Sis Yolu

16 Temmuz of 2011 by

Nagarkot, Nepal, 31 Ocak’06

Sabah yılın son gününe uyandım. Geride bırakılacak olan ve karşılamaya hazırlanılan yılın son gününe. Zamanın bu şekilde, tarihsel belirlemelerle değil de doğal zamanın kendi döngüsel devinimleriyle hareket ettiğine olan inancım, yeni yılla birlikte yapılan hazırlıkların heyecanının her ne kadar olanca bütünlüğüyle içinde olamasa da, akıntıya ben de katıldım. Yapılan hazırlıklara biraz yardım ettim, masalara konulan mumları yerleştirdim ve sonra Min Tamang’ın yanına domates çorbası içmeye gittim.


Tekrar beni gördüğüne sevinip bu sefer daha bir özene bezene yaptığı çorbayı önüme koydu ve izin alarak yanımdaki kütüğe oturdu. Konuşmaya başladık. Konunun dümenini Şamanlardan yana açtım ve ona sordum; “buralarda bir şaman bulabilir miyim” diye. Tamam diye düzeltti ve orman köylerinden birinde yaşayan bir şaman tanıdığını söyledi. Ve ona beni götürmesinin mümkün olup olmadığını sorunca da önce düşünüp sonra “olur” dedi. Hem şaşkın hem de sevinçliydim. Ertesi gün yılbaşı sonrasıydı ve bir gün sonrasına sabah erkenden buluşmak üzere randevulaştık ve ayrıldık.

Yolda yürürken etrafa baktım, bulunduğum yerden teraslarla düzenli olarak vadiye inen yamaçları izledim ve hala daha sis göremediğim için havanın biraz daha soğumasını diledim. Tekrar konukevine döndüğümde odaya doğru giden birkaç basamaklı merdivende o çocuğu gördüm. Beni görünce gülerek ‘işte budur’ işareti yaptı ve selamlaştık. Ardından Rupees gülerek gece bir parti olacağını ve katılmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Parti buradan yarım saatlik bir mesafede açık alanda olacaktı. ‘Olur’ dedim ve şöminenin başına geçtim. O gece parti zamanına kadar şömine başında oturduk, fonda Nepal müziği çalıyordu. Herkes kaşık, çatal, ne bulursa ritim tutarak şarkıya eşlik etti. Ve elden ele dolaşan bir tütün bana da geldi. Bir nefes alıp yanımdakine verdim. Ne içtiğimi bilmiyordum, sonradan anladım ve ikincisinde yanımdakine verdim sıramı…

Gece parti zamanıydı ve Rupees beni çağırdı. Dışarıya çıktım ve havanın soğuduğunu o zaman fark ettim. Motorun arkasına atladım ve yola çıktık. Sis inmişti, bir metre önümüzü göremiyorduk, Rupees sis değil ama çakalların önümüze çıkma ihtimali olabileceğinden ürktüğünü söyledi. Ben halimden memnundum. Sisi yararak içinden geçip gidiyorduk, soğuk hava yüzümü yalayıp geçiyordu. Bir rüyadaymışım gibiydi. O gece ve o yol içinde uzun süre kalmak isteyebileceğim türdendi ve sis benim bilinmezlerimden biri olarak beni içine kabul etmişti. O gün sis dilemiştim ve işte sis gelmişti…

Gittik, gittik, çok yavaş ilerliyorduk. Bir ara kollarımı açtım ve “sis” diye bağırdım. Rupees de kollarını açtı, işte o zaman da ürküp “kollarını sen açma” diye bağırdım. İkimiz de güldük. Ve parti yerine vardığımızda insanlar çoktan dans etmeye başlamışlardı bile. Rupees oldukça şişman bir adamı işaret ederek müzikleri ve organizasyonu onun düzenlediğini söyledi. Ve karşıda duran büyük bir perdede ‘trans dance meditation party’ yazıyordu. Partinin meditasyonla ilgisi vardı demek ki. Ve müzikler dans meditasyonlarına uygun olarak seçilmişlerdi. Farklı noktalarda ateş yakılmıştı. Gecenin karanlığında ateş çok güzel görünüyordu ve hem ısıtıyor hem de varlığıyla geceyi anlamlandırıyordu. Ben de ateşin etrafında hem ısınıyor hem de ritmin içimde hissettirdiği duyguya bırakıyordum kendimi.
Dans harika bir şeydi. Dans etmek de öyle ve ateş ve sis de…

Previous:

Himalayalarda Bir Dağ Köyü

Next:

Nepal’de Bir Şaman Buldum

You may also like

Post a new comment