Su

23 Haziran of 2011 by

Hani, vatan hasreti ile yanıp tutuşan bir gurbetçi memleketine yıllar sonra ayak basar ya,

Hani, bir çocuk, hastane köşesinde, annesinin kucağında, saatlerce bir noktaya kilitlenmiş bakarken yıllar sonra bir böbrek haberi alır ya,


Hani, hapishane kapısı açılır da, bir mahkûm seneler sonra karısına kavuşur ya,

Hani, pusuya yatmış bekleyen bir şeytan, ensesinden yakaladığı bir insanın işlediği günaha şahit olur ya,

Hani, bülbülün güle hasreti biter ya,

Hani, Ferhat dağı deler de Şirin’ine kavuşur ya, (Kavuşmuş mu onu da bilmiyorum)

Hani Mecnun çöllerde Leyla’sına rastlar ya,

Hani Mekke, sürgüne gönderdiği ‘sevgilisine’ yeniden kavuşur ya,

İşte tam da böyle bir şey, Tokluca Köyü’nün suya kavuşması…

Gazeteye gelip, bilgisayarın başına oturup, bu yazıyı kaleme almaya başladığımda yüzüm gülüyordu.

Bir köy, köyün çorak toprakları sulama suyuna kavuşuyor, peki ya bana ne oluyordu?

Benim arazim, ağaçlarım, tarlam mı vardı?

Bir haber işte, bunda ne var, bir köy suya kavuşmuş, amma da abartıyorsun ha, diyeceksiniz biliyorum.

Ama o su, toprağın kanı…

Bir beden nasıl kana ihtiyaç duyarsa, toprak ta öyle suya…

Bir toprağın suyla buluşmasını, iki sevgilinin vuslatı gibi değil, bir tabiat olayı gibi görürseniz, diyecek lafım yok size…

Su, hayattır…

Su sadece tarım değildir, altın renkli kayısı değildir, ekonomi değildir, yemyeşil bir erik, kıpkırmızı bir domates değildir. Su mideye değil, göze gelir.

Su, yüreğinizdedir.

Su, bir çiçektir. Su, o çiçeğe konan bir arıdır. Kayısı dalını süsleyen bir bülbül ve su, kayısı ağacının dibinde biten ayrık bir ottur.

Su, iki kayısı ağacı arasında gidip gelen bir yel, şeftali ağacının geceleyin gövdesine yaslanıp ay’ı seyretmektir.

Su, sabahın ilk ışıklarıyla beraber omzunda kürek, bir türkü çağırarak kuşlara eşlik etmektir.

Su, çalı dibinde senin gölgenden kaçan bir kertenkele, vın diye kayalıklar arasında deliğine giren bir yılandır.

Su, gecenin huzur veren dinginliğinde parıl parıl ışıldayan bir böcektir. Su, sonbahar olunca sararan, ilkbahar olunca yeşeren bir yapraktır. Su, soğuk bir kış günü yakarak ısındığınız bir gazeldir.

Su, kavak ağacının dalları arasına kurulan bir kuş yuvasıdır,

Su; bir gülücüktür.

Su, yeşeren bir buğdayı gördüğünüzde gözlerden akan iki damla yaştır.

Su, yemyeşil vadiyi en yüksek tepeden seyrederken içinizde bir ağaç gibi yeşeren iki kıtalık bir şiirdir,

Su, kerpiç bir evin penceresinden batan güneşi seyrederken bir dedenin kucağındaki torununa kondurduğu bir öpücüktür,

Su, kuzuların melemesidir,

Su, köylünün arka cebinden çıkardığı toprak kokan mendili ile alnından sildiği terdir,

Su, sineden kopup gelen iki kelimenin sonsuz alemde yankılandığı bir sestir: “Çok şükür”

Su, hayattır.

Ve Tokluca Köyü’ne su değil, hayat geldi.

Çok şükür.

Yazı ve fotoğraf: Alişan Hayırlı

 

 

Previous:

Yaşamak İçin Yürümeli

Next:

‘Açma Çiçek, Ağlatma Beni’

You may also like

Post a new comment