Şile Feneri

16 Ocak of 2011 by

Şile Feneri, İstanbul’un Şile İlçesi’nde bulunan ve İstanbul Boğazı ile Karadeniz’e hizmet veren deniz feneridir.

Türkiye’nin en büyük, dünyanın da ikinci büyük feneri Karadeniz’deki kıyı emniyetini sağlayan iki fenerden biri olan Şile Feneri, diğer büyük fenerler gibi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilen imtiyazlar sonucunda Fransız Fenerler İdaresi’nce 1859 yılında yaptırılmış. Fener deniz seviyesinden 60 metre yükseklikteki kayalıklar üzerinde 110 cm. kalınlığında kule şeklinde inşa edilmiş. 20 deniz mili görüş mesafesine sahip olan, kurmal sistemli fener, ilk dönemlerde 3 fitilli gaz lambası ile çalışırken, 1968 yılında elektrikle çalışmaya başlamıştır. Bir dönüşünü 120 saniyede tamamlayan fener ışığı sekiz adet göz biçimli mercekten yayılırken, fenerin çalışması duvar saatlerinde kullanılan sarkaç sistemi ile gerçekleşiyor ve dişli tertibatı iki saatte bir kuruluyor. Bugün müzeye çevrilen Şile Feneri’nin 150 yıllık bir geçmişi vardır.

Yunanca bir kelime olan Şile’nin anlamı ‘yaban çiçeği’dir. Şile adını bir bitki türü olan mercanköşkten alır.

İlçede iskân çok eskiye dayanır. Şile çevresinin tarih öncesinde (Cilalı Taş Devri) iskân edildiğini göstermektedir. Kefken ile Bulgaristan sınırı arasındaki Karadeniz sahil kesiminde yapılan tarih öncesine ilişkin çalışmalarda, çeşitli yerlerde Paleolitik Çağ’ın muhtelif bölümlerine ve özellikle Epi-Paleolitik Dönem’e ait birçok konak yeri ve işlik saptanmıştır. Buluntu yerlerinin sayısındaki artıştan, buzul sonrası dönemde (yaklaşık MÖ 12000 ile 6000 arasında) Karadeniz kıyı şeridi üzerinde önemli bir nüfus yoğunluğunun olduğu açıkça bellidir. Nitekim İstanbul’un en eski buluntu yerleri arasında Şile’nin Ağva ve Sahilköy (Domalı) köyleri bulunmaktadır. Marmara kıyısında Ambarlı’yı da içine alan kıyı konak yerlerinden biri olan Sahilköy, aynı adı taşıyan koyun kuzeyindeki kumluğun batısındadır. Sahilköy’e ait yontma taş aletler, Göztepe ve Kazlar Deresi’nin doğusuna rastlayan Dereağzı Tepesi üzerinde toplanmıştır. Ayrıca, ilçede o dönem insanının yaşamı için elverişli çok sayıda mağara bulunmaktadır.

Şile, Antik Çağ’da iki defa istilaya uğramıştır. Birinci istila, eski Yunanlıların Pers seferinden geri dönüşlerinde komutanları Xenophon tarafından, ikincisi de kıyı şeridini takip ederek ilerleyen Roma komutanı Lucullus tarafından gerçekleştirilmiştir. Roma Dönemi’nin izleri hala Şile’de görülmektedir. Doğu Roma İmparatoru Diokletianus Zamanı’nda (284 – 305), İnkese, Sofular gibi Şile mağaraları ilk inanan Hıristiyanlar için tabii korunaklar olmuştur. Gürlek Mağarası, Doğu Roma askerlerinin yakaladığı ilk inanan Hıristiyanları hapsettikleri bir cezaevi gibi kullanılmıştır. Selçuklu Türkleri Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile 1090 senesinde Şile’yi ele geçirdiler. 1097 senesinde ise 1. Haçlı Orduları Şile’yi Selçuklulardan geri almıştır. Şile’nin geri alınması ancak Yıldırım Bayezid Dönemi’nde mümkün olmuştur. Şile, I. Dünya Savaşı’na kadar 500 yıl boyunca Türkler’ in yönetiminde rahat bir yaşam sürmüştür. Daha sonra, İstanbul’un işgaliyle birlikte İngilizler’ den cesaret alan Rumlar, Şile çevresine yerleşerek Dumlupınar Zaferi’ne kadar işgallerini sürdürmüşlerdir.

 

19. yüzyıl Osmanlı kayıtlarına göre Şile Kazası, 1846’da Zaptiye Müşirliği’ne bağlıydı. 1876’da Şile Kazası’nın Dersaadet Şehremaneti’ne bağlandığı görülür. 1877 Devlet Salnamesi’nde ise Şile, Zaptiye Nezaretine bağlı Üsküdar Mutasarrıflığı’na bağlıdır. 1924’de bütün sancaklar (mutasarrafflık) vilayet yapıldığında Şile’nin Üsküdar’a bağlılığı devam etmiştir. 1926’da yapılan yeni düzenlemeyle Üsküdar, kaza haline getirilip İstanbul Vilayeti’ne bağlanınca; Şile Kazası da Üsküdar’la aynı yapı içinde yer almıştır. Ayrıca Şile, Cumhuriyet’in kuruluşu ile oluşturulan ilk belediyelerden biridir.

 

İşte böylesi tarihi bir yer olan Şile’ye her gittiğinizde ayrı bir duygu yaşayabiliyorsunuz. Her mevsim farklı güzellikte bir günbatımına sahip olan Şile’de fenerden günbatımını seyretmenin keyfi de bambaşkadır.

Fenerin büyüklüğü ve bulunduğu yer dolayısıyla ihtişamlı görüntüsü sizi büyülüyor ve Şile’nin sembolü haline gelmiş bulunuyor.

 

Şile’den Ağva’ya doğru yol alırken içerlerde kalan Akçakese gibi köylerin kumsalları ve günbatımları da muhteşemdir. Şile’ye bir kez gitmeyle doyabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz… Ben defalarca gitmeme rağmen hala doyabilmiş değilim.

Previous:

Kıyıköy

Next:

Alanya Feneri

You may also like

Post a new comment