Sendük Kayaları

17 Mayıs of 2012 by

Kıbrıscık ve Seben ilçelerinin sınır çizgisini; 2.488 metre yüksekliğinde Batı Karadeniz’in en yüksek noktası olan Köroğlu Tepesi’nden doğup kaynakların, akarlarının karışımıyla oluşan Yaylaçayı bölgesinden geçen Aladağ Çayı’na doğru narince, bazen de azgınca akan Kınıkçı Deresi oluşturur.

Kınıkçı Deresi aynı zamanda yaklaşık 25 – 30 km’lik bir akış mesafesinde yine kendi adıyla tabir edilen Kınıkçı Kanyonu’nu oluşturmuştur. Özellikle bu kanyonun buram buram tarih ve doğa kokan bir yapısı var. Seben İlçesi köyleri olan, Çeltikdere, Yuva ve Kaş köyleri yakınlarındaki bin yıl öncesinde yaşantıların olduğu ve birçok medeniyetlerin bu bölgeyi yerleşke olarak seçtiği, bıraktıkları kaya evleri, mağaralar ve Çeltikdere Köyü yakınında bulunan Bizans kilisesi kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Kınıkçı Kanyonu; doğaseverler tarafından son zamanlarda yürüyüş parkuru olarak ismi duyulmaya başlayan doğallığı hiç bozulmamış çok farklı bir coğrafyayı içinde barındırıyor. Özellikle ilkbaharda rengârenk çiçekler ve ağaçların güzelliği kanyonun güzelliğini ve çekiciliğini bir kat daha artırıyor. Kıbrıscık yolu üzerinde bulunan Yaylaçayı bölgesinden güneybatı istikametine doğru başlayan Kınıkçı Kanyonu parkurunun başlangıç güzergâhında, o bölgede bulunan bazı köylerin yaylaları öncelikle sizi kucaklar.

Kınıkçı Kanyonu’nun doğu ve batı taraflarında Seben İlçesi’ne bağlı Yuva ve Kaş köyleri karşılıklı yerleşmiştir. Yuva Köyü, kanyonun doğu yönünde Kıbrıscık tarafındadır. Her iki tarafta da sarp ve görülmeye değer yer yer geçiş vermeyen yüksek kayalık sıraları vardır. Bu kayalıklardan Kaş Köyü tarafındaki sıra kayalıklara Sarnuç Kayaları, Yuva Köyü tarafında bulunan kaya sıralarına Sendük Kayaları denilmektedir. Her iki kayalıklarda araştırmacıların tespitlerine göre MS 1200 yıllarında yaşantıların olduğu, düşmanlardan korunma amaçlı, birbirine geçişli odalarla yapılmış kaya evleri, mağaralar mevcut.

Geçen yıl bu bölgeye yaptığımız yürüyüşte, Sendük Kayalığı’nın üzerinde bulunan kim tarafından, ne amaçla, ne zaman ve nasıl yapıldığı yöre halkı tarafından da bilinmeyen ardıç ağaçlarından yapılmış kaya yüzeyinde kulübeye benzeyen balkon şeklinde bir yapıt çok ilgimi çekti. Sendük Kayalarını hep karşıdan ve uzaktan görebilmiştim. Nisan ayının son Pazar gününde Çeltikdere Köyü’nden oldukça sıcak bir günde Sendük Kayalığı’na gitmeye ve uzaktan gördüğüm ağaç yapıtı incelemek için yola çıktım. Yürüyerek yaklaşık iki buçuk saatlik bir yürüyüş mesafesiyle kayalığa ulaştım. Gerçekten doğa sporlarını seven herkesin görmesi gereken, çok farklı doğal bir yapıya sahip bir bölge. Bir tarafta Sarnuç Kayalıkları bir tarafta bembeyaz köpüklü, yeşilliklerin arasından kıvrılarak akan, yerine göre kanyon kayalarının arasında kaybolan Kınıkçı Deresi ve paralelinizde size eşlik eden gökyüzü ile kucaklaşan heybetli Sendük Kayalıkları.

Sendük Kayalıkları’nda bulunan mağara ve kaya evlerine ulaştığınızda aşağıdan yukarıya doğru ağaç yapıta ulaşmanın mümkün olmadığı görülüyor. Yine aynı şekilde yukarıdan kulübeye inmekte amatörler için imkânsız. Belki uygun ekipmanla kaya tırmanış uzmanları eğer kaya yapısı uygunca bu kulübeye ulaşabilir. Ancak yaptığım araştırmalarda bu bölgedeki kaya yapısının çürük olduğu tırmanış için uygun olmadığı tehlikeli olabileceğini sonucuna ulaştım.

Ağaç yapıyı aşağıdan incelediğim kadarıyla her türlü hava koşuluna en dayanıklı ağaç türü olan ardıç ağaçlarında yapılmış olduğu dikkatimi çekti. Yapıtın alt kısmında tahta ızgaralar var. Bu tahtalar iskelet kısmına oyularak yerleştirilmiş. Bütün ağaçlar birbirine bu şekilde tutturulmuş. Bugünkü teknoloji ile bile çok maliyetli veya çok zor olan ağaç yapıt o günün şartlarında nasıl yerleştirildi ise koskoca kaya duvara monte edilmiş. Ağaç yapıtın arkasında kayalığa doğru giden bir kapı gözüküyor. Kaya yüzeyindeki ağaç yapıyla ilgili yöre halkından birkaç kişinin bildiği bazı hikâyeler var. Bu hikâyeleri de derlediğimde sizlerle paylaşacağım.

Bu tür yerleri Anadolu’muzda görmek mutlaka mümkündür. Ancak Bolu il sınırları içinde yer alan bu tarihi kalıntılara sahip çıkmamız, korumamız gerekiyor. Aksi takdirde bu tarihi yerleri önümüzdeki zamanlarda sadece fotoğraflarda izleyebiliriz. Çocuklarımıza da sadece taş yığıntıları kalabilir.

Yazı ve fotoğraflar: Gürbüz Ertem

Previous:

Büyükada’da Yazı Karşılamak

Next:

İzmir’in Tarihine Açılan Kapı: Kemeraltı

You may also like

Post a new comment