Şiraz’da Bir Ev

30 Nisan of 2011 by

08 Ekim, Şiraz

Şiraz’da doğrudan şehir merkezine inip konaklayacağım bir otel aradım. Nitekim kolaylıkla bir yer* buldum. Karnım aç olduğundan çantamı odaya koyup bir şeyler atıştırmak üzere lobiye indim. Ramazan ayı olduğu için mutfağın kapalı olduğunu öğrenmemle birlikte karşıdan gelen ‘sizin için bir şeyler yapabiliriz’ yaklaşımına doğrusu çok sevindim. Oturdum ve beklemeye başladım.

İşte yine başka bir şehir ve konaklamak üzere bulunduğum gelip geçici bir mekân. Kendiliğinden hissettiğim şeye odaklandım. Gitgide yolda olmanın bastırılamaz heyecanı ile an be an değişen bir şeyi kendi adımlarımla dokuyor oluşum ve bu duygunun beni çok, daha çok hissetmeye götürüyor oluşu benim için çok sıra dışı!

Sahip olduklarımı geride bıraktım. Kendimi bu dünyada misafir gibi hissediyorum. Sanki bir gizemin içinde gibiyim. Bugüne dek tekrar ve tekrar yaptıklarımın içinde kendimi değerlendirdiğim ve değerlendirildiğim bir dünyadan uzakta ama keşfetmek üzere çıktığım ve sadece bu anın hüküm sürdüğü ve nerede olursam olayım, ne yapıyor olursam olayım salt bir hissedişin beni kucakladığı başka bir dünyanın kenarındayım. Geçmişi ve geleceği olmayan bir dünyanın…

Özgürlük! Gitgide anlamını daha da içselleştirmenin ve hissetmenin ne demek olduğunu deneyimliyorum. O yaşamımda her zaman vardı, içten içe bir yanımın peşinden koştuğu, diğer yanımın çekiştirerek beni alıkoyduğu. Ve özgürlük gitgide büyüyen, büyüdükçe de önüne gelen her şeyi yıkıp yoluna devam eden bir rüzgâr, bir devinim, bir anlayış olarak büyüdükçe içimde, içine sığamadığım şeyler de artıyordu. Henüz ciddi anlamda bunu deneyimlemenin başlangıcındayım yine de. Şimdi burada oluşum tamamen hissettiklerimin peşinden gidiyor olmanın bir sonucuydu. Ve hissettiklerim ve hissettiklerimin bana işaret ettiği yol aynı anda özgürlüğün yoluydu!

Derken önüme konan bir tabakla bulunduğum ana geri döndüm. Beyaz porselen tabak ve yanında bir fincan çay, biraz soğuk hissettirdi bana. Çayı bardakta seviyor oluşum, fincanda içmek zorunda kalışıma sevinemedi.

Ardından dışarıya çıktım. İçimden‘keşke burada da Süheyla’ların evi gibi sıcak bir evde konuk olsam’ diye geçirirken otelin hemen karşısında bulunan bir eve gitmekte olan bir adamla selamlaştık. Adamın elinde upuzun pideler vardı. Yabancı olduğumu anlayınca el kol hareketleriyle beni evine davet etti. İçimden geçen şeyin hemen kısacık bir zaman diliminde gerçekleşiyor oluşuna hayretle, düştüm adamın peşine. Bir avluya girdik önce, yüksek duvarlı, demir bir kapının ardından. Sonra evin kapısından çıkan bir kadın meraklı gözlerle baktı bana. Aralarında geçen konuşmanın ardından içeriye buyur edildim. Ayak bastığım yer, geniş bir salondu. Boylu boyunca uzanan halıları gördüm ardından. Salonun boşluğu sıcak bir his uyandırdı içimde. Tavandan aşağıya kadar inen perdeler, evin tavanının ne denli yüksek olduğunun altını çizerken bu yüksekliğin bir ferahlıkla duyularıma eşlik ettiğini hissettim. Oturduk. Adının Muhammed olduğunu öğrendiğim oğulları hafif yere doğru eğilerek İngilizce “hoş geldin” dedi. Kendi aralarında Farsça konuşuyorlardı. Muhammed konuşmalarımızı anne ve babasına çeviriyordu. Konuşmaların aralarında şaşırma hareketini pek sık yapışları dikkatimi çekti. Babası meraklı ve sevimli bakışlarıyla beni inceliyor, annesi garip ve sakin duruşuyla bir bana bir Muhammed’e, bir kocasına bakıyordu. Bakışlarının sabit durmaması, sürekli gezinmesi ilgimi çekmişti. Hakkımda öğrenmek istedikleri ile ilgili sorular peşi sıra gelirken, annesinin genellikle sessiz kalışını gözlüyordum. Tabii tek başına bir kadının yabancı bir ülkeye gelişi onlar için sık karşılaşılan bir durum değildi. Beni tebrik edip durdular. Annesi ani bir hareketle mutfağa gitti, benim için hemen bir sofra kurdu. Aç olmadığımı yinelemem pek bir işe yaramadı. Derken kapı çaldı, gözlüklü bir çocuk daha girdi içeri. Dördünün de gözlük kullanıyor oluşları dikkatimi çekerken benim de gözlük kullanıyor oluşum takımı tamamlamıştı.

Yemeğin ardından çay içtik. İşte şimdi bardakla çay içmenin vazgeçilemez keyfini yaşıyordum. Bir daha, bir daha derken keyfim hepten yerine geldi. İşte sıcak bir ev, sıcak insanlar ve İranlı bir aileyi daha tanıma güzelliğini yaşıyor olmak. Yeni insanlar tanımak benim en çok sevdiğim şeylerden biriydi. Aslında otellerden çok ailelerin yanında kalmaya odaklanmış durumdaydım. Geçip gittiğim yerlerin insanlarını tanımak ve yaşamak istiyordum. Ve onlar da beni tanısınlar istiyordum. Niyetim buydu ve bu niyeti yol boyunca taşıyacağımı biliyordum.

Kalkmak üzere hazırlanırken Muhammed istersem burada kalabileceğimi söyledi. Niyetim iş başındaydı. Bir an durdum ve kendi kendime gülümsedim. Çantamı almak ve hesabı kapatmak üzere otelin yolunu tuttum.

* Hafez Hotel

 

 

 

 

 

 

Previous:

Nakş-ı Cihan

Next:

Muhammed

You may also like

Post a new comment