Sessizlik Tohumları

05 Haziran of 2011 by

Bhagsu, Dharamsala, 06 Kasım’06

Buluşma yeri ve saatinde hep birlikte girdiğimiz yer bir manastır havası veriyordu. Ve buraya ‘gompa’ diyorlardı. Gompa; meditasyon yapılan yer demekti. Yerdeki renk renk minderlere her birimiz yerleştik. Karşıda büyük bir Buda heykeli vardı. İçerisi tütsü kokuyordu…

İçeriye bir kadın girdi. Herkes ayağa kalktı. Kadın hafifçe yere başını eğerken biz de tekrar yerimize oturduk. Önce kendini tanıtarak başladı, yavaş konuşuyordu. Adı Linda’ydı. Tushita’dan, Tibet meditasyonlarından, Budizm’den bahsetti. Ve o yerinden kalkarken herkes ayağa kalktı.

Az sonra tekrar kapı açıldı ve içeriye giren Hollandalı üzerindeki Budist kıyafetlerle neşeli bir şekilde bizi selamladı. Dünyanın değişik ülkelerinden bir sürü insan vardı. Yaklaşık 40 kişi. Kendimi ve diğerlerini gözlüyordum. Burada olma nedenim biraz daha farklıydı; yaşamı izlemek, izlemek, izlemek; kendimi hiçbir şeyin içine koymadan.

Sıra birbirimizi tanımaya geldiğinde herkes sıra ile söz alarak kendinden bahsetti. Sıra bana geldiğinde, Hollandalı gülümseyerek “Miss Turkey” dedi. Herkes bana baktı. İngilizceme atıfta bulunarak yine de burada olmak istediğimle ilgili hakkımda bir şeyler söyledi. Ve bana dönerek “hoş geldin” dedi…

İnsanların enerjisi güzeldi. Herkes pırıl pırıldı. Kılık kıyafetleri rahattı, aralarında rastalılar, uzun saçlı erkekler, kafasını kazıtmış kızlar vardı. Farklıydılar. Belki de bir tepkiydi; önemli değil. Tepkiler gereklidir bence; sürecin oturması ve sonucunda ortaya çıkacak olanın çıkması için. İçerdeki farklılık dış görünümdeki farklılığı yansıtıyordu. İnsanları kıyafetlerine göre yargılayan bakış ne de kısırdı. İnsan kendini nasıl hissediyorsa öyle giyinmeliydi. Ve kimse kimseyi yargılama hakkına sahip değildi…

Pakistan’da gördüğüm bıyıklı, sakallı, sert görünüşlü, klasik giyinen erkekleri düşünmeden edemedim. Bu insanlar katı kuralları olan, kadın ve erkeğin farklı olduğuna, ayrı yerlerde durduğuna, ayrı görevleri olduğuna inanan bir görüşe sahipti. Şalvarlı, rastalı, uzun saçlı ve küpe takan erkeklerse güler yüzlü, gevşemiş, kadınsı yumuşaklığa ve duyarlılığa sahip, nazik ve anlayışlıydılar. Onlar kadın ve erkeğin el ele yürüyüşünün örneğiydi bana göre. Evrim daha sert, katı, hoşgörüsüz ve kuralcı olandan, esnek, hoşgörülü ve kuralsız olana doğru yürüyordu…

Budizm’i anlatan ve 10 günlük programın detaylarının da içinde olduğu dokümanlar her birimize dağıtıldıktan sonra, sıra öğle yemeğine gelmişti. Kampın olduğu yerin ormanın içinde oluşu zaten çok güzeldi ve birbirinden değişik ve güzel yemeği bu manzaraya karşı yemek de bir başka güzeldi. Sebze çorbası burada da karşıma çıkmıştı. İçinde hemen hemen her türlü sebze vardı ve karışım çorba kıvamında leziz bir tada dönüştürülmüştü. Elma turtası tatlı yeme ihtiyacı duymama neden oldu. Masada bol tereyağı vardı ve ekmeklerin tadı çok güzeldi. İran’dan bu yana ekmeğin nasıl da ülkelere göre farklı bir tat ve görünüm aldığını düşünmeden edemedim. Ama Hintlilerin çapatisi doğrusu içimde ayrı bir yere oturmuştu bile…

Karşımda oturan rastalı kızla selamlaştık. Üzerinde uzun renkli bir etek vardı. Zayıftı ve saçları çok hoştu. Adı Lasli’ydi. Yemek boyunca konuştuk, mutfağı temizleme sırası bugün onunmuş. Ben de tuvalet temizleyeceğim yarın. Yemek sonrası gompaya geçtik. Tütsü yakıp oturduk. İçerisi tamamen Tibet kültürünü yansıtıyordu. Manastırın meditasyon salonuna dönüştürülmüş hali gibiydi. Burasının üzerimdeki etkisi hafifleticiydi.

Herkes birer birer gelmeye başladı. Dikkatimi çeken şey her birimiz önceden nereye oturmuşsak o minderlerin aynını tercih ediyorduk. Ve eğer yanlışlıkla biri diğerinin minderine oturmuşsa nezaketle diğeri tarafından kaldırılıyordu. Herkes yerini işaretlemiş gibiydi.

Kapı açıldı ve Linda göründü. Ayağa kalktık. O oturunca herkes oturdu. Gong sesine dokunmasıyla birlikte, 5 dakika boyunca hepimiz derin bir sessizlikte kaldık; meditasyon halinde. Tekrar gong sesini duyduğumuzda, gözlerimizi açtık. Linda, birazdan birlikte yapacağımız Tibet meditasyonunda kılavuzluk yapacağını ve bizi yönlendireceğini söyledikten sonra gözlerimizi kapattık. Ve o konuşmaya başladı. Sesi yumuşaktı ve bir süre sonra o sesi daha derinden algılamaya başladım. Sanki bir odadaydım ve dışarıda hafif bir yağmur çiseliyordu. Ve çiseler kendi varlığımın içine yumuşak yumuşak, harmonik bir biçimde dağılıyorlardı…

Meditasyon öncesinde olduğu gibi sonrasında da birbirimizle konuşmuyorduk ve böylelikle o süre zarfında ortaya çıkan ruh halini normalde de sürdürmeyi öğreniyorduk. Hep birlikte sessiz kalmak muhteşem bir deneyimdi doğrusu. İnsanların çoğunluk olarak bir arada oldukları zamanlarda daha çok gürültünün ortaya çıktığını gördükten sonra böylesi bir çoğunluktan salt sessizliğin çıkması insanı dinginleştiriyordu. Hissettiğim şey sakinlik, dinginlik, kimseden bir şey beklemeden ve benden beklenilen bir şeyin olmadığı bir durumu deneyimliyor olduğumdu. Bu da içime ekilmiş sessizlik tohumların büyümesi demekti…

İnsanın zorunda olarak bir şeylerin içinde olmadığı bir durumda kendini yavaşlatması, düşüncelerini yavaşlatması ve daha dingin ve gevşemiş bir ruh haline girmesi daha kolay oluyor. Ustaların insanın ‘yaşamını boşaltmasının gerekliliğinden’ neden bu denli önemle bahsettiklerini şimdi daha iyi anlıyorum. İç dünyamız karmaşadan, kaostan, kirlilikten nasibini fazlaca aldığında düşüncelerin de at koşturması kaçınılmaz oluyor. Hal böyle olunca da sessizlik içinde kalmak imkânsızlaşıyor…

İçimize aldığımız her şey bir etkileşim başlatıyor. Ve o etkileşimle beraber içsel bir diyalog başlıyor. Kendi kendimizle konuşup duruyoruz. Ve bu içsel konuşma karşıdakine kendimizi yeteri kadar ifade edip edemediğimize göre şiddetleniyor ya da yavaşlıyor. Eğer kendimizi olduğu gibi saklamadan, gizlemeden, istediğimiz şekilde ifade edebiliyorsak iç baskı azalıyor. Edemiyorsak bilinçaltına attığımız çöplere dönüşüyor ve iç dünyamızı sallamaya devam ediyor…

Akşam yemeğinden sonra odama geçtim. Oda arkadaşım bir İngiliz. Günlük tutuyor ve çok az konuşuyor. Burada olmayı herkes çok ciddiye alıyor. Bir banyo alıp yatağa uzanıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Ormanın içinde maymunlarla birlikte olduğumu hayal ederek uykuya bırakıyorum kendimi…

 

 

Previous:

İçeride ve Dışarıda

Next:

Meditasyon

You may also like

Post a new comment