Shambala

01 Temmuz of 2011 by

Keşif zamanıydı. Dışarıyı çıkıp havayı koklamak için sabırsızlanıyordum. Her yerin üzerimde bıraktığı etki farklıydı, zaman farklıydı, yaşam farklıydı. Önce bir Nepal haritası satın aldım. Nehre bakan bir yere oturdum ve haritaya baktım. Harita üzerinde bir noktaya bakarken aynı anda da o noktanın içinde olmanın tadını, yeşil çay eşliğinde çıkarmak da bir başka güzeldi benim için…

Yol boyu yürüdüm, ta ki yol beni bir nehre çıkarana dek. Enfes bir görüntüydü. Nehir kenarına eşlik eden konuk evleri, dükkânlar, satıcılar ve insanlar sanki gözlerime bir tablonun içindeymiş gibi görünüyordu. En çok ilgimi çeken şeylerden biri de sanat evleriydi. Tablolar çok güzeldi, çizimler çok değişikti. Tibet, Nepal ve Hindistan arasında yaşadığım duygu alışverişi, baktığım her şeye daha yoğun bir anlam yüklüyor gibiydi.

Kalktım, dükkânların önünden geçerken kazakların, pantolonların, şalvarların kumaşları, dikimleri ve renklerinin ne kadar da değişik olduğu gözümden kaçmadı. Desenleri ve renkleri buraların kokusunu içinde taşıyor gibiydi. El işi olanları daha bir güzeldi. Yeni şeyler almak demek çantamdakileri bırakmam demekti. Yine de onlardan birkaç tane almadan buradan ayrılmayacağımı biliyordum. Derken dükkânların tabelalarına gözüm takıldı. Shambala Restaurant, Shambala Guest House, Shambala Cafe…

Shambala’nın adını okumak beni heyecanlandırmıştı doğrusu. Bugüne dek Shambala hakkında okuduğum kitaplar, izlediğim filmler geldi aklıma. Kitap sayfalarından ve televizyonun o cam ekranından çıkıp önüme gelmişler gibi hissettim bir an…

Shambala; Himalayaların, kimselerin bilmediği, bulamadığı bir yerinde var olan, insanlığın evrim yolculuğunda varacağı noktayı işaret eden, ruhsallığının doruğundaki mistik insanların yaşadığı kadim, mistik bir ülkedir…

Bir mitdir denilebilir mi Shambala için. Ya da sadece ezoterik bir kavram mı? Mitler bence gerçektir. O nedenle Shambala da gerçekten vardı. Çin’in manastırları yakıp yıkmasının, rahipleri öldürmesinin, Tibet’in geleneklerini yok etmeye çalışmasının nedenlerinden biridir aynı zamanda Shambala’ya ulaşamamış ve onu bulamamış olması. İnsanların maddesel gücü elinde bulundurmalarıyla ilgilendiği bir dünyada, ruhsal gücün önemini ve hiçbir maddeyle kıyaslanamayacak değerini hatırlatır Shambala. Onun gerçekten var olup olmadığı ile ilgili kanıtlar bulmaya çalışmak da aslında kendi ruhsal gücünü bulamamış ve aslında bunun ne anlama geldiğini bile bilmeyen insanlığın yaşadığı bir trajedidir. James Redfield Shambala’dan bahsettiği kitaplarında* bundan bolca söz eder. İnsanların içsel bir çekilimle, o bilinmeyen ülkeye, bilinmeyen yollardan an be an kendi adımlarıyla dokuduğu bir kilim gibi gidişinin hikâyesini anlatır. Shambala tüm öğretilerin, tüm felsefelerin gideceği yerdir. İçsel yolculukların ülkesidir ve bu nedenle de gizlidir. Kendi içindeki gizeme uzanan kişi Shambala’ya da ulaşır. Tibetliler için kutsaldır ve sutralarda yinelenen mantralar Shambala’ya uzanan çağrılar gibidir…

Shambala’nın gizemini çözmekten bahsedenler onu asla çözemeyecekler. Çünkü bu bir sorun ya da çözüm meselesi değildir. O insanlığın kendi içinde filizlenmeyen ruhsallığı olmadan bakıp göremediği gizemlerin en büyüğüdür…

Shambala benim gibiler için insanlığın gideceği yolu, kat ettiği mesafeleri ve kendi evrim yolunda ulaşacağı yeri anlatan, yaşayan bir semboldür. Orada olmak aslında kendi içinde olmak gibidir. Ve insan bir an gelir fark eder ki aslında Shambala insanın kendi içindedir…

* James Redfield, 9 Kehanet, Kehanetlerin gizemi ve 10. Kehanet…

 

Previous:

Pokhara Yolu

Next:

Buluşma Yeri

You may also like

Post a new comment