını hemen anlamıştım. Kulağıma gelen şarkı da enfesti. Oradan ayrılamadım bir süre. Çocuk ilgimi fark etmiş olmalı ki, kukla satmak için dil dökmeye başladı. Şirin halleri, hınzır gülüşleriyle doğrusu çok sevimliydi. Ama vakit yoktu ve oradan zor ayrılıp armağanımı da alarak konsolosluğa geri döndüm. Gelişimi Mert Bey’e haber verdikleri o arada üniversite öğrencisi bir çocukla sohbete başladık. Hüseyin, burada bir üniversitede okuduğunu, Türkiye’ye gidip geldiğini söylediğinde çok kısa bir görüşme olduğundan ayrıntılı konuşamadık. Birbirimize iyi şanslar dileyip ayrıldık ve Mert Bey’in odasında aldığımda soluğu, akşamüzeriydi. Kapanma saatleri yaklaşıyordu. Doğrusu, bu kadar kısa zamanda sıkıntılı bir durumdan kurtulmuştum.

Ne zaman döneceğimi sordu. Dönüşümün de aynı yoldan karayolu ile olacağını söylediğimde beni vazgeçirmek için çok uğraştı. Pasaportumun fotokopisini aldı, başıma bir şey gelir diye de telefonlarımı istedi. Ve kendime çok dikkat etmemi söylerken endişeliydi. Ona endişe edecek bir şey olmadığını, uçak fiyatlarının yüksek olduğunu, Türkiye’den para istemektense karayolu ile geze, eğlene, yolda olmanın verdiği heyecanı yaşayarak dönmeyi tercih edeceğimi yineledim. Başını eğdi ve gittiğimde, Türkiye’ye ulaştığımda mutlaka ve mutlaka haber vermemi rica ederek bana iletişim adres ve telefonlarını verdi.

Vedalaştık. İşte, bir güzel insan daha yolculuğumda anlamlı bir yerdeydi…

 

Previous:

Ayrılış Vakti

Next:

Pembe Şehir

You may also like

Post a new comment