Şile’ye Yolculuk Olmalı Yolculuk…

24 Temmuz of 2012 by

Yeşil erik ağacının altında, oyuncak bebeğine ninni söyleyen çocuk sesi geliyor kulağıma, uzaktan uzaktan…

– Uyu uyu, uyu ki büyü…

Sıcak ve nemden bunalmış halde uzaklara dalıp dalıp çıkarken bu sesle ayılıyorum. Rüzgârın esintisi, erik ağaçlarının muhteşem görüntüsü olmasa, sıcak seninle aram pek iyi değil biliyorsun. Yine de sayende ortaya çıkan doğanın enfes güzelliklerini görebildiğim için, sonsuza dek kabulümsün.

Bir şiir not almışım, Orhan Veli’den;

‘Duyduğum yoktu ne vakittir,

Güvercin sesi, kumru sesi pencerede,

İçime gene yolculuk mu düştü, nedir?

Nedir bu yosun kokusu,

Martıların gürültüsü havalarda,

Nedir?

Yolculuk olmalı, yolculuk.’

Hazırlıksız yollardayım. Yolculuk öncesi çanta hazırlamanın keyfi kadar, öylece kalakalmak da pek lezzetlidir. Olanla yetinmeyi öğretir insana.

Şile yollarına düştük bu kez, Şile Bezi Festivali’ni görmek, biraz incelemek, biraz kaçmak, biraz iş için…

Festival’in ilk günü misafir olduk, erik ağaçlarının tatlı sahiplerine. Misafirperverlik üst seviyede. Yediğimiz her şey ev yapımı ve doğal. Ev sahibemiz bu işe pek meraklı. Kendi hazırladığı tuzsuz peynirinden, doğal tereyağlı eriştelerinden, yoğurtlu çorbasından ve konsantre tarçınlı – erik şuruplarından ikram ediyor sırayla. Yiyeceklerin tadına, bizim de keyfimize diyecek yok. Sanırım ikram faslı hiç bitmeyecek gibi. Kendisini en kısa zamanda İstanbul’a meşhur olmaya davet ediyoruz. Pardon popüler…

Yemek sonrası zamanı iyi değerlendirmek için planlar yapıldı.

Şile merkez gezintisi, isteyenlere deniz, kum, güneş, akşam çiftlik evde mangal partisi, ardından festival stand ziyaretleri, Göksel konseri ve sabaha kadar çiftlik evin bahçesinde canlı müzik ziyafeti…

Şile festival alanına erken bir ziyaret yapıyoruz. Alana giderken, meşhur ‘Ağlayan Kaya’ aklıma geliyor. Bu hüzünlü bir aşk hikâyesi. Kavuşamayan iki gencin ölümüne ağlayan kayaların efsanesi. Karşımda duran kayalar onlar mı yoksa?

– Aman durun ağlamayın şimdi, lütfen!

Her anın fotoğrafını çekiyorum arsızca.

Ardından 150 yıllık Şile Feneri’nin, Şile bezi ile sarılmış olduğu görsel çalışma aklıma geldi. Güzel fikir doğrusu. Şile bezi dünyaya tanıtılması gereken bir marka olmalı. Doğru işler yapılırsa çok iyi bir malzeme olacağı kesin.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden yöresel ve özgün sanatsal motiflerin sunulduğu standlar vardı, Şile festivalinde. Bizi çiçeklerle süsleyen ve festival boyunca en kalabalık stand olan Ukrayna’ya bayıldım. Meksika’nın kendine özgü canlı renklerle bezeli tasarımları, dikişsiz bez bebekler, Avusturya’nın sanatsal sunumu, Japonların origami gösterisi, Şile bezi dokuma tezgâhları ve kadınların elde işleme gösterisi, Kayseri’den, İstanbul’dan ve Türkiye’nin pek çok bölgesinden gelen yöresel ve sanatsal sunumlar gerçekleşti. Çeşit çeşit, rengârenkti stantlar.

Kremsiz, şapkasız sokağa çıkmayanlardan bendeniz, Şile güneşinin altında ertesi gün hafiften kavrulmaya karar verdim. Ahmetli’deki çiftlik evde, vişne ağaçlarının altında hazırlanmış muhteşem bir kahvaltı sonrası, ’Gel Bakalım Beach’teyiz bu kez.

Karadeniz’in dalgalı, topraklı sularında hafiften kıyıda yuvarlanıyor Şile halkı. Haftasonu İstanbul’da 40 derecelere varan sıcaklar olduğunu duyunca, doğru yerde olduğumuzu düşünüyorum.

Ekipten bazıları, surf boat için kürek çekmeye hazırlanıyor. Küçük ve hızlı bir eğitimden sonra güneşin kavurucu sıcağına dayanıklı koyu tenler, Şile sahilinde küreklere asılmaya başladı bile. Bari eğitim kısmını iyice dinleyip, biraz spor yaptıktan sonra mutlaka denemeli diyerek kameraya alıyorum olanı biteni.

Avustralya’dan gelen bir eğitmen eşliğinde Şile de Surf Boat eğitimleri devam ediyor. Bizim Surf Boat hocamız Emre Hoca, misafir olduğumuz çiftlik sakinlerinin oğlu aynı zamanda. Yurtiçi ve yurtdışında ekip olarak yarışlara katılıyorlar. Kollar ve vücut bu işe gayet müsait. Bir özendim ki sormayın. Döner dönmez spora başlıyorum kesin.

Kondisyonu yerinde olanlar, Şile’ye gelip bu eğlenceli sporu kaçırmamalı diyorum. Şile İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla İstanbulluların uğrak yeri. Ama gelişmeli mi, böyle doğal mı kalmalı karar veremedim birden. Kendine özgü haliyle çok güzel. Ve sanırım doğallığı bozmadan da gelişebilmek mümkün.

Şile ve Şile bezi gelişmeli, bir şeyler yapılmalı şile bezi için, tanıtılmalı dünyaya. Bugüne kadar pek çok şey yapılmış ama daha iyi pazarlanmalı. Ses getirmeli. Çok kıymetli bir markamız haline dönüşmeli. Sadece yılda 3 günlük festivalle sınırlı kalmamalı.

Çok kıymetli Şile Belediyesi’nin kültür – sanat ekibi, iyi bir yaratıcı event ajansı ve güçlü bir fikri proje bir araya gelirse bu iş olur. Neden olmasın ki?

Biz tatil rehavetiyle dinlenmiş, yıldızlara saf saf bakarken fikri de bulduk…

Bizden söylemesi.

Yazı ve fotoğraflar: Buket Şengül

 

Previous:

Doğu Karadeniz, İlle De Fırtına Vadisi

Next:

Cin Köprü

You may also like

  • 11 Tem

    Kaş: Uyuyan Adam Kayası

    Gezi

    Kaş’a uzun yıllar gitmedim. Yok, çok uzak dedim, yok, yolu kötü dedim, yok oraya gidince ...

  • 18 Eki

    Meteora Manastırları

    Gezi

    ‘Meteoros’ Yunanca ‘havada asılı’ demek. Yunanistan’ın Kalambaka Bölgesi’nde yüksekliği 400-500 metreye varan kayaların tepesinde 10. ...

  • 20 Ara

    Kars’ta Anı Yakala

    Gezi

    Stres ve koşuşturmanın içinden bir ‘an’ uçup gittik bir hafta sonu. Akrep ve yelkovanın donduğu ...

  • 24 Eki

    Akdeniz’de Bir Cennet; Rodos

    Gezi

    Rodos Sokaklari Rodos, Ege Denizi’ndeki 12 Adalar’ın en büyüğü, 2.400 yıllık bir yerleşim yeri. Rodos Adası, ...

Post a new comment